GALATASARAY DERGİSİ / RÖPORTAJLAR

03.01.2008 15:24

Deli Fişek

Tugay-Bülent; Falco-Stumpf; Hakan-Arif; Okan-Emre; Cihan-Orhan. Son yıllarda Galatasaray forması altında buluşan ve kariyerleri boyunca hep bir ikili olarak taraftarın diline takılan futbolcular... Tıpkı bu sezon son örneğinde olduğu gibi: Barış-Serkan. Gurbette, Almanya’da doğan iki Türk gencin yolları Galatasaray’dan önce Rot - Weiss Essen’de kesişti. İki ay önce bu sayfalara konuk olan Barış Özbek, takım arkadaşı için “Çok çalışıyor, göreceksiniz yakında formayı kapacak ve gollerini atacak” demişti. Serkan can dostunu haklı çıkardı. Kritik Trabzon ve kazanmaktan başka çaremizin olmadığı Panionios deplasmanlarında sahneye Serkan çıktı ve maçları kopartan isim oldu...

(Röportaj: Bülent Timurlenk | Galatasaray Dergisi, Ocak 2008, Sayı: 63)

Sezon başında İsviçre ve Almanya’daki kampları takip eden gazeteciler için Lincoln ve Linderoth gibi flaş transferlerin yapıldığı sezonda sürpriz isimdi Serkan. İsviçre’de oynanan turnuvada herkes onu konuştu, fişek gibiydi, en iyi oyuncu seçildi. Antrenmanlarda yere sağlam basan ayakları, ele avuca sığmayan fiziği ve müthiş süratiyle "kampın yıldızı kim?" sorusuna istisnasız tek cevap olmayı başardı. Bakın sezon öncesinde dergimize, Serkan’ı değerlendiren 4-4-2 editörü Fazıl Ünverdi neler demiş: “Serkan profilindeki oyuncular, özellikle tribünler için en ideal oyuncu diyebilirim. Hatırlarsınız bundan iki sene önce bir Ribery geldi. Oyun stiliyle dört ayda Türk futboluna damgasını vurdu. Ribery ile kıyaslamak istemiyorum ama Serkan’ın da oyun stili, ani driblingleri, top kullanışı biraz Ribery’yi andırıyor. Galatasaray’ın zaten bu tarz bir oyuncuya ihtiyacı var. Her sistemin iki kanadında da oynayabilir bence. 4-4-2’nin iki kanadında da oynayabilir. 3-5-2 ya da 4-3-3; hiç farketmez, ona da uyar. Rakibi bozan, adam eksilten, özellikle bizim ligimiz için çok ideal bir oyuncu. Belki Feldkamp onu sürekli ilk 11’de oynatmayacak. Bence tek eksiği var Serkan’ın; gol vuruşları noksan. Alman altyapısından geldiği için Barış gibi ani sert şutlar çıkarabiliyor. Yere sağlam basıyor, bir de çok güçlü. Dar alanda çalım atacak, ikiye bir yapacak, golünü attıracak, sıfıra inip orta yapacak kumaşa sahip. Ben çok faydalı olacağına inanıyorum”.

Fazıl Ünverdi’nin altı ay önce yaptığı bu analiz gördüğünüz gibi hedefi 12’den vurmuş. Biz bu analizin öznesiyle Florya’da randevulaşıyoruz. İşte: Serkan Çalık.

Küresel ısınma konusunda belki de tek sesi çıkan; aynı zamanda iyi bir Galatasaraylı Ömer Madra’ya gönülden hak verdiğimiz ılık (!) bir Aralık günü Florya’da. Sabah antrenmanı sonrasında saat 13:00’te öğle yemeği var. Röportajları tok karnına yapmakta yarar vardır her zaman. Serkan’a da yemekten sonra açarız teybimizi diyoruz. 13:08’de yanımıza gelip “Haydi başlayalım!” diyor. Bu adam sadece sahada hızlı değil! Fotoğraf çekimi için kamp binasındaki odasında beş dakika içinde giyinip geliyor. Bu hesapla “röportajı da 10 dakikada bitiririm” düşüncesinde ama sohbete nerede doğdun ile başlayınca teybin stop düğmesine ancak 50 dakika sonra basabiliyoruz.


Trabzonlu Ahmet Çalık askerden gelince Almanya’nın yolunu tutuyor bundan 25 yıl önce. Ruhrgebiet, Alman sanayinin kalbinin attığı bölge ve o sanayinin can damarı madenlerde çalışan akrabalarının yaşadığı Dinslaken’a yerleşiyor. 1983 yılında ikizleri Sinan ve Selçuk dünyaya geliyor, üç yıl sonra da Serkan. Ondan beş yıl sonra da kız kardeşleri Semra. Ahmet Bey “S” harfini seviyor. 20 yıl çalışıyor madenlerde ve emekli oluyor. Biriktirdikleriyle bir pizza-döner dükkanı açıyorlar yaşadıkları şehirde. Bütün aile sabahtan - yıllar sonra Serkan da büyüdüğünde o pizzacı dükkanında siparişleri eve teslim ederek yardım edecek ailesine- akşama kadar o dükkanda çalışıyor. Almanya’da spor yapmayan çocuk mu var? Önce ağabeyleri, ikizler Sinan ve Selçuk başlıyor futbola. Serkan “Alman takımların altyapılarında kalsalardı daha iyi olacaktı. Türk takımı Ataspor, bizi Türkiye’den büyük takımlar izlemeye geliyor dedi, ağabeylerim de o kulübe gittiler. Ancak alt liglerde oynadıklarından kimse onları fark edemedi” diye anlatıyor ve hata olarak gördüğü bu kararın altını çiziyor. Ağabeylerinden Selçuk ona göre kardeşler arasında en yetenekli olan. İki ayağını da çok iyi kullanan Selçuk da bugünlerde ikizi Sinan gibi amatör olarak futbola devam ediyor. Serkan’ın boyu ikizlerden biraz daha kısa “Ama en hızlıları da bendim” diyor. Serkan ilkokula başladığında tüm aile pizza dükkanında çalışıyor. Babaları üç kardeşin de spor yapmasında ısrarcı. Serkan yedi yaşında ve iki dalda antrenmanlara gitmeye başlıyor. Futbol ve judo. Uzakdoğu sporlarına meraklı babanın isteğiyle başladığı judoya dört yıl devam ediyor. Ufak tefek fiziğine bakıp bugün onu sahada gözüne kestiren rakiplerine bu ufak bir notumuz olsun. Hala judo tekniğini unutmamış. Sonra tek sevdası futbol oluyor. “Bir dala konsantre olmam lazımdı, futbolu daha çok seviyordum, iyi ki de futbolu seçmişim” diyor Serkan. Almanya’da 7’den 77’ye herkes sporcu. Bizim yeni kuşaklar gibi futbol topunu bilgisayar ekranında görmüyor, o topa Playstation joystick’iyle hükmetmiyorlar. Doğduğu topraklardaki spor aşkını soruyoruz Serkan’a: “Çocuklar sporu nasıl sevmesin? Doğdukları evlerde, spor yapan anne ve babalarla büyüyorlar. Almanlar çok disiplinli. Çocuklarına “bir saat PS oynayacaksın ama önce derslerini bitirmelisin" şartıyla izin veriyorlar. Ödüllendirilmeyi öğreniyor çocuklar.”

Dinslaken’da futbola başlıyor, Laohberg Kulübü’nde. Sabahtan akşama kadar topun peşinde koşturan Serkan artık haftada iki gün düzenli antrenmanlara çıkıyor ve Alman futbolunun meşhur tornasından geçiyor. Duisburg, Dinslaken’a 15 km. uzakta. O sezon Bundesliga’ya yükselen Duisburg altyapısının hocaları 13 yaşında keşfediyorlar onu. Babasıyla konuşuyor ve bir yıl daha kalıyor kulübünde. Ertesi sezon da Duisburg’un teklifi geçerli olunca trenle gidip gelmeye başlıyor antrenmanlara Serkan. Bir taraftan da okula devam ediyor. “En iyi öğrencilerden biri değildim ama zorlanmadan da bitirdim okulu” diyor Serkan. Duisburg altyapısında kendisinden bir yaş büyüklerle çıkıyor antrenmanlara. Sağda, solda, forvette oynuyor. “Alman altyapısında yetişen Türkler'in en büyük hatası erken pes etmek ve çalışmamak” diyor Serkan. “Ben çok çalıştım, sonuna kadar devam etmek lazım. 18 yaşına kadar Alman altyapısında kalmak lazım. Çıkış yapmak için ideal yaş belki 18 ama olmazsa bu da yolun sonu değil. Bugün Almanya’nın bir numaralı golcüsü Klose, 23-24 yaşına kadar alt liglerde futbol oynuyordu. Yetenek bir yere kadar, çalışmazsan olduğun yerde sayarsın” cümleleriyle özetliyor bize buralara nasıl geldiğini.

Kulüp takımlarından oyuncuların seçildiği bölgesel karmaya ilk yılında çağrılmayınca oturup ağlıyor 15 yaşında. Sonra üç sezon arka arkaya seçiliyor o karmalara, sonuncusunda da şampiyon oluyor oynadığı takım. 17 yaşında iki Bundesliga kulübünden teklif geliyor: Schalke 04 ve Borussia Mönchengladbach. Tercihini ikinciden yana kullanıyor. Schalke 04’ü seçse bugün o takımda forma giyen Mesut Özil’den önce belki de A takıma çıkacak. Mönchengladbach altyapısında iki sezon oynuyor. Kulübün altyapısından bugüne kadar A takıma çıkan Türk futbolcu yok. Serkan bu zorluğu da şöyle anlatıyor: “Alman hocalar bir mevkide Alman ve Türk arasında tercihlerini her zaman kendi vatandaşları lehine yaparlar. Bir Türk olarak tutunmak istiyorsan çok hatta çok iyi olmalısın formayı almak için. Ben o kulüpte açıkçası tam istediğim havayı bulamadım. Alman hoca ile aynı dili konuşuyorduk belki ama aynı şeyleri söylemiyorduk işte”. Rot-Weiss Essen’den teklif geldiğinde duraklıyor önce. “Birinci lig kulübünden alt liglerdeki bir takıma gitmek zor, sonuçta Essen daha ufak bir kulüp ama forma şansım olduğuna inandım ve kabul ettim” diyor Serkan, kendisine Galatasaray’ın kapılarını açacak olan kulübü anlatırken.

Essen, bugün Schalke 04’ün gözbebeği olan Mesut Özil’in de kulübü. Beş yıl burada forma giyen Mesut 2005 yılında Essen’den ayrılıyor. Essen de artık iki Türk gencini konuşmaya başlıyor: Serkan Çalık ve Barış Özbek. Barış ile ilk antrenmanında tanışıyor; saha dışında da olmak üzere bir daha da ayrılmıyor. Antrenmanlara birlikte gidip gelmeye başlıyorlar. Rot-Weiss Essen’in Regionalliga Nord (Bölgesel Kuzey Ligi) ve Bundesliga 2 arasında gidip geldiği yıllar. 2004-2005 sezonunda ikinci ligden düşen takım, Serkan ve Barış’lı kadrosuyla 2006-2007 sezonunda tekrar Bundesliga 2’ye yükseliyor ancak geçen sezon yine Kuzey Ligi’ne dönüyor. Serkan’ın unutamadığı maç ise Köln’ü 5-0 ile hezimete uğrattıkları karşılaşma. Alpay Özalan ve eski Fenerbahçeli voleybolcu, pardon futbolcu Luciano’nun forma giydiği Köln’e küme düşerken beş atıyor Essen. Serkan bir pozisyonda Luciano’nun yanında kafayı vuruyor ve golünü atıyor. “Bu kez eliyle çıkartamadı demek ki” diyoruz Serkan’a bu golün hikayesini dinlerken. Almanya U-19 milli takımına çağrıldığında kadrodaki tek Türk, Serkan Çalık. U-20 ve U-21 milli takımlarında da forma giyiyor. Galatasaray’a transferi öncesi de Alman U-21 milli takımıyla Fransa’da Toulon’da düzenlenen turnuvada dört maçın üçünde ilk onbirde sahaya çıkıyor. Bir yıl öncesinde de Galatasaray’ın kendisini istediğini duyuyor ama “Yüz yüze bir görüşme yapmadık o tarihte” diyor Serkan. Galatasaray’a transferi sonrasında Essenli bir taraftarın bir Türk’e söylediği her şeyi özetliyor aslında: “Barış ve Serkan. Siz bizim kalbimizi çaldınız”. Kendisini Gençlerbirliği de istemiş. Kader işte, Galatasaray formasıyla ilk golünü de Gençlerbirliği’ne atıyor. Kaderin bir cilvesi de Trabzon’a attığı gol. Aileden Trabzonlu Serkan, Avni Aker’de 61 numaralı sarı-kırmızı formasıyla iki pozisyonda kafayla topu auta atıyor ve maçın bitimine üç dakika kala galibiyet golünü getiren o muhteşem füzeyi çıkartıyor 25 metreden. “Barış’ın Galatasaray ile görüştüğünü biliyordum. Beni de hocam Feldkamp aradı, kendisi de Essen’de oturduğundan beni yakından tanıyordu. “Seni Galatasaray’a istiyorum” dedi. Ben sözümü verdikten sonra Beşiktaş’tan da teklif geldi ama ben bir kere Galatasaray’a söz vermiştim” diye anlatıyor Serkan transferinin hikayesini.

Bir de Trabzon’a teklif edildiği haberleri var ki! “Babam Trabzonlu ama ben Trabzon’a gidip bir görüşme yapmadım, bunlar Trabzonspor’a gol attıktan sonra çıkan benim ağzımdan yazılan ancak bana ait olmayan haberler” cümlesiyle kısa bir tekzip de alıyoruz Serkan’dan. Kampın en iyilerinden Serkan sezon başında ilk onbirde şans bulamıyor: “Galatasaray formasıyla çok iyi başladım. Hazırlık kampında turnuvada en iyi oyuncu seçildim ama forma şansı bulamayınca daha çok çalıştım. Ben büyük bir camiaya geldiğimi ve bütün takım arkadaşlarımın çok yetenekli olduğunun farkındaydım. Burada formayı almak kolay değil. Hocamla da konuşuyorduk, bana “Böyle devam et, senden çok memnunum” diyordu antrenmanlar sonrasında. Sonunda ben de o şansı yakaladım. Oynamadığım dönemde de, formayı aldığım dönemde de yönetim kurulu üyemiz Haldun Üstünel’in çok desteğini gördüm. Bir büyüğüm olarak bana her zaman moral verdi. Barış ile takım antrenmanlarından sonra özel çalışmalar yaptık. Hala çok eksiğim var ve bunların da farkındayım. Pozisyona girdiğim an daha sakin olmam lazım, topu daha saklamam lazım, şutlarımı daha da geliştirmem lazım. Milli takım tercihimi hiç tereddüt etmeden Türk Milli Takımı lehine kullandım. Almanya U21’de hala forma giyebilirdim ama Alman Federasyonu’na da Türk Milli Takımı’nda forma giymek istediğimi söyledim. Orada ümit milli olduğumdan bizim ümit milli takımda oynayamıyorum. Hedeflerim çok. Galatasaray’daki ilk sezonumda şampiyon olmak ve bu şampiyonluğa katkıda bulunmak istiyorum. A Milli Takım formasını giymek istiyorum.”


Saviola - 911- Küçük - Tavşan
Futbol karakteri Saviola’ya benzetilen Serkan için bir değil, birden fazla lakap var. Porsche 911 en popüler olan. Lincoln onu “Kleine” (Küçük) diye çağırıyor. Almanya’da Saviola ile aynı lakaba sahipmiş: Tavşan.


Serkan’a nerede rastlarsınız?
Futbol dışındaki en büyük zevki yine futbol! Aynı evi paylaştığı Barış ile Playstation’da futbol oynuyorlar. Oyunda favori takımı Barcelona. Yine Barış ile birlikte alışveriş yapmayı çok seviyor. Cristiano Ronaldo’yu en yetenekli futbolcu olarak görüyor. Kaşıbeyaz ve Beyti’de ona yemek yerken rastlayabilirsiniz, bir de Ali Sami Yen’deki maçların sonrasında Yeşilköy’de Mehmet Topal’ın tavsiyesiyle keşfettikleri Dürümcü Baba’da.

DİĞER HABERLER
» Keskin Nişancı! (09.07.2008 16:08)
» Savunma Bakanı (11.06.2008 12:50)
» O Toplantı! (11.06.2008 12:14)
» Küçük Dev Kız (11.06.2008 12:00)
» A'dan Z'ye Aykut (26.05.2008 17:11)
» Adını Ezberletti! (29.04.2008 18:42)
» Cenk Akyol’un Yolu… (08.04.2008 18:34)
» Florya Manzaralı Ankara Apartmanı (07.03.2008 14:46)
» Savaşçı... (06.03.2008 15:55)
» ‘Bek’lemiyor, koşuyor… (07.02.2008 15:48)
» 'Kaya' Gibi Murat (05.02.2008 16:14)
» Türkü Baba (06.12.2007 16:00)
» Yükseklerde Bir Yerde (05.12.2007 16:36)
» Les coeurs sont ensembles* (03.12.2007 16:20)
» “Ate A Minha Ultima Gota De Sangue...”* (07.11.2007 17:47)
» Bizim Gattuso (05.11.2007 16:54)
» Ve Sahnede... (04.11.2007 16:59)
» Kadife Elli Dev (06.10.2007 17:31)
» Florya'dan Mezun (05.10.2007 18:37)


» DİĞER HABERLERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.



İLGİLİ HABER VE LİNKLER

GALATASARAY DERGİSİ 70. SAYISI ÇIKTI!

GALATASARAY DERGİSİ 70. SAYISI ÇIKTI!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

İNTERNETTEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

EKSİK SAYILARINIZI TAMAMLAYIN

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

GALATASARAY TV HEDEFLERİ

TESİSLER

TESİSLER

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

PROFESYONEL FUTBOL TAKIM KADROSU

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ

SL FORMULA | FOTOĞRAF ARŞİVİ