GALATASARAY DERGİSİ / RÖPORTAJLAR

06.12.2007 16:00

Türkü Baba

Telefon çaldı. “Ağabeyim yok evde” dedi çocuk. “Sen gel oyna” dediler. Böyle başladı futbola, ağabeyi İrfan evde olsaydı da fark etmezdi, onda bu hırs oldukça. Herkes Anadolu’da parlar, İstanbul’a gelir. O Kartal’da sivrildi, Anadolu’da parladı. Kariyer merdivenlerini usul usul çıkanlar, geride bıraktıkları basamakları iyi tanırlar. Yükseklere çıkmışken o bildiği basamaklara döndü, Sivasspor’a, tekrar zirveye yükselebilmek için. Şimdilerde merdivenin en tepesinde Song ile birlikte rakip ataklara perde takıyor Servet Çetin...

(Röportaj: Bülent Timurlenk | Galatasaray Dergisi, Aralık 2007, Sayı: 62)

 

Heybetli bir fizik, sert bir surat ifadesinin arkasında uzun bir yol var onun sohbet bahçesi ruhuna giden. O yoldan gidip kapıyı araladığınızda bizden birilerinin en bizdeni bir adamla tanışıyorsunuz. Kendiyle barışık, giyim tarzıyla sıradışı ve kelimeleriyle samimi. Binlerce türkü bilen adamla en iyi bildiği şeyi konuşarak başladık: Futbol. Bu kostümdeki değil; bildiğimiz futbol.

Çatlak kaburgası bile onu toptan ayırmadı. Servet, sezon başından beri istikrarlı oyunu ile hem formasını taşıdığı Galatasaray’a, hem de Euro 2008 kapısını aralayan A Milli Takım’a büyük katkı sağladı.

Herkesin hayatı romandır, seninki de roman mı?
Benimki daha büyük. Mesela futbola başlangıcım çok enteresandır. Benim ağabeyim Kartalspor’da oynuyordu. Bir gün hocası telefon açtı, ben çıktım telefona -biraderin ismi de İrfan- ‘İrfan’la görüşebilir miyim dedi?’ Normalde hafta sonları maçları oluyor. O zaman hafta içi de maçları varmış. ‘Siz kimsiniz?’ dedi. ‘Kardeşiyim’ dedim. ‘Gelmez mi?’ diye sordu. ‘Çok geç gelir’ dedim. ‘Bugün de maçımız vardı’ dedi. Tam kapatırken, ‘sen futbol oynuyor musun?’ dedi. ‘Al çantanı gel” dedi. Ben de gittim ve oynadım! O gün lisanslı futbolcu yaptılar beni. Sene 1990. Ağabeyim orta sahada oynuyordu. Ben sağ bekte oynadım. O zaman boyum da bu kadar uzun değildi, daha da çabuktum. Bir de gol attırmıştım. Oraya başladıktan sonra sağ bek olarak oynadım. Daha sonra yıldız ve genç takımlarda da forma giydim.

Ağabeyin futbol oynarken senin de futbola merakın var mıydı?
Tabii çok vardı. Aslında ben Kartalspor’da seçmelere çıktım. Beni çok beğendiler. Ama yaşım küçüktü. Kartalspor antrenmanlarını Cevizli’de yapıyordu. Antrenmanlara trenle gidip gelmem gerekiyordu. Ben de o zaman trene binmeye korkuyordum. Daha sonra ağabeyim de kayıt oldu ve ben de onla birlikte gitmeye başladım.

Futbolu çok sever miydin, yoksa kafanda başka bir şey var mıydı?
Kesinlikle çok severdim. Okuldan çıktıktan sonra mahalleye giderdik. Okulda teneffüs aralarında, daha sonra mahallede hep maç yapardık.

Doğma büyüme Kartallı mısın?
Ben aslen Iğdırlı’yım, iki yaşında falandım İstanbul’a geldiğimizde. 11 kardeşiz. Ben en küçüğüm. Bir tanesi futbolcu, o da benim.

11 kardeş deyince vefakar babandan bahsedelim.
Herkesin babası değerlidir. Ama benim için babamın ayrı bir değeri vardır. 11 tane çocuğun olacak. Onları kimseye muhtaç etmeden büyüteceksin. Zaman zaman zorluklar yaşamıştır ama kimseye muhtaç etmeden büyütmüştür bizleri. O anlamda ne yaparsak yapalım babamın hakkını ödeyemeyiz diye düşünüyorum. Çünkü babamın hiç erkek kardeşi yok. İstanbul’a geliş sebeplerinden de biridir. Köyde biraz ezilmiş tek başına.

Altyapıdan devam edelim…
Kartalspor’da 10 sene oynadım. Altı sene altyapısında, dört sene de profesyonel takımda. 16 yaşımda profesyonel takıma çıktım. İki sene yaşım tutmadığı için amatör olarak oynadım. 18 yaşımdan sonra profesyonel oldum. İki sene sonra da İzmir’e, Göztepe’ye transfer oldum. Oradan da Denizlispor’a transferim gerçekleşti.

Hayatım roman derken, bu başlangıç hikayesinden mi bahsediyorsun, yoksa buna kariyerinde aldığının kararlar da dahil mi?
Ailede futboldan fazla anlayan yoktu. 18 yaşıma geldiğimde profesyonel olmaya kendim karar verdim. Yöneticilerle tek başıma oturup konuştum. Birinci Lig’e gitme kararım gibi. İşin açıkçası çok da hatam oldu. Ama hata yaparak öğrendim, nasıl konuşmam, nasıl davranmam gerektiğini. Hayatım roman derken, futbola nasıl başladığımı anlattım. Futbolcu olmak için neler yaptığımı anlatsam kitap çıkar. Mesela Kartalspor’da altyapıda oynuyordum. Bizim mahallemizde toprak saha vardı. Görüyorum televizyonda büyük futbolcuları, çok çalışıp iyi yerlere gelmelerini takip ediyorum. Ben de çocuk aklıyla ekstra antrenmanlar, koşular yapmak istiyordum. Ama gündüz bu koşuları yaparsam insanlar ne yapıyor bu diyebilirlerdi. Koşamıyordum, utanıyordum. Ben de gece koşmayı düşündüm. Ama bizim oralar tenha ve karanlık oluyordu. Ben de arkadaşımı çağırıyordum yalnız kalmamak için. Arkadaşıma çekirdek ısmarlıyordum. O çekirdeği bitirene kadar ben çalışmamı yapıyordum. Böyle çok hikayemiz var.

Fizik olarak yapın, kendi yaş gruplarının arasında her zaman fark edilir derecede miydi, yoksa birden mi bir gelişim gösterdin? Bugün Türkiye’nin fizik olarak en üstün oyuncularındansın…
İlk başta bu kadar uzun değildim. Profesyonel olarak sahaya ilk çıktığımda inanılmaz derecede çelimsiz ve zayıftım. Tabii ki zamanla vücut oturdu. Kaslar oturuyor. Göztepe’de oynarken de bu halimde değildim, daha inceydim.

Anadolu kulüplerine İstanbul’dan gittin, genelde tam tersine trafik oluşur. Göztepe ile Denizli’deki yıllarına dönersek, bir zamanlar tek başına gidip gelemeyen Servet, o yıllarda orada tek başına nasıl yaşadı?
10-11 yıldır tek başıma yaşıyorum. Ama zorluklarını da yaşadım. Ben Kartalspor’da oynadığım dönemde de kulüpte kalırdım. O zamanki aile şartlarından dolayı beslenmemize, istirahatimize çok fazla dikkat edemiyorduk. O yüzden kulüpte kalırdım. Okula kulüpten gidip geliyordum. Kulübüm Kartalspor da bana o dönem çok destek verdi.

Son 10 yıllık dönemde senden başka Kartalspor’dan çıkıp kendini gösteren futbolcu var mı?
Çok var. Kaleci Volkan, Oğuzcan, Erman Özgür şu an Konyaspor’da oynuyor. Eski Bursasporlu Ender. Murat Alaçayır. Yine Bursaspor’da oynayan Egemen. Çok isim var.

Kartalspor’daki iyi altyapının sırrı ne, iyi adam mı seçiyorlar, iyi mi çalıştırıyorlar?
Hem iyi çalışıyorlar, hem de iyi adamları seçiyorlar. Şu an Kartalspor altyapısında çok fazla hoca çalışıyor. Bizim dönemimizde de hem İstanbul, hem de Türkiye şampiyonu olmuştuk. Kardeşim de orada antrenörlük yaptığı için takip edebiliyorum. Büyük takımlarla karşılaştığı grupların içerisinde hep şampiyon oluyor.

Oynadığın mevkii itibariyle altyapıdan milli takıma kadar olan süreçte altyapıdan gelen çocuklarda fizik problemi var. Milli takıma kadar bir alternatifsizlik var senin mevkiinde. Neye bağlıyorsun bunu?
Benim fiziğim yeterli tabii ki. Ama benden biraz daha kısa olabilir, yeterlidir. Ben biraz anormalim işin açıkçası. Ama şu var. Bizde hocalar oyuncuyu A takıma çıkardıktan sonra, o oyuncuya şans vermeli. Altyapıda ne kadar oynarsa oynasın fark etmiyor. Her mevkide oldukça fazla oyuncumuz var. Biz onları oynatılmadıkları için göremiyoruz. Nitekim de herkes kaleci, stoper yetişmiyor diye söyleyebiliyor.

Her şeye rağmen bir fizik problemi olduğunu düşünüyor musun?
Ben inanmıyorum. Biz milli takımlarda oynuyoruz. Biz fizik olarak hiçbir zaman eksik kalmadık.

Futbol gelişiminin ne kadarını topsuz, salonda çalışarak geçirdin?
Altyapıda bizim Necmi Hoca’mız vardı. Bize inanılmaz derece kondisyon antrenmanları yaptırırdı. Hemen hemen A takım seviyesinde kondisyon çalışmalarıydı bunlar. Ben şu anda bu çalışmaların büyük faydasını görüyorum. Koşu antrenmanlarında hiçbir aksamam olmuyor. Bütün testlerden en iyi sonuçları elde ederim.

Sen Fenerbahçe’deyken kulağında IPod ile ekstra koşunu hatırlıyorum…
O kadar hızlı bitirdim ki koşuyu, tur bindirmişim. Hoca da karıştırdı. Bayağı bir reklam olmuştu.

Biraz Denizli yıllarından bahsedelim. Orası seni tekrar İstanbul’a getirdi….
Ben Göztepe’de oynuyordum. Biz UEFA’yı bir puanla kaçırdık. Denizlispor gitti UEFA Kupası’na. Daha sonra Rıza Hoca beni Denizlispor’a transfer etti. Ben, Ersen Martin ve Mustafa Özkan Denizlispor’a transfer olduk. Kaliteli futbolcuları da vardı. İyi bir takım olduk. UEFA Kupası’nda dördüncü tura çıktık. İnanıyorum ki, bize dördüncü turda Porto çıkmamış olsaydı, finali görürdük. O dönemde de Porto, UEFA şampiyonu oldu, ertesi sene de Şampiyonlar Ligi’ni kazandı. Eğer o kadro bozulmasaydı, ertesi sene daha yukarılara oynardık.

Kadroyu bozma meselesi kulübün ekonomik durumundan mı kaynaklanıyor, futbolcunun İstanbul’da oynama istediğinden mi?
Bence, futbolcunun oynadığı kulüp futbolcuya istediği parayı verirse kimse huzurunu bozup kulüp değiştirmez. Ben öyle düşünüyorum. Ben futbolu bıraktıktan sonra 10 sene Galatasaray’da, 10 sene Fenerbahçe’de oynamışım, cebimde para olmadıktan sonra hiçbir değeri olmayacak benim için. Ben böyle düşünüyorum. Kulüplere gelince, onlar da bu çarkı döndürmek istiyorlar. Denizli’de oynarken inanılmaz derecede iyi para teklif edilince transferim gerçekleşti. Tabii ki satacaklar. İyi bir para aldılar. Maddi sıkıntıları olmasa onlar da kadroyu bozmak istemez.

Kulüp senden bir bonservis kazandı. Ama sana gelen teklifte de Denizli’de kazanacağın ile Fenerbahçe’de kazanacağın arasında çok büyük bir uçurum var değil mi, ne kadar bir uçurum söz konusu?
Gün geçtikçe aradaki uçurum azalıyor. Büyük takımlarda verilen paralar ile Anadolu takımlarındaki verilen paralar aynı.

Fenerbahçe’ye gidişin sırasında, Galatasaray ve Beşiktaş’ın devrede olduğunu biliyorum.
Galatasaray da devredeydi. O zaman hatta Denizlispor’un başkanı beni telefonla aradı ve ‘Servet hayırlı olsun Galatasaray’la anlaştık’ dedi. Ben de milli takım kampındaydım. ‘Tamam başkanım’ dedim. Ben antrenmana gittim, geldim. Birkaç saat geçti. Bir telefon daha geldi başkandan, ‘Servet biz Fenerbahçe ile anlaştık’ dedi. Herhalde o zamanın şartları ile Fenerbahçe parayı nakit olarak verdi. Doğru hatırlıyorsam Galatasaray, Pinto ve para teklif etmişti. Bonservisim de Denizlispor’da olduğu için onların dedikleri oldu. Bir buçuk iki saat içinde Fenerbahçeli oldum.

Ama şu anlattığın, iki saat içinde iki takım arasında gidip gelmen… Futbolcunun hiç mi tercih hakkı yok?
Futbolcu ne zaman konuşur? Sözleşmesi biter, sezon sonu iki saat konuşma hakkı vardır. Ben iki senelik Denizlispor’a imza atmıştım. Bir sene oynadım. Denizli’deydi irade.

Fenerbahçe’nin yabancı stoperleri alacağını bilseydin…
Ben Kartalspor’da ve Göztepe’de de oynarken büyük takımlardan teklif almıştım. Ben o zaman erken olduğunu düşündüğüm için Denizlispor’a gittim. Oynayamam düşüncesiyle. İlk yapılan transferde Daum benimle konuşmuştu. Ama fazla şans bulamadım. Oynayabilecek kapasitem olduğu için tepkimi koydum. O zaman da basına yansıdı. Eğer buna inanmasam konuşmazdım, oturur şans beklerdim. Hazırdım, güçlüydüm.

Galatasaray’a geldiğin zaman aynı şey devam etti. Medya ile olan ilişkinden mi bilmiyoruz ama sana karşı olan eleştirilerde bir tahammülsüzlük var…Alışkın olabilirsin, okumayabilirsin. Sanki Türk futbolunda bazı adamları hedef tahtası yapıyorlar. Bu adamlardan bir tanesi de sen oldun. Mesela Hakan Şükür de var bu isimler arasında…Medyaya sempatik gelmiyor musun?
Herhalde gelmiyorum ki, böyle yorumlar çıkıyor. Dış görünüş biraz sert. Geçmişte tanıştığım arkadaşlarım da bunu söylüyorlar. Sivas’a gittim. O takımdaki arkadaşlarım da bunu söylediler. Medyada çıkan haberleri çok da takmıyorum. Ben milli takım oyuncusuyum. Denizlispor’da, Fenerbahçe’de, Galatasaray’da oynamışım. Oynadığım bütün takımlara bonservis parası kazandırdım. İyi futbolcu değilsem neden bütün kulüpler benim için bonservis parası ödedi? Şenol Güneş, Ersun Yanal ve Fatih Terim zamanında milli takıma çağrıldım. Ben sahada elimden gelenin en iyisini yaparım. Gerisi benim umrumda değil.

Bazı futbolcular düşük profil çizer. Onları gazetede pek göremezsin. Ama bazen düşük profil çizmek de zarar verebiliyor. Kendini fazla ifade etmiyorsun, bunun da bir payı olabilir mi?
Kesinlikle, doğru. Ama ben röportaj olsun, demeç olsun kaçmam. Herkese yardımcı olmaya çalışıyorum. Hiçkimseyi çevirmiyorum ama biraz da içime kapanığım. Maç sonrası röportajlar oluyor, arada sırada röportajlar oluyor.

Fenerbahçe’den sonra Sivasspor’daki performansın seni tekrar İstanbul’a getirdi. Bu açıkçası kariyerinde büyük bir risk. İstanbul’a geri dönmek için gidiyorum diye gittin galiba?
Giderken NTV’ye konuk olmuştum. Orada da soruldu: Bundan sonraki hedefin nedir? Ben Türkiye’de en yukarıda olan takımlardan birine ya da yurt dışına transfer olacağımı söylemiştim. Neden bunu söyledim? Eğer benim Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli Servet olarak kalmak gibi bir düşüncem olsaydı, ben Sivas’a gittiğimde başarılı olamazdım. Çünkü gerçekten futbolu seviyorum. Şu an bile Anadolu’nun herhangi bir takımında oynayabilirim. Sonuçta maddiyat için yapıyorum bu işi. Paramı da aldıktan sonra ben elimden geleni yaparım. Buraya da gelirken imza töreninde bana, “bu kadar defans oyuncusu var, Galatasaray’ı neden tercih ettin?” diye sordular. O zaman da “ben buraya oynamaya geldim. Faydalı olamayacağımı anladığım zaman izin ister giderim” demiştim.

Büyük takımın kalesindeki yerli kaleciler, “Bize üç top geliyor, birisini yersek hatalı kabul ediliyoruz” diyor. Sonuçta o kalecinin önünde sen oynuyorsun. Sivas’tayken o kapalı savunmada kale gibi duruyordun. Sivasspor, Galatasaray’a göre kalesinde daha fazla top gören, gol yiyen bir takım. Yani o kalecilerin söylediği durum, defans oyuncuları için de geçerli değil mi?
Dediğiniz gibi, kapalı takımda oynadığımızda hangi takımda oynarsanız oynayın biraz sizi etkiliyor. Çift ön libero ya da tek libero oynuyorsunuz. Ben stoper olarak çift ön libero ile oynayınca daha rahat ediyorum. Şu an tek ön libero oynamamıza rağmen ben çok fazla pozisyon verdiğimizi düşünmüyorum. Büyük takımda oynamamızın şöyle bir avantajı var. Rakip kapalı oynuyor. Birkaç tane pozisyona giriyorlar. O yüzden daha rahatız.

Ergün Penbe’nin söylediği gibi Anadolu takımlarının her seferinde hakkı yeniyor mu? Yoksa bir güç dengesi var mı?
Genel anlamda şartlar Anadolu takımları için söylersem, büyük takımlardaki gibi değil. İmkanların iyi olmuyor. Saha içerisinde zaman zaman hakemler etkileniyorlar. Bu da doğal. Çünkü hakemlere ne o takımların medyasından ne de yöneticilerinden fazla açıklama gelmiyor. Ama büyük takımlar için böyle değil. İnanılmaz olay oluyor. O yüzden de etkileniyor hakemler.

Sezon başı kampında şampiyon olamayacağını bile bile başlamanın nasıl bir etkisi oluyor?
Anadolu takımları lige başlamadan önce, küme düşmemeyi düşünüyor. Sonra da bitirebildiğimiz kadar yukarılarda bitirelim diyorlar. Takımlar var bir önceki sezon dördüncü ya da beşinci oluyor, bir sonraki sezon küme düşmeye oynuyor.

Galatasaray’da sol stoper oynuyorsun. Koprivnica’da, Sion’da bizim sol kanadın kademesinde yaşanan problemler çözüldü galiba…
Evet solda oynuyorum. Fenerbahçe’de iki tarafta da oynadım. Sağda oynamak daha iyi ama çok da fark etmiyor.

Kademeye girerken kendi pozisyonunu kaybediyor musun?
Benim kadar kademeye giren yoktur. Bu biraz da benim fedakarlığımdan kaynaklanıyor. Ben göbekten ayrılmasam kimse bana bir şey diyemez. Ama sol bekin arkasına atılan top onun problemi. Ben iyi niyetimle o açıkları da kapatmaya çalışıyorum. Girmeye de devam edeceğim. Ben yerimi boşaltmayıp kademe yapmasam benden iyisi olmaz ama saha içinde yapılması gereken o.

Sion maçının gollerinde sen solu kapatıyordun. En son Bordeux maçında yine ikinci kafa gölünde de, Volkan kafa topuna çıktı, sen de yayın önüne çıktın…
Doğru yerdeydim, Volkan da doğru yerdeydi. Ama zamanlama hatası oldu. Ters taraftan pozisyon geliştiği takdirde sol bek oraya gelmek zorunda, ben yaya çıkmak zorundayım. Song gitmişti ileriye.

Öyle bir pozisyonda senin yayın oraya çıkman ön libero zafiyeti mi?
Futbol öyle televizyondan izlendiği gibi değil. Volkan’ın da benim de yerim doğruydu.

Çalıştığın en iyi teknik adam kim?
Tabii ki bende emeği çok fazla olan Feyyaz Uçar. Rıza Çalımbay’ın da çok emeği var. Altyapıdan Necmi Reis, Yücel Hoca, Yılmaz Hoca ve İrfan Hoca.

Maç seyreder misin? Kendi maçını izliyor musun?
Denk gelirsem banttan takip ederim. Avrupa’da ise iyi maçsa izlerim, özelikle İngiltere Ligi’ni takip ederim.

Kendi mevkiinde beğendiklerin var mı?
Öyle bakmıyorum. Ben kendime bakıyorum. İdolüm yok.

Televizyon izliyor musun, beğendiğin yorumcu var mı?
Bazen çok komik geliyor. O zaman takip ediyorum ama çok az. Yorumları dinlemediğim için beğendiğim yorumcu şudur diyemem. Hiçbir fikrim yok.

Günlük gazeteleri takip eder misin?
Çok fazla okumam, fotoğraflara bakar geçerim. Kimler kafa topuna çıkmış bakıyorum ve geçiyorum.

Galatasaray’ı tanımak için bu kadar zaman yeterli olmuştur. Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki kulüp dinamikleri olarak bakarsan, futbolcu Servet olarak ne söylersin?
Futbolcunun oynaması ve huzurlu olması çok önemli. Burada bunu sağlayan bir ortam var. Sonuçta orada da ekmek yedim. Orada da güzel bir ortam var ama dediğim gibi burası çok huzurlu bir yapı.

Florya’nın havası derler…
Florya’yı semt olarak hiç sevmezdim. Ben Galatasaray’da oynamadan önce zaman zaman gelirdim. Yurt dışında bir yere çıkmış gibi hissederdim. Şimdi alıştım, bütün gün buradayım. Karşıya geçemiyorum. Ev Kartal’da ama ben kulüpte kalıyorum.

Maç öncesi bir ritüelin var mı?
Türkü dinliyorum. Her zaman sadece ben değil, hepimiz dua ediyoruz. Herkes duasını ediyordur. Maçtan önce türkü dinliyorum. Hoca biraz kızıyor. Ama ben gizli saklı dinliyorum. Hoca konsantrasyonumuzu bozacağını düşünüyor ama aksine konsantrasyon için dinliyoruz. Tabii hoca o şekilde düşünmüyor bazen. O da iyi niyetinden öyle söylüyor.

IPod’u Türkiye’de ilk kullananlardansın herhalde…
Valla bende 5-6 tane var.

Öncesinde ne yapıyordun? CD’ler ve kasetlerle mi dolaşıyordun?
Bende çok eski kasetler var. Yanımda teyp dolaştırırdım, kasetleri doldururdum, kampa giderdim. Bir de bütün kasetlerde en sevdiğim şarkıyı başa alır koyardım, o şekilde hazır bırakırdım. Şimdi tıklayıp istediği şarkıyı dinliyorum. Artık hepsi bende MP3 olarak var.

Teknoloji ile aran iyi mi?
İşin açıkçası çok da iyi değil. Bilgisayarı çok kullanmam. Müzik dinlerim, o amaçla kullandığım olur. Size bir anımı anlatayım. IPod’da türkülerim yüklüydü. O zaman Fenerbahçe’nin Lyon ile Şampiyonlar Ligi maçı var. Bizim bir Mehmet ağabeyimiz vardı. Bilgisayar işlerini iyi bilir. Dedim ki, IPod’daki şarkıları CD’ye atar mısın, bu atayım derken bütün şarkıları sildi. Ben türküleri milyonlarca türkünün içinden seçmişim. Moralim bozuldu. Ertesi gün de maç var. Oturdum sabah namazına kadar, türküleri seçtim. Sabah namazında yattım. O gün de üçlük olduk gerçi. Arşivimin sayısını bilmiyorum. Çok fazla. Diyarbakır deplasmana gidiyorum, ben çarşıda çıkar oranın türkülerini araştırırdım. Yöresel kasetler alırdım.

Dinlediğin türkünün hangi yörenin türküsü olduğun bilir misin, kim favorilerin?
Mustafa Özaktan, Uğur Işılak, Erdal Erzincan. Grup Behnol var. Sadece Almanya’da çalıyorlar. Bilinmedik birçok isim sayabilirim.

Şehir efsanesi mi? Gerçekten saz çalıyor musun?
Dört tane bağlamam var, Sivas’ta tam kursa başlıyordum, başlayamadım. İstanbul’da da başlayamadım, vakit olmuyor. Elbet öğreneceğim.

Gazetede yazdı, Servet bağlaması ile kampa geldi diye…
Bağlamayı çalayım, bir gün dışarı çıkmam. Öğrensem götürürüm. İnanılmaz seviyorum. Yeter ki öğreneyim. Çok sevdiğim için çabuk öğrenirsin diyorlar. Arabada giderken bazen kendimi türküye kaptırır söylerim.

Lakabın var mı?
Türkü Baba.


Koleksiyonun var mı?
Oynadığım takımlardaki formaları ve kendi resimlerimi biriktiririm. Kıyafete ve ayakkabıya düşkünüm.

Giyim tarzını nasıl oluşturuyorsun?
Kendi zevkim. Ben giderim üzerime yakıştırırsam alırım. Arkadaşlarım var, onlara gidiyorum.

Kafana taktığın kep kendi tarzın mı, bir yerde mi gördün?
Kendim o şekilde takıyorum. Sivas’ta da takardım. Sonra Sivas’ta herkes böyle takmaya başladı.

Seni tanımayan kişi, bu kıyafet tarzı ile türkü dinlediğine inanmaz…
Lig TV’den gelmişlerdi ben Sivas’tayken. Röportaj yapacağız. Şapkayı da kafamdan çıkarmıyorum, hava soğuk. Ben şapkayı takınca tam hip hop’çu olmuşum. Röportaj bitti. Sana bir sürprizimiz var dediler. Bir baktım bir ozan geldi, elinde bağlaması var. Ben başladım, o kıyafetle türkü söylemeye. Çok komikti.

Sen bu türküleri ezbere bilir misin?
Müzik çalsın eşlik ederim. Bilirim birçoğunu. Ben mesela türkü evlerine giderim. Bildiğimiz ağabeyler var. Hiçbir zaman istekte bulunmam. Bir gün bana birisi dedi, hiç istekte bulunmuyorsun diye. Ben dedim, söylersem bilemezsiniz. Bir tane söyledim bilemedi.

Bunun dışında hobin var mı?
Pek fazla yok. Evde arkadaşlarla oturup muhabbet etmeyi severim.

Bu tercih meselesi ama 24 saat futbolun havasını solumak…
Öyle ama bu bir tercih meselesi bende böyle alışmışım.

Şöhret sevdiğin bir şey mi?
Pek de dışarı çıkmadığım için çok sıkıntı yaşamıyorum. Şöhret olayım herkes beni tanısın, bana saygı göstersin gibi bir düşüncem olmadı. Yarın bugün futbolu bırakmak zorunda kalırsam ben yine hayatımı böyle sürdürürüm.

Ailenin sorumluluğu sende mi?
15-16 yaşımdan beri. Ağabeylerime iş kurdum, onlar da işini sürdürüyor.

Futbolcular ticaret yapmayı becerebilirler mi?
İşin başında olmadığım için ben girmek istemiyorum. Futbolu bırakana kadar en mantıklısı gayrımenkul.

Ankaraspor maçının sabahında duyduğun şehit haberleri seni etkiledi mi?
Etkilememesi mümkün değil. İnsanın konsantrasyonu gidiyor. Senin de kardeşlerin var. Onları düşünüyorsun. Haberleri kapattım. Ama saygı duruşunda bittim ben.

İstiklal Marşı’nı bayağı bir gür söylüyorsun, olaylar etkiledi mi seni?
Önceden de gür söylerdim ama son olaylardan sonra daha bir gür söylüyorum.

Sevincin…
16 yaşımdaydım. Yöneticiler çağırdı ve bana 500 milyon verdiler. O zamanın parası ile babam senelerce çalışsa o parayı alamaz. Ben o kadar parayı ilk defa gördüm. Babam bekçilik yapıyordu fabrikada. Eve götürdüm parayı, gururlandım. Ondan sonra işimi bir sevdim. Böyle bir şey olmaz.

Gelecek ile ilgili plan yapar mısın?
Bir dahaki sene hangi takıma giderim diye bir düşüncem yok. Ama hayatımı sürdürme anlamında planlarım var. Neye yatırım yapabilirim diye düşüncelerim var.

Ekonomik olarak zorluklar yaşamış olmak, seni tutumlu olmaya itiyor mu?
Evet tabii ki itiyor. Söylediğim gibi kıyafetler alıyorum ama o da bulunduğumuz ortamlar itibarıyla dikkat etmemiz gereken bir ayrıntı. Elimden geldiği kadar aşırıya kaçmamaya çalışıyorum. Sonuçta bir sürü kardeşim var.

Fobilerin var mı?
Fındık faresinden korkarım. Bir gün evde çıktı yerimden zıplattı beni...

En sevdiğin türkü: Nem Kaldı / Erdal Erzincan
Beğendiğin Aktör: Şener Şen
Aktris: Adile Naşit
Rakam: 76 / Iğdır, forma numaram
Marka: Yok
Araba markası: Yok
Film: Şekerpare
Takım: Arsenal

 

DİĞER HABERLER
» Karşılıklı Saygıyla Kalıcı Başarılara (26.08.2008 13:38)
» Keskin Nişancı! (09.07.2008 16:08)
» Savunma Bakanı (11.06.2008 12:50)
» O Toplantı! (11.06.2008 12:14)
» Küçük Dev Kız (11.06.2008 12:00)
» A'dan Z'ye Aykut (26.05.2008 17:11)
» Adını Ezberletti! (29.04.2008 18:42)
» Cenk Akyol’un Yolu… (08.04.2008 18:34)
» Florya Manzaralı Ankara Apartmanı (07.03.2008 14:46)
» Savaşçı... (06.03.2008 15:55)
» ‘Bek’lemiyor, koşuyor… (07.02.2008 15:48)
» 'Kaya' Gibi Murat (05.02.2008 16:14)
» Deli Fişek (03.01.2008 15:24)
» Yükseklerde Bir Yerde (05.12.2007 16:36)
» Les coeurs sont ensembles* (03.12.2007 16:20)
» “Ate A Minha Ultima Gota De Sangue...”* (07.11.2007 17:47)
» Bizim Gattuso (05.11.2007 16:54)
» Ve Sahnede... (04.11.2007 16:59)
» Kadife Elli Dev (06.10.2007 17:31)


» DİĞER HABERLERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.



İLGİLİ HABER VE LİNKLER

GALATASARAY DERGİSİ 70. SAYISI ÇIKTI!

GALATASARAY DERGİSİ 70. SAYISI ÇIKTI!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

TESİSLER

TESİSLER

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ