GALATASARAY DERGİSİ / RÖPORTAJLAR

05.10.2007 18:37

Florya'dan Mezun

Orkun Usak

Galatasaray “Metin Oktay Tesisleri Kaleci Koleji”ne adımını attığında 13 yaşındaydı. Uzun yıllar kaleci profesörü Eser Özaltındere’den dersler aldı. 19 yaşında mezun oldu. Yüksek lisansını Elazığspor, Ankaragücü ve Kayseri Erciyesspor’da tamamladı. 27 yaşında doktora için tekrar yuvasına döndü. Sıradışı bir adamın taştan kalelerde başlayan kalecilik öyküsü...

(Röportaj: Bülent TİMURLENK | Galatasaray Dergisi, Ekim 2007, Sayı: 60)

“Saha içinde ve dışında farklı iki Orkun var” gözlemimizle başlayalım. Saha dışındaki Orkun’dan başlayalım...

Gerçekten öyle. Sahadaki o agresif, hırslı yapımın yanında özel yaşantımda çok büyük hırsları olmayan, tabiri caizse kafasına vur, lokmasını al tarzında sakin, kendi halinde birisiyim.

Futbol kariyerinde hırsın seni sekiz yıl sonra tekrar Galatasaray’a getirdi ama... 1999 yılıydı, Galatasaray PAF Takımı’ndan A Takım’a yükseldiğim dönem. Tabii o dönem forma şansı bulmamız çok zordu. Kalede Taffarel vardı. Galatasaray’ın efsane bir kadrosu vardı. O kadroda yer bulmak çok zor olduğu için ben de o kadronun içinde beklemek istemedim. O genç zamanımı bekleyerek, oturarak geçirmek istemedim. 19 yaşındaydım. Enerjik zamanımda şansımı oynayabileceğim yerlerde geçirmek istedim. O yüzden ayrıldık. Tabii sekiz sene sonra başladığım yere geri dönmek kısmet oldu.

Bu önemli bir karar. Galatasaray’dan ayrılmayı göze almak. İkinci ya da üçüncü kaleci olmayı göze almadın. Bu tercih senin gelişimini arttırdı mı?

Her zaman kaleciliğin oynayarak öğrenildiğine inanıyorum. İdmanda kondisyon, taktik, teknik bilgini alıyorsun. Uygulayabileceğin bir yer olmadıktan sonra ne derece gelişim gösterdiğini bilemezsin. Ben onun için kalecilerin oynamasından yanayım. Benim o zaman da kafamda bu fikir vardı. O yüzden oynayabileceğim yerleri tercih ettim. Kendi kişisel gelişimimi oynayarak devam ettirmek istedim.

Sende kalecilik yeteneğini kim keşfetti? Güzel çalım atan, topu sektireni bulmak kolaydır ama iş kalecilik olunca...

Güzel bir anısı var bunun. Babam emekli başkomiser. Tayini çıktı. Ben doğma büyüme İstanbullu’yum. Zeytinburnu’nda oturuyorduk. Babamın tayini çıkınca İzmit’e taşındık. Tam ilkokula başlayacağım sene. Yeni bir yere gidince çocukların arasına karışmak için en güzeli mahalle arasındaki futbol. İşte “Ben geldim, hoşgeldin, maç yapacağız. Beni de alın, tamam o zaman geç kaleye”... Kimse kaleye geçmek istemez ya, bana dediler. Neyse iki taş koyduk geçtik kaleye. Baktılar ben iki atladım, zıpladım. Toptan korkmuyorum falan. Ondan sonra bizim zili çalmaya başladılar: “Teyze maç yapacağız, Orkun’u gönder” diyerek. Öyle başladı, öyle gitti. 1987’nin yazı.

Mahalle maçlarında topu olan kaleye geçmez, senin topun olmadı mı hiç?

Yok benim topum olsaydı da ben yeniydim. Benim topumu kullanmazlardı.

İki taştan kaleler bir zaman sonra yerine beyaz direkten kalelere bıraktı...

İlk Kocaelispor’da küçük takımda idmana çıktım ama lisanslı değildim. Daha sonra işte geri dönüş, babamın memuriyeti bittiğinde, İstanbul’a yerleştik. Zeytinburnu’nda Telsizspor kulübü var. Birinci Amatör Küme’de mücadele eden bir takım, ilk defa lisans çıkardık. Yıldız takımda oynadım. Yaş 12. Daha sonra İstanbul karmasına gidip gelmeye başladım. O zaman Sayın Bülent Ünder de İstanbul Karması’nı çalıştırıyordu. “Seni Galatasaray’a göndereceğim, gir bir şansını dene” dedi. Ahmet Keskinkılıç hocamız vardı. Yıldız takım teknik direktörü. Birkaç idmana çıktıktan sonra “Tamam oğlum sen burada oynayacaksın” dedi. 13 yaşındaydım, Galatasaray’da ilk lisansım çıktı.

Altyapı döneminden biraz bahsedelim, hangi hocalarla çalıştın?

O dönem zaten bugünlerin anahtarı. Hem altyapıdaki hocalar, hem de bana eğitimi veren kaleci hocamız Eser Özaltındere benim için çok büyük şanstı. Hepsi öğretmeye aç olan insanlardı. Türkiye’de belki o zamana kadar görülmemiş kaleci eğitimleri aldık. 5-6 yıl boyunca Eser Özaltındere yönetiminde idmanlar yaptık. O zaman ikinci lig takımları hatta birinci lig takımları bile doğru dürüst kaleci idmanı yapmıyordu. Kaleci antrenörü bulunması şart değildi. O dönemde çok iyi bir eğitim aldık. Zaten aldığımız o eğitim bizi bugünlere taşıdı. Bunun semeresini hala görüyoruz. O yüzden altyapıdaki hocalarıma ve özellikle de Eser Hoca’ya çok teşekkür etmemiz lazım...

Simovic-Taffarel-Mondragon. Galatasaray’da her zaman mükemmel yabancı kaleciler geleneği vardır. Sekiz yıl önce aldığın gidiş kararı sana ait. “Galatasaray elindeki yeteneği kaçırdı” spekülasyonları yerine sanırız o yılları iyi tahlil etmek lazım...

Onu da şöyle izah edebilirim: 17 yaşında Beykozspor’a, üçüncü lige gittim. Ben gittiğimde takım 17’nci sıradaydı. Beykoz’u da eski Galatasaraylı Öner (Kılıç) Hoca çalıştırıyordu. Onun da Galatasaraylı olması vasıtasıyla oraya gittim. Takım toparlandı ve sezonu beşinci sırada bitirdik. Bir sonraki sezon, ben PAF takımda oynamayı hiç düşünmedim. Yaşım tutuyordu. Biraz da isyankar bir tavırla “PAF takımda oynamak istemiyorum” dedim. O sezon Bakırköyspor pilot takım yapıldı. Bakırköyspor’a gönderildik ben ve birkaç arkadaşım. Ahmet Ceyhan vardı takımın başında. Sonra Üsküdar Anadolu’ya gittim. Bu kulüplerde hep kiralık olarak oynuyordum. Üsküdar Anadolu ile geçirdiğim sezonun sonunda 1999 yılında benim Galatasaray’la olan profesyonel sözleşmem bitti. Yaşım 19, o dönem kulübe çağrıldık. Takım kampa gidecekti. Lucescu yeni göreve gelmişti. “Seni kampa götüreceğiz” dediler. Ben istemediğimi söyledim. Çünkü yabancı kaleci vardı. Oynama şansım yoktu. Belki iki belki de üçüncü kaleci olacaktım, bilmiyorum tabii o konudaki görüş ne olurdu. Bir şeylerin değişeceğine inanmadım. Ne kadar mücadele edersem edeyim arka planda kalacağıma inandım. O yüzden yeni bir mukavele imzalamak istemedim. Onlar da anlayış gösterdiler. Elazığspor’un bir kaleci arayışı olmuş. Onlar da uzun zamandır lige çıkmak istiyorlardı. Bir gün Sayın Mehmet Ağar aradı, çok şaşırdım. “Oğlum" dedi, "Elazığ’a gideceksin”. Ben de “Tabii” dedim, Mehmet Ağar arayınca. Hemen haritayı açtım o gün. Baktım “THY” yazıyor. Hemen biletimi aldım...

Anadolu’dan gelen futbolcunun adaptasyon sürecinin tersine bir adaptasyon problemi yaşadın mı? 20 yaşındasın, yalnızsın ve Elazığ’dasın...

Ben İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm. İstanbul kültürü ile yetiştirildik. Bir de genciz. İstiyorsun kız arkadaşların olsun. Oturalım, gezelim, sinemaya gidelim. Sosyal yaşantımız olsun. Bir önceki akşam annem, babam, arkadaşlarımla Tarabya’da yemeğe gittik. Bir sonraki akşam uçak Diyarbakır’a indi. Minibüs aldı beni, Elazığ’a götürüyor. Bir baktım Bingöl, Bitlis, Erzurum, Erzincan falan. Bir önceki akşam Etiler, Tarabya tabelaları, bir sonraki akşam Bitlis, Bingöl tabelaları. Tabii bir de bünyemiz gibi aklımız da genç. 10 gün sonra kendi kendime “Dayanamayacağım, döneceğim” dedim. Elazığ, güzel bir Anadolu şehri. Anadolu’da yıllarım geçtiği için söyleyebiliyorum, gerçekten çok sıcak, güzel ve büyümesini bir ölçüde tamamlamış Anadolu şehri ama bir dönem dar geldi. İşte o dönemi aşınca güzellikler de geldi peşinden.

Elazığ’da sosyal hayatın kısıtlı olması sana birçok hobi kazandırmıştır...

Aynen öyle, bir dönem çok sıkıldım. Sayın Erol Tok vardı. Ordu Milli Takımı’nı da çalıştırmıştı. Çok disiplinli ve kendinden emin bir antrenördü. Çok fazla izin vermeyi sevmezdi, takımın beraber kalmasını isterdi. 4-5 ay İstanbul’a gelemediğim dönemler oldu. O zaman bizim spor psikoloğumuz olan Ertan Hoca’ya -hala da görüşürüm- “Burada çok sıkılıyorum, sosyal yaşantımız yok. Sadece idman, tesis” dedim. “Hobiler bul kendine” dedi. O dönem İngilizce öğrendim. Bir sene boyunca kendime özel hoca tuttum, ders aldım. Gitar çalmayı öğrendim. 4-5 ay boyunca ders aldım. Elazığ’da iki buçuk sezon oynadım. İlk sezon 2. ligden 1. lige çıktık. O çok güzel anıydı benim için. Daha sonraki sezon zorlandık ama ligde kaldık. Sonra devre arasında Ankaragücü’ne transfer oldum. Ankaragücü’nde üç tam sezon oynadım.

Geçen sezon devre arasında Kayseri Erciyespor’a gittin. Bülent Korkmaz önderliğinde bir mucizeye imza attınız ancak sonu güzel bitmedi. Bülent Korkmaz ile bir tanışıklığın var mıydı?

Bülent Hoca ile Galatasaray’da A takım ile idmanlara çıkarken birlikteydik. O zaman ağabeyimizdi. Yanına gidemezdik. Ben Ankaragücü’nde oynarken Bülent Hoca, Gençlerbirliği’nin yardımcı antrenörüydü. Ankara’da birçok kez oturduk konuştuk ya da uçaklarda oturup konuştuk. Devre arasının bitmesine 4-5 hafta kala ben kulüp başkanı Cemal Aydın ile görüştüm. “Ben ayrılmak istiyorum, bana yardımcı olun” dedim. O da sağolsun yardımcı oldu. Ligin ikinci yarısı başlıyordu. Onlar da Fenerbahçe ile oynuyordu. Bülent Hoca ile bir görüşmemiz oldu, “Gelir misin?” dedi. Kabul etmemin en büyük nedeni Bülent Korkmaz’dır.

Ankaragücü’nden ligin son sırasında kümede kalmak için gerçekten mucizeye ihtiyacı olan bir takıma gitmek büyük risk değil miydi?

Bazı şeyleri gerçekleştirmek için insanın rahatının bozması gerektiğine inanıyorum. Ben o dönemde Ankara’da oynamıyordum. Açıkçası maddi olarak da çok büyük bir kazancım yoktu. Bazı şeylerin değişmesi gerekiyordu. Ben Ankara’da kalmayı tercih edebilirdim. Orkun değil de Ahmet olsaydım, Ankara’da evim var. Memur zihniyetiyle idmana gider gelirdim paramı kazanırdım. Ankara yakın İstanbul’a, arabama biner gider ailemi görür gelirdim. Ama ben bunu tercih etmedim. Daha öncesinde bunun örneği var kariyerimde. Ben Elazığ’a gittiğim gün İstanbul’un ikinci lig kulüplerinden biri beni aradı ve Elazığ’ın verdiğinden daha çok para teklif ettiler. O gün takside havaalanına gidiyorum. Düşündüm: “İstanbul’da kalıp sosyal bir yaşam mı istiyorsun, yoksa futbolcu olmayı mı istiyorsun?” 10 saniye düşündüm ve futbol oynamaya karar verdim. Benzer bir kararı da Erciyes’e giderken verdim..

Yarım sezonluk performansının seni Galatasaray’a taşıdığına inanıyor musun, “Ankara’da kalsaydım da beni Galatasaray alırdı” der misin?

Ben bende olanın farkındayım. Yetenek olarak neye sahip olduğumu biliyorum. Ama insanlar da bunu bilmek istiyor. İnsanlar da emin olmak istiyor. Kayseri Erciyes’te bundan emin oldular. Oynadığı maçlarda iyi oynuyor ama patlamayı yapamadı. Ben Erciyes’te o patlamayı yaptım.

Büyük takım kalecisi için zor olan, az pozisyon gelir, hatası affedilmezdir. Bu bir baskı mı?

Baskı değil kesinlikle. Daha önce oynadığımız takımlarda defans bloğunda daha çok açıklar oluyordu. Çok pozisyon geliyordu. Pozisyon gelmesi devamlı uyanık olmana sebep oluyor. Konsantrasyon yüksek oluyor.

Konyaspor maçında skor 4-0 iken sen hala konsantrasyonunu yitirmemiş, bir kornerde yüksek sesle takım arkadaşlarını uyarıyordun...

O tarz bir oyunda daha az pozisyon veren ve verdiği pozisyonları kurtarılması gereken bir takım Galatasaray. Bir maçta iki pozisyon veriyor, onu kurtarmak zorundasınız. Çünkü o pozisyonu kurtaramazsanız şöyle değerlendiriliyor. İki top gelir, ikisini de kurtarırsan iyi kaleci. Birini kurtarırsan fena değil. İkisini de yerse kötü kaleci. Gelen pozisyonlarda çok uyanık olmalısınız. Benim oyunumda uyuma, pozisyona dalma diye bir şey yok. Ben bunu birçok kez yaşadım. Daha önceki dönemlerde sakin sessizdim ama çok zararını gördüm. Çok pozisyon gol oldu.

“Bunu değiştir Orkun”, “Bağırma Orkun” diyen oldu mu?

Şöyle izah edeyim. Alakasız bir yerde top. Orta sahada mesela. Bir konuşma bir golü önlüyor. “Yanında" ya da "Kaçıyor” dedin. Bir konuşma bir golü önlüyor.

İki kaleci tanımından, “yenilebilecekleri yiyen, kurtarılabilecekleri kurtaran kaleci”yi mi, yoksa “bir maçta çıkmayacak topları çıkartan ve maçı kurtaran kaleci”yi mi, hangisini yakıştırırsın kendine?

Böyle bir şeyi benim söylemem doğru olmaz. Ama ikinci örneğe uygun olduğumu düşünüyorum.

Avrupa’da en beğendiğin kalecilerden biri Canizares olabilir mi?

Van der Sar’ı çok beğeniyorum. Ben futbol maçlarını izlemiyorum. Futbol oynadığım zamana bayılıyorum ama benim işim o. Dışarıda futbol oynamayı, konuşmayı, izlemeyi sevmiyorum. Belli şeylere odaklanıyorsun. Ben o benzetmeleri almak istemiyorum.

İlginç bir eleştiri ya da merak var. Birçok kişi senin formanın altına giydiğin boğazlı kazağa takmış durumda. Arif Erdem’in meşhur boğazlı kazağı vardı, kış geldiğini onun kazağından anlardık. Bu mevsimde bu bir uğur mu?

Ben öyle rahat ediyorum. Uğurla alakası yok. 35 derecede İzmir’de maç oynarken de onu giyiyordum. İnsan rahatsız olduğu bir şeyi giyer mi? Ben bununla rahat edip mücadele ederken dışarıdaki insanlar niye rahatsız oluyor onu anlamıyorum. Ben bunu yazın giydim, kışın da giyiyorum.

Bir diğer sık yapılan yorum; Orkun takım arkadaşlarına çok fazla müdahalede bulunuyor…

Evet bulunuyorum ama tribünden bakan insan ne görüyor çok merak ediyorum. Bir uyarı golü önler. Korner atılırken “Dikkat adam boşta” dersin golü önlersin. Ben önümde oynayan oyuncuya sinkaflı bir şekilde mi uyarıda bulunuyorum? Onlar benim takım arkadaşlarım; “Tut geliyor, kaçıyor”... Bunlar futbolun içinde olan şeyler. Defansı ben arkadan gözlemlediğim için söylüyorum...

Bundan rahatsız olan da yok zaten sahada...

Bu uyarıları yapmamı teknik direktörümüz de söylüyor takım arkadaşlarım da. “Kaçıyorsa uyar bizi” diyorlar. Sağda atak gelişiyor, soldan bir oyuncu atak yapıyor. Sen topa doğru pozisyon almışken fark edemiyorsun. Anlık bir durum, anlık bir ikaz golü önlüyor. Ben bu eleştiriyi yersiz buluyorum. Biz bağırmıyoruz, bunun adı yüksek sesle iletişim...

Orkun, Galatasaray’da forma giyen her zaman göz önünde. Geçen sezon da bu merakı cevaplandırmıştın ama sen sahada ıstavroz mu çıkartıyorsun?

Ben zaten bu konudan rahatsızım. Sadece 90 dakikayı, performansımı eleştirsinler. Ben bunu çok uzun zamandan beri yapıyorum. Hala yapıyorum. Ancak o kadar çok yazılıp çiziliyor ki kendimi frenlemeye çalışıyorum artık.

Maç seyretmiyorum diyorsun. Yorum programlarını izliyor musun?

Hiçbirini seyretmiyorum.

Futbolcular hep böyle der ama böyle yapmazlar denir en sonunda...

4-5 yıldır gazete okumuyorum sadece spor sayfası değil, günlük haberleri de takip etmiyorum. Haberler üzüyor beni. Televizyonda da belgesel kanallarını izliyorum. Kitaplarla da aram çok iyi değil.

Peki bu kadar uzun cümleleri nasıl kuruyor ve kendini nasıl böyle bol virgüllü ifade ediyorsun?

Elazığ’a gittim. Yanımda ailem yoktu. O dönemde çok zorluk yaşadım. Birçok şeyi kendim başarmak zorunda kaldım. Sekiz yıldır yalnız yaşıyorum. Hayata dair yaşadığım problemlerin hiçbirinde bir yardımcım yoktu. Tabii ki bunların üstesinden gelebilmek büyük bir yükümlülük. Çok fazla öğretiye sahip olmanız gerekiyor. Bu öğretilerin, zaman içinde bana işte öyle uzun cümleler olarak geri döndüğünü düşünüyorum.

Feldkamp birçok teknik adamdan farklı olarak kalecileri ayrı çalıştırmak yerine aktif olarak antrenmanlarda takımla çalıştırıyor. Sen kaleci olarak bunu nasıl değerlendiriyorsun?

Evet, Feldkamp kalecileri daha fazla takımın içinde bulundurmak istiyor. Toplu oyunlara da bizi sokuyor. Ama onun haricinde bize çalışmamız için gerekli zamanı veriyor. Haftada asgari bir ya da iki kere özel kaleci idmanı yapıyoruz. Zaman oldukça yan top çalışıyoruz. Takım ısınana kadar gerekli aksiyonları değerlendiriyoruz. Feldkamp takımın içindeki uyumu sağladı. Herkesin oynama şansı olabileceğini hissettirdi. Herkese de şans verdi. Bunu hisseden oyuncu da işine sarılıyor. Rekabet ortamı oluşuyor. Zaten rekabetin olduğu yerde başarısızlığın olması söz konusu değil.

Saçlarını kestirdin. Yedek kalınca insani bir reaksiyon muydu?

Antalya’ya gittik milli takım arasında. Uzun saçların bakımı zor, bir de Antalya’nın tuzlu suyu. Bayağı bir kötü olmuştu. Ruhsal bir durumla değil. Fiziksel. Evde makinem var. Duşa girip kestim.

Ailenle mi yaşıyorsun?

Evet.

Kardeşin var mı?

Bir ablam var.

27 yaşındasın, kalecilik kariyerinde birçok eksiğini kapatmışssındır. Artıları sorsam mütevazı kalacaksın, eksilerin nelerdir?

Karşı karşıya kaldığımız pozisyonlarda rakip eğer ilk hamleyi yaparsa başarılıyım. Topu sürüp beni geçmeye çalıştığı pozisyonda rakiple devam edip rakibin gol açısını daha kenarlara itmek konusunda eksikliğim var. Biraz daha zorlamam gerekiyor rakibi. Nezihi Hoca ile bu çalışmanın üstünde yoğunlaştık.

Futbola bir es verelim, hobilerle devam edelim…

Dalmayı seviyorum. İstanbul’dayken çok fazla vaktim yok tabii. Herkese tavsiye ediyorum, çok rahatlatıcı bir şey. 10 milyon dolar borcunuz olsun, suyun altında düşünmüyorsunuz. Problemleri su üstünde bırakıyorsunuz. Evde ailemle birlikte vakit geçirmeyi severim. İnternette en sevdiğim Google’a birşey yazıp peşinden gitmek.

Evlilik fikri ne kadar uzakta?
Çok uzak; yaşım 27 ve futbol adına kaybedilmiş birkaç senem var. Kendi yanlışlarımdan kaynaklanan kayıplarım var. Hayalimde çizdiğim o yere gelmeden düşünmüyorum.

“O yer” neresi?

Öncelikle Galatasaray’ın kalecisi olmak. Bu beş maçla olmaz. İnşallah mukavele süresince oynarım. Üç sezonluk mukavelem var. Böyle ideallerim varken evlilik açıkçası biraz uzak.

Orkun Usak

Sakaryalı ve forma numarası 54. Türkçe müzikle arası yok. Babasından geçen bir Beatles sevgisi var. Julio Iglesias, Gipsy Kings ve Celin Dion dinliyor. Araba kullanırken favori müziği tekno. Arabası çocukluk yıllarından beri hayalini kurduğu bir marka: Mustang. Milano ve New York’u görmek istiyor. Sempati duyduğu kulüp River Plate. Beğendiği kaleciler Van der Sar ve Peter Cech. Sebze yemeklerini ve dolmayı çok seviyor. Godfather üçlemesi ve Truva en beğendiği filmler. Fobisi yok ancak herkes gibi o da haşere gördüğünde pek sevinmiyor!.. Uzun cümleler kuruyor ve çok akıcı kendini ifade ediyor. Ailesiyle yaşıyor ve tesislere yakın oturduğundan İstanbul trafiğinden bir şikayeti yok.

DİĞER HABERLER
» Karşılıklı Saygıyla Kalıcı Başarılara (26.08.2008 13:38)
» Keskin Nişancı! (09.07.2008 16:08)
» Savunma Bakanı (11.06.2008 12:50)
» O Toplantı! (11.06.2008 12:14)
» Küçük Dev Kız (11.06.2008 12:00)
» A'dan Z'ye Aykut (26.05.2008 17:11)
» Adını Ezberletti! (29.04.2008 18:42)
» Cenk Akyol’un Yolu… (08.04.2008 18:34)
» Florya Manzaralı Ankara Apartmanı (07.03.2008 14:46)
» Savaşçı... (06.03.2008 15:55)
» ‘Bek’lemiyor, koşuyor… (07.02.2008 15:48)
» 'Kaya' Gibi Murat (05.02.2008 16:14)
» Deli Fişek (03.01.2008 15:24)
» Türkü Baba (06.12.2007 16:00)
» Yükseklerde Bir Yerde (05.12.2007 16:36)
» Les coeurs sont ensembles* (03.12.2007 16:20)
» “Ate A Minha Ultima Gota De Sangue...”* (07.11.2007 17:47)
» Bizim Gattuso (05.11.2007 16:54)
» Ve Sahnede... (04.11.2007 16:59)
» Kadife Elli Dev (06.10.2007 17:31)


» DİĞER HABERLERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.



İLGİLİ HABER VE LİNKLER

GALATASARAY DERGİSİ 71. SAYISI ÇIKTI!

GALATASARAY DERGİSİ 71. SAYISI ÇIKTI!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

TESİSLER

TESİSLER

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ