GALATASARAY DERGİSİ / RÖPORTAJLAR

03.12.2007 16:20

Les coeurs sont ensembles*

 

* Yeter ki kalpler beraber olsun

Avrupa’da hiçbir kulüp onu dört sezon kadrosunda tutamadı. Galatasaray hariç! Dört büyük ligde, Fransa, İngiltere, İtalya ve Almanya’da forma giydi ama en çok Türkiye’yi sevdi, Türkiye de onu sevdi. Kamerun Milli Takımı’nın “büyük ağabeyi”; sahada tekmeye kafa uzatan yürekli futbolu ve saha dışında yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle, Galatasaray taraftarının kalbinde taht kurdu.

Onunla dört yıldır her maçta, deplasmanda, kampta beraberiz. Galatasaray ailesinin bir parçası olarak galibiyetlerin sevincini de mağlubiyetlerin hüznünü de beraber paylaştık. Bir mağlubiyet sonrasında “Yeter ki kalpler beraber olsun” dediğimizde; çok sevdiği bu cümle bir zaman sonra merhaba yerine kullandığımız sloganımız oldu.*

Çocuk yaşta babasını kaybeden Rigobert, her röportajında atıfta bulunduğu hayatındaki bu eksikliği bugün iyi bir aile babası olarak kapatan kocaman bir yürek. Yoğun antrenman programı sonrasında evine döndüğünde onu, yerinde duramayan harika iki kızı Yohanna ile Hillary ve yakın bir zamanda ortalığı birbirine katmaya hazırlanan ufak oğlu Bryan ve eşi karşılıyor. Televizyonda Kamerun’dan bir konser kaydı dönüyor, yardımcıları Makbule’nin pişirdiği Türk yemeklerinin kokusu geliyor mutfaktan. Bir de söyleşi boyunca Song’un eksik olmayan kahkahaları...

(Röportaj: Bülent TİMURLENK | Galatasaray Dergisi, Aralık 2007, Sayı: 62)


Kariyerinde hiçbir kulüpte dört sezon oynamamıştın. Bu sezon Galatasaray’da dördüncü sezonun. Nasıl açıklarsın bunu?
Aslında açıklaması çok basit. Ben burada sevildiğimi hissettim. Galatasaray’a geldiğim ilk gün kendimi nasıl iyi hissettiysem şimdi de öyle hissediyorum. Burada samimiyet var, büyük bir aile gibiyiz. Her zaman büyük sevinçler yaşamasak da takım arkadaşlarımla birlikte çok şeyi paylaştık. Güzel günlerimiz de oldu, üzüldüğümüz günler de. Ailem de İstanbul’dan çok memnun. Böyle olunca kariyerimde ilk kez bir kulüpte dördüncü sezonuma girdim.

Geride kalan üç sezonda mutlaka teklifler almışsındır...
Her zaman teklifler aldım. Avrupa’nın birçok kulübünden teklif aldım. Bunlar beni her zaman onurlandırdı. İyi bir oyuncuysanız size teklifler gelir. Sözleşme imzaladığınız gün kontratınızın son gününe kadar o kulüpte kalmayı arzulayarak, planlayarak o imzayı atarsınız. Ben de Galatasaray ile üç yıllık sözleşme yaptığımda bu fikre sahiptim ve bunu gerçekleştirdim. Galatasaray’da oynamak futbola olan motivasyonumu arttırıyor çünkü Galatasaray her sezon başında büyük hedefleri olan bir kulüp. Her yıl amacı şampiyon olmak, kupayı kazanmak, Avrupa’da en iyisini yapabilmek. Bu sezon sonunda kontratım bitiyor. Bugünlerde bu konuyu aklıma getirmiyorum ama profesyonel futbolcu olarak Ocak ayından itibaren elbette ki bu konuyu yöneticilerimizle görüşeceğim. Önemli olan onların bana gelecekte ihtiyaçları olup olmayacağını söylemeleri. Bana verecekleri cevaba göre ben de gelecek sezon nerede olacağıma karar vereceğim.

İki sezon önce şampiyonduk. Geçen sezon ne değişti?
Bir futbolcu olarak bunu açıklamak, aradaki farkı görebilmek, neyin yolunda gitmediğini görmek çok zor. Şampiyon takım olarak, belki geçen sezon üzerimizde daha fazla baskı hissettik. Şampiyon takımdan her zaman daha fazlası istenir. Belki de biz takım olarak bu baskıyı kaldırmaya hazır değildik. Genel beklenti şampiyonluk unvanını korumamızdı doğal olarak. Ancak dediğim gibi iyi bir takım olmamıza rağmen bunu tekrarlayamadık.

Geçen sezonun sonuna doğru alışkın olduğun ilk onbirden uzak kaldığın haftalar oldu. Medyada “problemli adam” portreleri çizildi senin için...
Geçen sezon çok şey söylendi, yazıldı. Benim sakat olduğumdan ya da hasta olduğumdan dolayı oynamadığım vs... Sorunum varmış gibi yansıtıldı ancak bunun böyle olmadığının kanıtı bu sezon Galatasaray’da oynuyor olmamdır. Sezon başında kadroda iki stoper mevkii için beş futbolcu vardı. Sezon başında aramıza yeni iki stoper arkadaş katıldığında benim hakkımda “gidecek, gitmeli” yorumları yapıldığını biliyorum. Fakat benim de bildiğim bir şey var ki; yıllardır futbol dünyasının içinde tecrübeleri olan biriyim ve ben bir savaşçıyım. Zorlukları her zaman severim. Formayı almak için çok çalışmam gerektiğini bilirim.

Erik Gerets ile iletişiminizde farklı frekanslarda mı yer aldınız?
Antep’te maç içinde kendisine doğru olmayan bir hareketim oldu fakat ertesi gün hem kendisinden özür diledim, hem de medya aracılığıyla bunu taraftarlarla paylaştım. Fakat sonra kadroda şans bulamadığım haftalar oldu. Benim karakterimde şu var; ben kafama takılanı kendime saklamam, karşımdakine sorarım, cevap ararım, aldığım cevap benim fikirlerimle örtüşmeyebilir. Gerets de çok sağlam karakteri olan bir teknik direktördü, çok iyi anlaşıyorduk ancak mutlaka bazı konular vardı ki; fikir ayrılığımız da oluyordu. Bu da çok normal. Önemli olan teknik adamla futbolcu arasında iletişimin olması. Biz Erik Gerets ile her zaman diyalog içindeydik. Bunların hepsi geçmişte kaldı. Sezona yine büyük bir coşkuyla ve çalışma isteğiyle girdim. Yeni bir teknik direktör, yeni takım arkadaşları. Sayın Feldkamp da geçen sezon yaşananlarla ilgilenmedi, bana gerekli olan şansı verdi, her futbolcuya olduğu gibi bana da kendimi ispatlama şansını verdi. Tek endişem bana bu savaşma şansının verilip verilmeyeceği idi. Bu yüzden ona müteşekkirim bana bu şansı verdiği için.

Üç yıl boyunca Mondragon-Tomas-Song üçlüsü birlikte oynadı. Bu sezon farklı bir defans hattı var. Zorlandın mı?
Bu bence zor olmadı. Üç yıl boyunca aynı defans hattıyla oynamak elbette ki güzeldi ancak gelen arkadaşlar çok kaliteli futbolcular. Servet çok iyi bir futbolcu. Geldiğinde gördüm ki birbirimizi tamamlayabileceğiz. Onun da benim olduğum gibi eksik tarafları olabilir ama önemli olan sahada bir ikili olarak birbirinin bu eksik taraflarını kapatabilmek. Mesela hava toplarında onun benim açıklarımı kapatacağını bilirim; o da benim ikili mücadelelerde, yerden müdahalelerde öne çıkacağımı bilir.

Orkun için en garip eleştiri: Saha içinde çok konuştuğu...
Bir kalecinin oyun içinde konuşması çok önemli. Biz ona sırtımız dönük oynuyoruz ve o sahayı bütünüyla görme şansına sahip. Kaleci, takım arkadaşlarını pozisyon gereği uyarabilir; hatta pozisyona bile gerek olmadan motive edici konuşmalar yapabilir. Biz geçen sezona göre daha iyi bir takımız. Yeni gelen arkadaşlarımız çok kaliteli futbolcular.

Galatasaray’da çalıştığın teknik adamları karşılaştırmanı istesek...
Teknik direktörleri karşılaştırmak bana göre yanlış. Her teknik adamın farklı bir tarzı, çalışma metodu ve sistemi var. Mesela bu sezon geçen sezonlara nazaran teknik direktörün takımı çok daha motive ettiğini söyleyebilirim. Kadroda yer alan herkes savaşması gerektiğini biliyor. Formanın adaletli dağıtıldığına inandığınızda, antrenmanlara çok daha iyi konsantre olursunuz. Bizde de bu sezon bu geçerli. İyi olan formayı kapacağını biliyor ve ona göre çalışıyor.

Sezon başından beri her maçta forma şansı buluyorsun. Kendini fizik olarak nasıl hissediyorsun?
Ben bir işçiyim ve takımın hizmetindeyim. Teknik direktör de bu işin patronu. Benden tüm maçlarda oynamamı isterse oynarım. Ben sezon içindeki bütün maçlarda oynayacak kadar kendimi iyi hissediyorum.

Özel hayatına gelirsek... Çocukların çıkardığı ses senin için “gürültü” mü?
Çocuklar ufak olduğu için kolay değil, çok hareketliler ama bu beni rahatsız etmiyor. Antrenmanlar haricindeki vaktimi onlara ayırmaktan büyük keyif alıyorum. Ben çok evcimen bir insanım. Dışarıdan bana bakan biri, çok gezen biri olarak görebilir ama değilim. Futbol dışında hep ailemle beraberim. Yemeğe de ailemle çıkarım ama Florya-Yeşilköy dışına trafik yüzünden pek gitmiyoruz.

Song ne kadar Türkiyeli oldu?
Evdeki yardımcımız Makbule dört yıldır bizimle beraber. Bize harika Türk yemekleri yapıyor. Ona, bir gün Kamerun’a dönersek onu da yanımızda götüreceğimizi söylüyoruz. Bize Türkçe de öğretiyor. Ben burada Türk pilavının fanatiği oldum. Bizde pirinç böyle yenmez, mutlaka bir sosa ihtiyacın vardır. Ancak burada pilav o kadar harika ki; yanında hiçbir sosa gerek yok. Fazla acı sevmiyorum, bu yüzden kebapçılarda sipariş verirken dikkat ediyorum. “Adana kebap güzel ama çok acı.” (Song Türkçe söylüyor bu cümleyi) Türkçe’yi çok iyi anlıyorum. Ama konuşurken diyaloglarda sıkıntım oluyor. Saha içinde gerektiğinde Türkçe konuşuyorum. Futbol dışında hep ailemle birlikte olduğumdan -ki kuzenlerim de sık sık ziyarete geliyorlar İstanbul’a- bu yüzden fazla Türkçe pratiği yapma şansım olmuyor. Fransız kanallarını seyrediyorum genelde ama spor programlarında Galatasaray hakkında konuşulduğunda net olarak anlayabiliyorum.

Gidenlerden....
Tomas
’ı elbette ki özlüyorum, üç yılı beraber geçirdik. Sadece Tomas değil giden diğer arkadaşlarım da; Necati, Cihan, Orhan hepsini çok özlüyorum, beraber çok güzel günlerimiz oldu. Biz bir aileyiz ancak futbolun da kuralı bu. Bir zaman sonra birbirimize rakip olabiliyoruz. Antep’te Ergün ve Volkan mesela...


En İyiler
Türkiye Ligi çok zorlu bir lig. Rakip takımlarda forvet olarak Gökhan Ünal’ı çok beğeniyorum. Servet çok iyi futbolcu. Beşiktaşlı İbrahim Toraman da istikrarlı ve sağlam bir oyuncu...

Song ve Markası
Song futbol dünyasında tarzı olan futbolculardan, güneş gözlüklerine özel bir merakı var ve koleksiyonunda 40’dan fazla gözlük var. Her ne kadar İngilizlerin saygın haber kurumu BBC, Stephen Appiah’ı, kendi markasını yaratan ilk Afrikalı futbolcu olarak okuyucularına duyursa da -bu konuyu iyi araştırmadıklarından- Song’un uzun zamandır bir markası olduğundan habersizler. Türkiye’de takım arkadaşlarının sağladığı kontaktlarla tekstil şirketleriyle irtibata geçen Song, iki yıl önce kendi adını taşıyan koleksiyonu yarattı. Geçen yaz ikincisi çıkan koleksiyon, Kamerun ve Paris’te satışa sunuluyor ve elde edilen gelirin tamamı Kamerun’da yardıma muhtaç çocuklar için kurulan bir fona aktarılıyor. Bu proje Song’un ticari bir girişiminden çok sosyal sorumluluk projesi. Biz de Song’a koleksiyonunun Türkiye’de satılması önerisini getiriyoruz.


“Aşırı olan hiçbir şeyi sevmem”
Hayatta aşırı olan her şeyin zararlı olduğuna inanırım. Bir içkiden bahsediyorsak şişe demeyelim, kadeh diyelim. Futbolcu da bir kadeh şarap içebilir, haftada bir gece çıkıp eğlenebilir. Ama haftada üç gece dışarı çıkıyorsan işte bu aşırıya kaçıyorsun demektir.

 

DİĞER HABERLER
» Keskin Nişancı! (09.07.2008 16:08)
» Savunma Bakanı (11.06.2008 12:50)
» O Toplantı! (11.06.2008 12:14)
» Küçük Dev Kız (11.06.2008 12:00)
» A'dan Z'ye Aykut (26.05.2008 17:11)
» Adını Ezberletti! (29.04.2008 18:42)
» Cenk Akyol’un Yolu… (08.04.2008 18:34)
» Florya Manzaralı Ankara Apartmanı (07.03.2008 14:46)
» Savaşçı... (06.03.2008 15:55)
» ‘Bek’lemiyor, koşuyor… (07.02.2008 15:48)
» 'Kaya' Gibi Murat (05.02.2008 16:14)
» Deli Fişek (03.01.2008 15:24)
» Türkü Baba (06.12.2007 16:00)
» Yükseklerde Bir Yerde (05.12.2007 16:36)
» “Ate A Minha Ultima Gota De Sangue...”* (07.11.2007 17:47)
» Bizim Gattuso (05.11.2007 16:54)
» Ve Sahnede... (04.11.2007 16:59)
» Kadife Elli Dev (06.10.2007 17:31)
» Florya'dan Mezun (05.10.2007 18:37)


» DİĞER HABERLERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.



İLGİLİ HABER VE LİNKLER

GALATASARAY DERGİSİ 68. SAYISI ÇIKTI!

GALATASARAY DERGİSİ 68. SAYISI ÇIKTI!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

TESİSLER

TESİSLER

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ