07.03.2008 14:46
Florya Manzaralı Ankara Apartmanı
Temeli Bakırköyspor’da attı. 11 yaşındaydı. Çok çalıştı, kumu da kendi taşıdı, tuğlaları da kendi dizdi. 17 yaşında gitti Başkent’e. Ankara’da 5 kat çıktı kariyer apartmanına. 5. kat, Florya manzaralıydı. Hayalini kurduğu manzaraya uzaktan bakmak yerine; o tablonun içinde olmayı tercih etti. Song’un Afrika Kupası’nda olduğu dönem için “Alışamamak gibi bir şansım yoktu” diyor Emre Güngör...
“Yıllardır sarı kırmızı formayı giyiyormuş, Emre hep o defansın göbeğindeymiş”i yaşattı tribünlere. Sahadaki performansı ayakta bir alkışı hak ediyor ama biz öncelikle saha dışındaki beyefendi kişiliğine, sıcakkanlı diyaloglarına, özgüvenine ve samimiyetine şapka çıkarttık. Galatasaray, iyi bir futbolcudan çok daha ötesini kazandı...
(Röportaj: Bülent Timurlenk | Galatasaray Dergisi, Mart 2008, Sayı: 65)
Futbolla tanıştığın günlerden başlayalım. Nerede, ne zaman başladın futbola?
Küçüklüğümden beri futbola bir hevesim vardı. Bakırköyspor’un seçmeleri olduğunu öğrendik. Oraya katıldım ve seçmeleri kazandım. Minik takımdan, A takıma kadar bütün takımlarda oynadım. A takımda bir sene oynadım, Bakırköyspor’da. Ardından Ankaragücü’ne transfer oldum.
İstanbul’da nerede oturuyordunuz?
Haznedar’da.
Galatasaray’ın altyapısına girme girişimin olmuş muydu?
Yine burada (Bakırköy) futbol okuluna gelmiştim. Benim zamanımda ağabeylerim küçük takımdan başlamanın daha iyi olacağını söylediler.
Bakırköy seçmelerine girdiğinde kaç yaşındaydın?
Ortaokula gidiyordum. 11 yaşındaydım. Küçüklüğümden beri futbolcu olmak istiyordum. Mahallede boş alanlarda hep futbol oynardık. Hep futbolu düşünürdüm. Seçmelere orta saha, forvet olarak girmiştim. Sonra fiziğimin iyi olduğunu gördüler. Hocalarım beni defansa aldılar. Kendi yaş grubum için fiziğim biraz daha iyiydi.
Türkiye’de fizikli, güçlü stoper eksiği var. Bu senin yaş grubunda altyapıya oyuncu alınırken dikkat edilen bir ayrıntı mı? Yoksa biraz daha topla haşır neşir kısa boylu çocuklar mı tercih ediliyor?
Genel olarak bakıyorlar. Uzun ya da kısa… Kim daha yetenekliyse, kim daha iyi topu kullanıyorsa ona göre seçiyorlar.
İstanbul’dan Anadolu’ya gitme kararı kolay verilecek bir karar değil. O kararı nasıl verdin? O dönemde Ankaragücü dışında başka teklifler de var mıydı?
O zaman bayağı bir teklif vardı. Gençlerbirliği de yanılmıyorsam teklifte bulunmuştu. Başka kulüpler de vardı. Bakırköyspor’un A takımında oynarken yaşım küçüktü, o yüzden takip ediliyordum. Kısmet Ankaragücü’ne oldu. 17 yaşındaydım Ankaragücü’ne transfer olduğumda. İlk gittiğimde Ankaragücü’ne bir buçuk sezon kaldım. Ardından Türk Telekom’a kiralık olarak transfer oldum. 2. Lig A Kategorisi’nde bir buçuk sezon oynadım. 4 sezondur da Ankaragücü’nde forma giyiyordum. Son iki sezonda da kaptanlık yaptım.
Türk Telekom’a gitmek seni üzdü mü? Sonuçta birinci ligden ikinci lige bir transferdi…
Yok, aslında ben kendi isteğimle transfer oldum Telekom’a. İlk 18’de yer buluyordum ama sahaya çıkamıyordum Ankaragücü’nde. Futbolcu her zaman oynamak ister. Orada oynayabilecektim. Türk Telekom’da 34 maçın 32’sinde forma giydim. Bu performansımın sonucunda Ümit Milli Takım’a seçildim. Ardından son 4 sezonda Ankaragücü’nde ilk 11’de devamlı forma giydim.
Milli takımlarda her yaş kategorisinde ter dökmüşsün...
C Genç, B Genç, A Genç Milli takımlarında da forma giydim. 22 kez de Ümit Milli oldum. Sadece A Milli olmadım.
Kaç teknik adamla çalıştın?
Çok fazla teknik adamla çalıştım. Mesela Hikmet Hoca (Karaman) ile iki kez çalıştık. İlk gittiğimde Ersun Yanal vardı. Ardından yabancı bir hoca ile çalıştım. Daha sonra Tevfik Lav, ardından da Rıza Çalımbay geldi. Onlarla fazla çalışma imkanım olmadı. Tekrar takıma döndüğümde Reha Kapsal vardı takımın başında. O gidince yerine Sakıp Özberk geldi. Üç maç beraberdik Sakıp Hoca ile. Sakıp Hoca gidince Yılmaz Vural ile çalışmaya başladık. Yılmaz Hoca’dan sonra da altyapıdan Adnan Hoca ile çalıştık. Bu sezonun başında ise Briegel vardı takımın başında. Daha sonra Hakan Kutlu geldi. Bir sezonda üç hoca değiştirdiğimiz oluyordu. Briegel’in bana çok faydası oldu, onu da söylemeliyim.
Bu kadar teknik adamla çalışmak futbolcunun kariyerine zarar veriyor mu?
Hocaların tarzları farklı farklı. İdmandan tutun da ısındırma şekline kadar birçok fark var. Ben Hikmet Karaman’ın çok fazla faydasını gördüm. Bana çok güvendi. Beni maçlarda serbest bıraktı. İdmanlarda özel ilgi gösterdi, yardımcı oldu. Ona da buradan teşekkür ediyorum.
Ankaragücü, Ankara’daki diğer takımlara bakıldığı zaman futbolcu açısından oynanması en zor kulüp. Taraftar baskısı var...
Fanatik bir taraftarı var Ankaragücü’nün. Kötü sonuç alındığı zaman taraftarın bir baskısı oluyor.
Ankara’da üç kulüp aynı stadı kullanıyor. İnanılmaz kötü bir zemin. Sence Ankara dört takımı kaldırabiliyor mu?
Bu işler maddi güce bakıyor. Maddi durumun iyi ise her şeyi kaldırırsın. Ama taraftar açısından bakarsak Ankara’da bir tek Ankaragücü taraftarı maçlara geliyor. Ben Ankaragücü’nde sadece iyi gidersek ya da büyük maçlarda stadın dolduğunu gördüm.
Peki 19 Mayıs Stadı’nın zemini hep kötü müydü? Sonuçta orası Başkent…
Başkent’in stadının ayrı bir güzelliği olması lazım. Ben senelerce 19 Mayıs Stadı’nda oynadım. Kışın özellikle o sahanın zemini hep buzdur. Futbol oynamak zorlaşıyor.
Sonuca etki ettiğini düşünüyor musun?
Oraya gelen her takım eşit şartlarda oynuyor. Bir avantaj ya da dezavantaj olmuyor. Buz üzerinde de olsa, bir noktadan sonra alışmak zorundasın.
Galatasaray transferinden önce Ankaragücü’nden ayrılmak gibi bir planın var mıydı? Kafanda kariyerini planlamış mıydın?
Ben uzun süre Ankaragücü’nde oynadım. Orada kaptanlık da yaptım. İnsanın hedefleri var sonuçta. Ben de o hedefler için kendimce bir karar almıştım. Ama hiçbir takımdan teklif almamıştım. Bu kararımı açıkladıktan sonra benimle ilgilenen birçok kulüp oldu. Profesyonel futbolda riskli bir karardı. Ben kendimden emindim. Arkadaşlarım da bana ‘önce bir takım olsun, ondan sonra böyle bir karar ver dediler’ ama ben bir takımın çıkacağını düşünüyordum. Nitekim de kamuoyuna yansıdıktan sonra beni arayan çok fazla kulüp oldu. Galatasaray’dan teklif geldi. Çok da mutlu oldum.
Bakırköy dönemlerinde de iyi bir Galatasaraylı olduğunu söyleniyor…
Sonuçta ben doğma büyüme İstanbullu’yum. Profesyonelim fakat küçüklüğümden beri Galatasaraylı’ydım. Bakırköy’de oynarken de tesislerimiz buraya yakındı. Geçerken hep bakıyordum. Ağabeyim, babam; tüm aile Galatasaraylı’dır.
Ankara’ya gittiğin zaman 17 yaşındaydın. Zor olmalı o yaşta aileden uzak olmak...
Ben de herkes gibi tesiste kaldım. Kiralık gittim; orada da tesiste kaldım. Daha sonra evlendim. 21 yaşındaydım. Evime geçtim. Düzeni kurunca aile yaşantımız başladı.
Ankaragücü’nde kaptanlığa çok genç yaşta ulaştın. Kim layık gördü sana kaptanlığı?
Ben Hakan Kutlu’dan sonra kaptan oldum. O altyapıdan başlayıp, futbolu bırakana kadar Ankaragücü’ndeydi. Çok iyi bir Ankaragücülü. O beni layık gördü. Takımda en eski bendim. Takıma giden gelen çok oldu, en eski ben kaldım.
Yaş olarak takımda arkadaşlarından ufak olmak sorun olmak sorun oldu mu kaptanlık yaparken?
Ben sıcakkanlı biriyim. Diyaloğum çok iyidir. Ama saha içinde uyarırım takım arkadaşlarımı. Ama hep iyi niyetle. Hiçbir sorun olmadı. Benden daha büyük, daha tecrübeli isimler de vardı. Ben de onlara en iyi şekilde yardımcı olmaya çalıştım.
Galatasaray’a geldiğin dönem Song’un Afrika Kupası’na gitmesi kariyerin açısından önemli bir şans. O takımda olsaydı bu kadar çabuk kendini ispatlama şansın olmayacaktı belki de. Transferi kabul etmende bunun bir payı var mı?
Yok, öyle bir şey yoktu. Ben kendime güveniyorum sonuçta. Allah sağlık verdiği sürece en iyisini yapıp forma için savaşacaktım. Bu da benim için şansım oldu.
İki çok iyi şarkıcı bile bir araya gelip konser verecek olsa önce prova yapar. Senin -antrenmanları saymazsak- hiçbir prova şansın olmadı Servet ile...
Alışamama gibi bir şansım yoktu. Song, kupa maçlarındaydı. Benim de takıma girmem, kendimi kabul ettirmem lazımdı. Uyum sağlamak da çok önemli. Mesela bir top gelir ikiniz birden çıkar, uyumsuz davranırsınız. Ama ben uyum sağladım.
Servet’le saha içi paylaşımda sen sağ stoper oynuyorsun. Beraber oynadığın ilk maçtan itibaren bir görev paylaşımı yaptınız mı?
Biz tabii maçtan önce ve saha içinde çok konuşuruz. İdman esnasında da diyalog sürer. Ben sağ, o solda oynuyor. O topa çıkarsa mutlaka arkasına kademesine girerim.
Sol ayağın nasıl?
Sağ ayağım kadar iyi olmasa da iyidir. Güvenirim sol ayağıma da.
Popescu’dan beri Galatasaray’da stoperlerin oyuna topu sokması tartışılır. Oynadığın maçlarda gördük ki yeri geldiğinde isabetli uzun toplar da atıyorsun...
Ben sağ ayağımla iyi pas atarım. Defanstan çıkarken oyunu iyi kurmak, görmek gerçekten çok önemli. Ben de elimden geldiğince iyi çıkmaya çalışıyorum. Bazen öyle pozisyonlar oluyor ki mecburen uzun çıkmak zorunda kalıyoruz. Pozisyon neyi gerektiriyorsa onu yapıyorum.
Kartvizitinde “stoper” yazıyor ama günümüz futbolunda birkaç mevki yazmak gerekiyor. Sen hangi mevkileri yazarsın kartvizitine?
Futbolcusun, her şeyi yapmak zorundasın ama benim en iyi bildiğim iş stoper oynamak. Orada her şeyi yaparım. %100 oynarım o bölgede. Ama diğer taraflar için yüzde 100 yaparım diyemem. Elimden geldiği kadar yapmaya çalışırım ama stoper kadar olumlu işler yapamam.
İlk yarıdaki Ankaragücü maçını düşünüyorum da, galiba Hakan Şükür’ü en çok zorlayan stoper sensin…
İnsanda Allah’ın verdiği bir yetenek var sonuçta. Tabii onu da geliştirmek bizim elimizde. Hikmet Hoca o konularda beni çok çalıştırdı. Sarkaç top çok çalıştırdı bana. Bir de oynanan maçlarda iyi konsantre olursanız ortaya iyi şeyler çıkıyor.
Galatasaray’a gelmeden önce Türkiye liginde seni hava toplarında en fazla zorlayan isimler kimler oldu?
Kim olursa olsun. 10 topa çıkayım rakibimle, 7-8 tanesine vururum. Ama Hakan (Şükür) ağabey tartışmasız Türkiye’nin en iyi kafa topuna çıkan futbolcusudur. Başka takımlarda da uzun futbolcular var. Ama ben pozisyonumu iyi aldığımda topa mutlaka vururum.
Euro 2008 var önümüzde. A Milli Takım’da hiç oynamadın. Yaş altı takımlarda tecrübesi olan bir isimsin. İlk kez de Avrupa kupalarında mücadele ediyorsun. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Hangi maç olursa olsun benim için fark etmiyor. Kendimi iyi hazırlayıp, maça iyi konsantre olmaya çalışıyorum. Oynadığım mevki hatayı affetmiyor çünkü. İster istemez milli takımda oynamış olmak da bir tecrübe katıyor.
Euro 2008 kadrosunda mutlaka yer almak istersin. Bu kupa, önümüzdeki üç ayda senin gibi kadroda yeri garanti olmayan futbolcular için ekstra bir motivasyon kaynağı di mi?
Milli takım çok önemli. Ben maça çıkarken öncelikle takımım için en iyisini yapmaya çalışıyorum. Galatasaray’da oynuyorum ve göz önündeyim. Televizyonlar veriyor burada maçları. İzleyen daha çok. Oynadıkça kendimi gösterme şansım daha çok, bunun farkındayım. Umarın bu fırsatı da iyi kullanır, milli takıma giderim.
Fenerbahçe derbisinde çok iyi oynadın. Harikulade demek lazım. Sen Ankaragücü’nde oynadığın Fenerbahçe maçlarından farklı bir ambiyans hissettin mi?
Tabii ki farklı bir ambiyans vardı. Ankaragücü ile gittiğimizde o kadar bir baskı ile karşılaşmadık. Galatasaray’la gidince durum farklı. Bir baskı var. Sonuçta maçı oynamalıyız diye düşündüm.
Sen Ankaragücü’nde kaptanlığa yükselmiş bir oyuncusun. Kadıköy’de defalarca maça çıktın ama maçtan önce sanki genç takımdan gelen, tecrübesiz Emre havası yaratıldı spor sayfalarında..
Benim Galatasaray’a gelme nedenim iyi bir futbolcu olmam. Futbolculuğuma güvenirim. Dediğiniz gibi düşünüldü farkındayım. Heyecanlanıp iyi oyun çıkaramayacağım yönünde değerlendirmeler yapıldı. Öyle bir sorunum olmadı. Tam tersi daha çok motive oldum.
Bu kadar iyi oynayıp gol atamadığımız bir maçta, onlar açısından maçın kırılma noktası senin çıkardığın top. O pozisyonu anlatmanı istesem…
Sanırım bir pas hatası yaptık. Sağdan bir orta geldi. Ben arkada Kezman’ı tutuyordum. Arkaya doğru kaçtım, top Kezman’a gelmesin diye. Mehmet de (Topal) Alex ile yan yanaydı. Daha sonra Alex de öne geçti. Birden Alex öne çıktı. Ben de vuracağını hissetim. Adamımı bırakıp öne çıktım, topun önüne kendimi attım. İyi oynuyorduk, eğer yesek çok yazık olacaktı.
Göz önündesin, medya önündesin… Buna alışık mısın?
Basın Ankara’da da vardı. Ama İstanbul basını kadar değildi. Ben çok dolaşan ve kameralara konuşmayı seven bir insan değilim.
Spor medyasını takip eder misin?
İnternetten takip ederim. İyi oynayınca bakıyorsun, neler yazılmış diye.
Oynadığın maçın 90 dakikasını seyreder misin?
Maç akşamları ben uyuyamam. Tekrarı olur maçın. Vaktim olursa mutlaka izlerim.
Futbolcuların büyük bir çoğunluğu antrenman ve maç dışında silerler futbolu hayatlarından. Sen eve gelince mesela Sevilla-Barcelona maçını mı, yoksa bir film mi izlersin?
O anki ruh halim önemli. O an canım film izlemek istiyorsa film, maç istiyorsa maç izlerim. Avrupa liglerini takip ederim. Özetlere bakarım, sonuçları merak ederim...
Avrupa’dan beğendiğin oyuncu veya takım var mı? Bunun dışında idolün var mıydı?
İdolüm yoktu. Benim amacım iyi futbolcu olmaktı. Şu böyle, ben de öyle olayım diye bir şey yok. Herkes Avrupa’da oynamak ister. Galatasaray da Avrupa’nın ünlü takımlarından. Ben burada kalıcı olmak istiyorum. Avrupa’da Real Madrid’i severim.
Türkiye’de hem spor, hem eğitim maalesef zor. Nasıl bir öğrenciydin?
Ben okula gitmeyi sevmezdim. Açıkça söyleyeyim. Futbolu seviyordum. Buradan çocuklara kötü örnek de olmayalım. Lise 2’ye gidiyordum, Ankaragücü’ne transfer oldum.
Kaç kardeşsiniz?
Üç kardeşiz. Ben en küçükleriyim. Ablam ve ağabeyim var. Ağabeyim de futbol oynamış bir dönem. Ama futbolcu olamamış. Şimdi tekstil şirketinde çalışıyor. Annem ve babam ise maçları kaçırmaz.
Çok erken evlenmişsin…
Bir anda oluyor her şey. Dört ay önce de baba oldum. İsmi Kadir Emre. Kadir gecesi doğdu. Kendi ismimi koymayı düşünüyordum. Kadir gecesi de doğunca Kadir Emre oldu. Ben biraz kilolu olduğu için “Tosun Paşa” diyorum. (e.n: Maşallah) Futbolcu evlendiğinde düzenli bir hayatı oluyor. Serbest olmuyorsun. Sorumlulukların oluyor ve işine daha çok bağlanıyorsun.
Futbolu kenara koyarsak özel hayatında keyiflerin nelerdir?
Yemek yemeyi, dolaşmayı ve sinemaya gitmeyi çok severim. İnternet merakım da vardır. Dünyada ne olmuş, her şeyi takip edebiliyorsun bir ekran karşısında...
Uzun kamp dönemleri futbolun zor tarafı mı?
Ben futbolun güzel yanı olarak görüyorum kampları.
Play Station oynar mısın?
Benim hevesim çabuk kaçar. Biraz oynar sonra sıkılır bırakırım.
Burcun…
Aslan burcuyum.
Fobin var mı?
Bazen uçaktan korkarım.
Araba…
Range Rover
En sevdiğin renk…
Sarı-kırmızı...
Dinlediğin müzik…
Slow ve pop müzik severim. Türkçe ya da yabancı fark etmez.
Film…
Macera filmlerini severim. Gladyatör’ü çok beğenmiştim.
Aktör, aktris…
Tom Cruise ve Jennifer Connelly
En sevdiğin yemek
Patates kızartması
En çok görmek istediğin şehir
New York
Maç önce bir uğurun var mı?
Dua ederim.
Galatasaray taraftarı için bir kelime…
Muhteşem
DİĞER HABERLER
» Keskin Nişancı! (09.07.2008 16:08)
» Savunma Bakanı (11.06.2008 12:50)
» O Toplantı! (11.06.2008 12:14)
» Küçük Dev Kız (11.06.2008 12:00)
» A'dan Z'ye Aykut (26.05.2008 17:11)
» Adını Ezberletti! (29.04.2008 18:42)
» Cenk Akyol’un Yolu… (08.04.2008 18:34)
» Savaşçı... (06.03.2008 15:55)
» ‘Bek’lemiyor, koşuyor… (07.02.2008 15:48)
» 'Kaya' Gibi Murat (05.02.2008 16:14)
» Deli Fişek (03.01.2008 15:24)
» Türkü Baba (06.12.2007 16:00)
» Yükseklerde Bir Yerde (05.12.2007 16:36)
» Les coeurs sont ensembles* (03.12.2007 16:20)
» “Ate A Minha Ultima Gota De Sangue...”* (07.11.2007 17:47)
» Bizim Gattuso (05.11.2007 16:54)
» Ve Sahnede... (04.11.2007 16:59)
» Kadife Elli Dev (06.10.2007 17:31)
» Florya'dan Mezun (05.10.2007 18:37)
» DİĞER HABERLERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.