07.02.2008 15:48
‘Bek’lemiyor, koşuyor…
Kendi yorumuyla profesyonel futbolun en zor mevkisi olan kanatta, bek olarak görev yapıyor. Her atakta rakip kaleye koşup gol ya da asist arıyor, her karşı atakta defansına koşup ters kademe yapıyor. Üstelik 90 dakikaya yayılan bu zor işi sessiz, sakin ama hakkıyla yapıyor. Aynı kariyer basamaklarını çıkarken yaptığı gibi…
Galatasaray’la şampiyonluk, Milli Takım’la Avrupa Şampiyonası yaşamak isteyen sol kanadın ‘bek’lemeyen koşan adamı Hakan Balta’yı bugünlerde heyecanla bekleten tek şey ise dört ay sonra dünyaya gelecek olan çocuğu…
(Röportaj: Türker ARSLAN | Galatasaray Dergisi, Şubat 2008, Sayı: 64)
Futbol başlıyor
Futbola başlangıcım altı yaşında oldu. Babamla bir gün maç izlerken “Ben de oynamak istiyorum” dedim. Babam da beni ertesi gün, yaşadığımız bölgedeki mahalli bir kulübe götürüp hemen kaydımı yaptırdı. Futbola altı yaşında, haftada üç gün antrenmanla başladım. Berlin’de Türkiyemspor maçlarına giderdik. O dönemde çok da iyi durumdaydılar. Onların maçlarını izlerken bizim de içimizde bir futbol iştahı doğdu. Ufak mahalli takımlarda forma giydim. Ama gittiğim her takım bir öncekinden daha iyiydi. Dördüncü takımım Hertha Berlin oldu. Beş sene orada forma giydim, daha sonra Manisa'ya geldim.
Manisa'ya transfer
Manisa'ya transfer olmadan önceki kış döneminde Gençlerbirliği takımıyla protokol imzalamıştım. O dönemde Gençlerbirliği'nin başında Ersun Yanal vardı. Ama daha sonra çeşitli nedenlerle bu transfer gerçekleşmedi. Daha sonra devreye Manisaspor girdi. Beni istedikleri dönemde Manisaspor’un başında Mustafa Denizli vardı. Mustafa Hoca, Almanya'ya benimle görüşmesi için yardımcısı Ali Gültiken'i göndermişti. Teklife ilk başta sıcak bakmamıştım çünkü o dönem Manisaspor 2. Lig'de mücadele ediyordu. Benim futbola Türkiye'de devam etmek gibi bir fikrim vardı ancak dediğim gibi Manisaspor'un 2. Lig'de olması kafamı karıştırmıştı. Çok düşündüm ama sonuçta Türkiye'ye gelip Manisa'yı gördükten sonra imzayı attım. İyi de oldu.
Türkiye'ye adaptasyon
Manisaspor'a transfer olduktan sonra Türkiye'ye adapte olmakta zorlandım çünkü Türk'üm ama hiç Türkiye'de yaşamamıştım ve Türkçe'm çok bozuktu. Dil problemi yaşadım Manisa'daki ilk dönemlerimde. Daha sonra Almanya'da hiç karşılaşmadığım ve Türkiye'ye geldikten sonra öğrendiğim “abilere saygı gösterme” problem oldu. Yanlış anlaşılmasın, saygısız bir insan değilim ama Almanya'da takım arkadaşlarınızla özellikle de saha içinde böyle bir ilişki olmaz. Almanya'da takım içindeki yaşça en büyük futbolcuyla bile bu sorunu yaşamazsınız. Manisa'daki ilk dönemlerimde tesislerde kaldığımız odada abilerimiz vardı ve onlarla biraz problemler yaşadık. Çok şaşırmıştım bu duruma, ufak tefek problemler aslında ama ilk günlerde alışmak zor olmuştu.
Manisa'daki hayal kırıklığı
Manisaspor'la ilk senemizde Süper Lig'e yükselememek herkese hayal kırıklığı yaşattı. Üstelik sponsor firma Vestel'in de büyük yatırımları olmuştu. Daha sonra gelenler gidenler oldu, çok fazla transfer yapıldı. Kampa giderken 36 kişiydik, kamptan sonra 10 kişi ayrıldı. Devre arası 10 kişi daha geldi, bir o kadar giden oldu, kiralıklar falan... Tabii ben transfer olurken takımın başında Mustafa Denizli vardı. Herkesin kabul ettiği gibi önemli ve başarılı bir teknik direktör Mustafa Denizli ancak yerine gelen Levent Eriş'i ben tanımıyordum. Bu yüzden ayrılmayı, Almanya'ya dönmeyi düşündüm; açıkçası korkuyordum. Riskli bir durumdu benim için ama kaldım ve devam ettim.
Ersun Yanal dönemi Manisa
Ersun Hoca zamanında çok iyi çalışıyorduk. Ersun Yanal'ın istediği düzende en önemli amaçlardan biri topu nerede kaybedersek kaybedelim o bölgede baskı yapmaktı. Maç izletirdi zaten videodan ve isteklerini anlatırdı. O dönem iyi gidip daha sonra düşüşe geçmemiz ise şampiyonluk baskısından oldu bence. Daha dokuzuncu haftada bizim hakkımızda şampiyon olacaklar yorumları yapılınca takımın üzerinde, bence çok gereksiz olan, bir baskı oluştu. Bunun üstüne çok fazla şanssız sakatlık eklendi. Ben sakattım, Burak, Selçuk, Borbiconi sakattı ve bu oyuncular hep ilk 11’de sahaya çıkan oyunculardı. Bir de takım içindeki Zelenka, Johanna gibi Çek oyuncuların sorunları vardı. Bunların hepsi bir araya gelince o şanssız dönem yaşandı.
Galatasaray'a transfer
Galatasaray’a transferim gerçekleşmeden bir sene evvel de bu konu konuşuluyordu. Hatta biz Manisaspor'la Antalya'da kamptayken gazeteciler gelir ve bu konuda soru sorarlardı. Sezon bittikten sonra biraz daha ciddileşti iş ama Manisaspor bırakmadı beni ilk etapta. Daha sonra gerçekleşti transfer. Tabii çok sevindim bu transfere çünkü çok büyük bir kulübe geldim.
Florya...
Zorlanabileceğimi düşünüyordum Galatasaray'a gelirken. Çünkü takımdan hiçkimseyi tanımıyordum ve yeni girdiğim ortamlara hemen adapte olabilen bir insan değilim. Bu yüzden takıma adaptasyon süresi yaşayacağımı düşünüyordum ama tam tersi çıktı. Arkadaşlar beni çok sıcak karşıladı, hoca da çok destek oldu. Galatasaray'da da Almanya'da yaşamış oyuncular var, onlarla çabuk iletişim kurdum. Üstelik artık ben de Almancı futbolcu kimliğinden ayrıldım, beşinci senem bu Türkiye'deki. Kamplarda ise sabit bir arkadaşla kalmıyoruz, odada kiminle kalacağımıza hoca karar veriyor.
İlk devre
Sezona çok iyi başladık, iyi de devam ettik ancak son maçlarda istediğimiz performansı gösteremeyince mağlup olmasak da eleştiriler aldık. Ancak önemli olan kötü oynadığımız maçları bile kazanabilmek çünkü bu maçları kazanırsak şampiyon oluruz. Benim açımdan ilk yarı fena değildi ama hâlâ yüzde 100’lük performansıma ulaşabilmiş değilim. Belki biraz daha alışmam gerek, kolay değil, çok büyük bir camia Galatasaray. İkinci yarı inşallah...
Bayer Leverkusen ve UEFA Kupası
Açıkçası gruptan çıkmamız şans oldu. Leverkusen'in eski, güçlü Leverkusen olduğunu düşünmüyorum. Tamam hâlâ üst sıralarda ve kaliteli bir takımlar ancak içeride alacağımız iyi bir sonuçla turu geçeceğimize inanıyorum. UEFA Kupası'nda gerçekten kaliteli takımlar var. Alman ve İspanyol takımları gerçekten kaliteli takımlar ama biz de kaliteli takımız ve bu takımları yenebilecek güçteyiz. UEFA Kupası neden olmasın? Bence şansımız var.
Lincoln
Lincoln çok iyi başladı lige ancak şanssızlıklar yaşıyor. Oynadığı maçlar sırasında çok sert müdahalelere maruz kaldı, kendisi de söylüyordu faulle durdurulduğunu. Ayrıca yabancı bir futbolcu. Kolay değil tabii, ben bile ilk geldiğimde Türkiye'ye sorunlar yaşamıştım. İkinci yarıda daha iyi olacağını düşünüyorum. Hem takım arkadaşlarını daha iyi tanıyor artık, hem de rakiplerini.
Volkan Yaman
Volkan benden daha önce, yaz döneminde transfer olmuştu. İkimiz de aynı bölgelerde oynuyoruz ancak beraber de çok iyi maçlar çıkardık. Örneğin Beşiktaş maçı... Bence ikimiz de çok iyiydik. Önlü arkalı oynadığımızda birbirimize çok yardım ediyoruz. Ben ileri çıktığımda boşalttığım bölgeyi o dolduruyor, o çıktığında ben dolduruyorum. Bu durumu alışkanlık haline getirebilirsek kalıcı bir durum da olabileceğini düşünüyorum. Tabii önde oynayan oyuncu orta sahada da içe kat ederek arkadaşlarına yardım etmeli. Biz orta sahada zaten birbirimize yakın oynamazsak sorunlar yaşarız.
Kanatta oynamak
Profesyonel futbolda belki de en zor pozisyon bek oynamaktır. Bir kere çok koşmanız lazım, ataklara katılacaksınız sonra geriye dönüp ters kademeye gireceksiniz... Aynı koridorda maç boyu git gel... Zordur ama başarılı oynarsanız da takıma çok faydalı olursunuz. Pozisyonumda takip ettiğim, beğendiğim oyuncu Barcelona’dan Eric Abidal.
“Almancı” futbolcu
Almanya'da yaşayan Türkler için hayat zor, mücadele gerekiyor. Bu mücadele tabii ki futbolunuzu da etkiliyor; futbol karakteriniz daha mücadeleci oluyor. Başarmak için savaşmak zorundasınız. Son dönemde A takımlara çıkan Türk futbolculardan sonra bakış açısı değişti ancak daha önce A takımlara yükselmek çok zordu. Yabancı futbolcunun Genç Takım’dan A Takım’a yükselmesi için çok çaba harcaması gerekirdi.
Alman futbolu - Türk futbolu
Bence aralarındaki en büyük fark altyapı. Futbola altı yaşında başladım ve bundan birkaç yıl sonra, sekiz-dokuz yaşlarındayken dörtlü savunmayı öğreniyordum. Zaten iki ülkeden de maç izlediğiniz zaman aradaki fark açık şekilde görülüyor. Türkiye'deki maçlar daha hızlı, daha tempolu, Almanya'daki maçlar sanki daha ağır oynanıyormuş gibi geliyor. Aradaki fark Alman futbolunun taktiğe daha fazla önem vermesi. Taktikler daha çok öne çıkar Almanya'daki maçlarda.
“Almanya'da kalsaydım...”
Almanya'da kalsaydım Hertha Berlin'de A Takım’a çıkardım diye düşünüyorum ama buradaki kadar fırsat bulabilir miydim bilmiyorum? Sonuçta Türkiye'ye transfer olma kararı, benim profesyonelliğe geçiş sırasında aldığım bir karar. Türkiye'de, Almanya'da altyapılarda oynayan Türk oyuncuların Türkiye'ye gelerek daha kolay A Takım’a çıktıkları gibi bir düşünce var ancak ben buna katılmıyorum. Şayet oyuncu iyi bir takımın altyapısında oynuyorsa orada devam edip A Takım’a çıkmak ister. Sonuçta doğduğunuz, yaşadığınız, ailenizin ve yakınlarınızın bulunduğu yerde yaşamak istersiniz. Ben Türkiye'ye transferimde kariyerimi düşündüm...
Alman rahatlığı – Türk disiplini
Almanya'da sosyal hayat daha kolay, rahat. Arkadaşlarımla, dostlarımla istediğimiz yere gider eğlenirdik. Türkiye'de herkes “Alman disiplininden” bahsediyor ama bence Almanlar sosyal hayatta daha rahatlar. Bizim kadar disiplinli olduklarını düşünmüyorum. Örneğin orada maç öncesi kamp olmaz, içerideki maçlarda direkt maça giderdik. Buradaki anlayışa göre “futbolcuyu boş bırakırsak yoldan çıkar” diye düşünülüyor. Bunun bir iki tane örneği de olmuş olabilir ancak ben Türkiye'deki futbolcuların bu profesyonelliğe ulaşmış olduklarını düşünüyorum.
Gurbet…
Aslında çok kolay değil. Türklere karşı her zaman bir önyargı var. Almanya’da Türk olarak futbol oynuyorsanız, bazen tercih edilmiyor olabilirsiniz. Altyapı takımlarından A Takım’a çıkmak çok kolay bir şey değil. Aslında madalyonun öbür yüzünden bakarsak Almanlar için de bu geçerli. Gerçekten hak etmek gerek Almanya’da. Bir de Almanya'da yaşayan Türkler burada, Türkiye'de yaşayan Türkler’den daha farklı. Kıyafetlerden araba seçimlerine kadar daha fazla gösteriş var orada.
Taraftarlar...
Şu ana kadar bizi gerçekten çok iyi desteklediler. Örneğin Avusturya Wien maçında ben bile saha içinde soğuktan etkilenirken onlar bizi hiç susmadan desteklediler. Biz de tabii onları mutlu etmeye çalışıyoruz. Umarım her şey yolunda giderse sezon sonunda onlara şampiyonluk kupasını hediye edeceğiz.
Annemin meyve kokteylleri
Üç kardeşiz, bir ablam, bir de kardeşim var. Kardeşim futbola başlamıştı, daha sonra bıraktı. Babam futbol oynarken çok üstüme düşerdi. Liglere ara verildiği dönemde babamla top oynamaya giderdik. Türkiye’de veya Almanya’da fark etmez, eğer ara varsa mutlaka babamla maç yaparız. Genelde Türkiye'deki ailelerde “top peşinde koşma, otur ders çalış” anlayışı var ama benim ailemde bu yoktu. Annem de çok destekledi beni her konuda, özellikle maçlardan önce hazırladığı meyve kokteylleri başarılı olmamı sağladı...
“Babalık” heyecanı
Evliliğin futbolcuyu olumlu ya da olumsuz etkilemesi kişiden kişiye değişen bir durum. Ben evlenmeden önce de çok gezen tozan bir kişi değildim. Ama bazı kişiler için daha farklı olabilir. Genelde evde vakit geçiririz eşimle. Arada tabii ki çıkıp dolaşıyoruz İstanbul'u. Eşim üniversiteyi İstanbul'da okuduğu için hem o hem de ben biliyorduk zaten İstanbul'u. Bu aralar evde heyecan var çünkü eşim Derya hamile. Yaklaşık dört ay sonra ilk kez baba olacağım. Şimdilik tek sorunumuz isim, bir türlü bulamadık... Evde futbolla pek ilgilenmiyorum. Bu, futbolu ve yorumlarını izlemeyi ya da okumayı sevmediğimden değil ancak özel hayatla işi ayırmak gerek.
Avrupa Şampiyonası
Şu an en büyük hedefim Türk Milli Takımı’nın Avrupa Şampiyonası kadrosunda yer almak ve orada oynamak. Tabii Milli Takım çok gurur verici bir durum. Bu sene Milli Takım'da çok önemli maçlara çıktım. Norveç maçı benim için önemli bir deneyim oldu. Maçtan önce bayağı bir heyecanlandım çünkü o maçta beraberlik bile yetmiyordu. Maçtan sonra ise çok gururlandım. İnsanların sizi karşılaması, sevinçleri, size gösterdikleri ilgi müthiş. Bir ülke için oynamak zaten çok gurur verici.
DİĞER HABERLER
» Karşılıklı Saygıyla Kalıcı Başarılara (26.08.2008 13:38)
» Keskin Nişancı! (09.07.2008 16:08)
» Savunma Bakanı (11.06.2008 12:50)
» O Toplantı! (11.06.2008 12:14)
» Küçük Dev Kız (11.06.2008 12:00)
» A'dan Z'ye Aykut (26.05.2008 17:11)
» Adını Ezberletti! (29.04.2008 18:42)
» Cenk Akyol’un Yolu… (08.04.2008 18:34)
» Florya Manzaralı Ankara Apartmanı (07.03.2008 14:46)
» Savaşçı... (06.03.2008 15:55)
» 'Kaya' Gibi Murat (05.02.2008 16:14)
» Deli Fişek (03.01.2008 15:24)
» Türkü Baba (06.12.2007 16:00)
» Yükseklerde Bir Yerde (05.12.2007 16:36)
» Les coeurs sont ensembles* (03.12.2007 16:20)
» “Ate A Minha Ultima Gota De Sangue...”* (07.11.2007 17:47)
» Bizim Gattuso (05.11.2007 16:54)
» Ve Sahnede... (04.11.2007 16:59)
» Kadife Elli Dev (06.10.2007 17:31)
» DİĞER HABERLERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.