04.08.2007 10:58
İsveç Kralı II. Linderoth!
TOBIAS LINDEROTH
Elimizde oyuncaklar, kısa pantalonla dolaştığımız yıllarda eve gelen misafirin olmazsa olmaz sorusudur: “Büyüyünce ne olacaksın?”
Doktor oluruz, pilot oluruz, polis oluruz, kimimiz de Metin, Fatih, Hakan olmak isteriz. Başka bir coğrafyada, Avrupa’nın kuzeyinde, İsveç’te elbet bu soru ona da sorulmuştur. Cevabı kısa ve nettir: “Babam gibi futbolcu olacağım.”
(Röportaj: Bülent TİMURLENK | Galatasaray Dergisi, Ağustos 2007, Sayı: 58)
Tobias Linderoth’un kariyerine topla tanıştığı ilk günden değil babasının futbol kariyeriyle başlamak gerekir işte bu yüzden..
Anders Linderoth 21 Mart 1950’de doğdu. İsveç’te Nasby formasını giydiğinde sadece 5 yaşındaydı. 29 yıl sonra dünyaya gelecek olan oğlu Tobias da babası gibi 5 yaşında başlayacaktı futbola. Sttatena’da geçen 5 yılın ardından çıkış yaptığı Helsingborgs’a geldiğinde 18 yaşındaydı. 21 yaşında Osters’e transfer olduğunda İsveç Milli Takımı’na çağrıldı. Bu kez oğlundan bir yıl geri kalmıştı. Tobias, 1999’da Güney Afrika ile oynanan milli maça çağrıldığında 20 yaşındaydı.
1977 yılında Olympique Marseille’e transfer olduğunda 27 yaşındaydı baba Linderoth. Oğlu Tobias 30 yıl sonra yine bir Akdeniz ülkesine, Galatasaray’a transfer olacaktı. Baba-oğul aynı yolda yürüyorlardı.
Soğuk İsveç’ten sonra sıcak Fransa uğurlu geldi Anders Linderoth’a. 1978 Dünya Kupası’nda Arjantin’de İsveç milli takımının 3 maçında da forma giydi. 1979 yılı Marsilya’daki son sezonuydu. Kendisi gibi ayın 21’inde –Nisan- doğan oğlu Tobias 2 aylıkken ülkesine geri döndü Anders Linderoth. Tobias 28 yıl sonra senaryoyu biraz değiştirdi ve İstanbul’a 9 aylık kızıyla birlikte geldi.
İsveç’e döndükten sonra 4 sezon daha futbol oynayan ve 34 yaşında futbolu bırakan Anders Linderoth ara vermeden teknik adamlık kariyerine başladı.
Tobias’a göre kendisi gibi orta saha oynayan babası ondan çok daha teknikti ve dönemin futbolunda yaratıcılığı yüksek tipik bir oyun kurucuydu. Oynadığı takımlarda taktik onun üzerine kurulurdu.
“Evde Her Zaman Futbol Vardı”
Futbolcu babanın oğlu futbolcu olmak istiyordu elbet. “Bizim evde her zaman futbol vardı ve futbolla büyüdüm. Hayatımın gerçeğiydi bu” diye anlatıyor o yılları. “Çocuklar çizgi filmlerle büyür, Tobias; babanın maç kasetleriyle mi büyüdün?” diye soruyoruz; gülüyor, “Babam yaşadığımız kentte takım çalıştırırdı ve ben onun antrenmanlarına giderdim izlemeye. 5 yaşındaydım...”
1985’de, 6 yaşında bir dönem babasının da forma giydiği Mjallby’nin altyapısında başladı futbola. 13 yaşında Hassleholm forması giyiyordu. Hassleholm kim derseniz, bir zamanlar Liverpool’un golcüsü Peter Crouch’un kiralık olarak forma giydiği takım deriz. Ülkesindeki altyapıyı sorduğumuzda “İyi ancak hava şartları çocukların eğitimini çok zorluyor” diyor: “Bizim ülkemizde 12 ay futbol oynama sanşımız yok. Hava çok soğuk olur ve devamlı kar yağar”.
“Bu yüzden mi çok koşuyorsun sahada” dediğimizde patlatıyor kahkahayı: “Kesinlikle”. İsveç’te zorlu hava şartları ve bozulan zeminlere son yıllarda hızla artan suni çim sahalar çare olmuş. Futbol oynamak için harika bir hava dediğimiz günler İsveç’te sadece 3-4 ay sürdüğünden suni çim sahalar altyapıdaki çocukların imdadına yetişmiş.
İsveç U15 milli takımı forması giydiği bir maçta Hollandalı yetenek avcılarının dikkatini çekiyor. Dünyanın dört bir köşesinde yıldız adaylarını cımbızla çeken Hollandalı altyapı hocaları Tobias’ı gözlerine kestiriyorlar. Fransa doğumlu İsveçli, 16 yaşında Feyenoord altyapısına katılıyor. Beraber geldiği İsveçli arkadaşıyla 6 ay kalıyorlar Hollanda’da. Başta Ajax olmak üzere meşhur Hollanda altyapısının sırrını soruyoruz: “Hollanda altyapısında öncelikle işini çok iyi bilen profesyonel antrenörler var, oyuncular çok teknik ve altyapıda müthiş bir çalışma temposu var. Saatlerce pas çalışılır mesela. Tekniği daha üst seviyeye taşımak için özel çalışmalar yaparlar. O yaşta günde iki antrenman yapmak hiç kolay değil. Hollanda’da altyapıdaki oyuncular gerçekten çok çalışır” diye özetliyor. Feyenoord profesyonel sözleşme imzalamak istiyor ancak dönemi “Ailem yanımda olmadığından geri döndüm. 15-16 yaşında, insanın hayatında sadece futbol olması normal değil. Çok zorluk çektim” diye anlatan Tobias, Galatasaray’ın Fatih Terim ile dörtlemesinin ilk sezonunda 1996’da Elfsborg ile ilk profesyonel sözleşmesini imzalıyor.
Elfsborg’da 2 sezonda 57 maçta forma giyiyor ve 4 gol atıyor. 1998 yılında adresi Norveç Ligi’den Stabaek. 2001 yılına kadar kaldığı Norveç ligine 68 maç ve 9 gol performansıyla veda ediyor. O dönem yine orta saha oynuyor, ama forvetin arkasında rakip kaleye çok daha yakın. Bazı maçlarda sağ açık görevi de veriyor ona teknik adamlar. İsveç Milli Takımı’yla 1999 yılında tanışınca defansif orta saha kimliğini de ekliyor kariyerine. “Sınırlı bir rekabetin olduğu İsveç Ligi’nde oynarken milli takımda güçlü takımlara karşı oynamak benim için büyük fırsattı. Milli takımın formasını giymek, bir hafta boyunca Avrupa’nın büyük liglerinde oynayan oyuncularla beraber maça hazırlanmak. 20 yaşında bu fırsatı yakaladığım için şanslıydım” diye anlatıyor milli takım formasına ısındığı günleri.
Bir maçta 14.6 km!
Kulüp kariyerine bir es verelim ve Tobias’ın kariyerinin anlatıldığı her hikayenin olmazsa olmazı, bir maçta koştuğu 14.6 km ile devam edelim. 2002 Dünya Kupası’nda bütün Arjantin’i gözyaşına boğan maça. Maçlarını Japonya’da oynayan F grubuna kuralar çekildiğinde takılan isim, “ölüm grubu”: İngiltere, Arjantin, İsveç ve Nijerya.
Otoriteler ve sağlamcıların “Arjantin ve İngiltere el ele çıkar” dediği grupta, Saitama’daki maçta İsveç, İngiltere’nin yolunu kesiyor ve 1-1 berabere biten maç grubu karıştırıyor. Nijerya’yı Larsson’un 2 golüyle 2-1 geçen İsveç, bizim de favori hakemimiz Collina’nın yönettiği maçta Arjantin karşısına yenilmemek için çıkıyor. Batistuta, Veron, Ortega, Zanetti, Crespo, Ayala’lı Arjantin, İngiltere mağlubiyeti sonrasında mutlak kazanmak zorunda. “Maçtan önce onların topla çok oynadığını ve orta sahada çok koşmazsak kaybedeceğimizi biliyorduk. Mesafe bırakmamız gerekiyordu. Sonuçta kaybetmedik ve 2. tura çıktık”.
2006-2007 sezonu Şampiyonlar Ligi maçları istatistiklerinde 10-11 km koşan orta saha oyuncularının yaptıklarının çok daha fazlasını 5 yıl önce Arjantin karşısında yapıyor Tobias Linderoth. “Koşmaya devam eder miydin?” diyoruz: “Her şey konsantrasyondur. Ne kadar çok koşacağından çok oyuna ne kadar motive olduğun önemli. Oyuna motive olunca ne kadar koşman gerekiyorsa o kadar koşarsın” diyerek cevabı doksana takıyor. Everton’da geçirdiği sakatlık günleri dışında Milli Takım’ın değişilmez ismi oluyor. 21 kez giydiği İsveç U21 forması sonrasında A takımda bugüne kadar 69 maçta sahaya çıkıyor Tobias Linderoth.
Everton Yılları
Milli takımdan tekrar kulüp kariyerine dönelim. İsveç milli takımındaki performansı İskoç teknik adam Walter Smith’in dikkatini çekiyor ve Tobias Linderoth’a Premier Lig kapıları açılıyor. Walter Smith ile 3 yıl boyunca Premier Lig’de orta sıralarda idare eden Everton için zor bir sezon. Tobias’ı transfer eden Walter Smith görevinden ayrılmak zorunda kalıyor. Göreve gelen teknik adam ise David Moyes. 13 yıllık profesyonel kariyerinin belki de en zorlu yılları Londra’da geçiyor: “22 yaşındaydım, Walter Smith beni almıştı ve ben geldikten sonra sadece 3 hafta görev yapabildi. Yeni gelen teknik direktör beni tanımıyordu, hatta adımı bile bilmiyordu. Her şeye sıfırdan başlamış gibi oldum. Takımda çok fazla yabancı oyuncu vardı. Dünya Kupası sonrası çok yorgundum, bir de üstüne kış yaklaşırken ağır bir sakatlık geçirince Everton kariyerine iyi başlayamadım. İngiliz futbolunda tatil de yoktur. Noel ve yılbaşı ertesinde bile programda maç vardır. Bu yüzden o sezon kendimi toparlama şansım olmadı”. Wayne Rooney’i rekor ücretle Manchester United’a satan Everton’da son sezonunda toparlanıyor ve 25 maça çıkıyor Tobias Linderoth.
2002 Dünya Kupası ve Euro 2004’te İsveç Milli Takımı’nın değişmez ismi olan bir futbolcu neden peki Avrupa’nın büyük ligleri yerine Danimarka Ligi’ni seçer? Cevabı aslında Everton kariyerinde saklı. Oynadığı her kulüpte ilk 11 oynamaya alışkın olan Tobias, Liverpool’da futbola susuyor. Emin olmak için bir de onun ağzından dinleyelim: “Öncelikle bana inanan bir teknik direktör ve bana ihtiyacı olan bir takıma transfer olmak istedim. Artık düzenli olarak onbirde oynamak istiyordum”.
Kopenhag Günleri
Ona bu imkanı sunan vatandaşı Hans Backe oluyor. 2001 yılında göreve geldiği FC Copenhagen’i adeta uçuran Hans Backe’nin teklifini tereddütsüz kabul ediyor Tobias Linderoth. “Kopenhag’da ilk zamanlarımda taraftarın beklentisi farklıydı. Benim oyun kurucu olduğumu, çok gol atacağımı umuyorlardı. Bu olmayınca biraz negatif bir durum oldu. Ancak 6 ay geçtiğinde benim kim olduğumu gördüler ve sonrasında 3 yıl boyunca her zaman çok sevildim bu kulüpte”.
İsveç Milli Takımı’nda da Ljunberg ile paylaştığı kaptanlık pazubandını FC Copenhagen’da da kolundan düşürmüyor. Onun liderliğinde Copenhagen, Danimarka Ligi’ni silip süpürüyor. İlk sezon şampiyonluğu en büyük rakipleri Brondby’e kaptırıyorlar ancak son iki sezonda ligin zirvesinden kimse indiremiyor onları. Geçen sezon Şampiyonlar Ligi’ne ilk kez katılan Copenhagen’in 2000’li yıllardaki koşusunun sırrını soruyoruz Tobias’a: “Copenhagen son 7-8 yılda hızla büyüdü ve diğer takımlar finansal olarak yerlerinde sayınca aradaki fark uçuruma dönüştü. Copenhagen’ın büyümesi sadece yaptığı tranferlerle orantılı değil. Futbol endüstrisinin gereklerini yerine getirdiler. Önce stadı yaptılar ve buradan büyük gelir elde ettiler. Stadı konserler için kiralıyorlar, buradan gelir elde ediyorlar. Futboldan para kazanılabilecek tüm birimleri hayata geçirdiler”.
Buradan yatay geçiş yapıyor, “İskandinav futbolu neden Avrupa’nın büyükleriyle baş edemiyor”u sorguluyoruz. Şampiyonlar Ligi’nin bir zamanlar gediklisi olan Göteborg nerede mesela? Cevabı net Tobias’ın: “Her şey para. İskandinav ülkelerinde hayat standartı yüksek ama kulüplerin parası yok. Bütün kulüpler ayakta kalabilmek için en iyi oyuncularını satmak zorunda kalıyorlar”. Kim bilir belki de İsveçliler futbolu başka bir sporla aldatıyordur. Yok hayır sadıklarmış. “İsveç’te en popüler spor futboldur. Buz hokeyi de sevilir ama futbol yine de birinci tercihtir. Hentbol da çok sevilen bir spordur. Aslında benim ülkemde en sevileni spor yapmaktır. Tenis, masa tenisi, sporun her dalında iyi sporcular çıkar ve insanlar mutlaka spor yaparlar”. “Bizim ülkemizde de” demek isterdik...
Parken’de 3 Yıl
“Copenhagen işte tüm bu sorunları geride bırakmış bir kulüp. İskandinavya’nın en güçlü kulübü olmayı başardılar, para kazanmaya başlayınca komşu ülkelerdeki en iyi futbolcuları da kadrolarına katmayı başardılar” diye devam ediyor Tobias. 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarında 2 şampiyonluk yaşıyor. Kupaları kaldırdığı statta 5 yıl önce bir Mayıs akşamı bugün formasını giydiği takım, Türk futbol tarihinin en büyük başarısına imza atmış. Bizi bir gecede kendine aşık eden Parken Stadı’nın çimlerine 3 yıl boyunca terini akıtıyor Tobias. 2006’da İsveç’in en iyi orta saha oyuncusu seçiliyor. “İskandinav ülkelerinin düzenlediği Royal Lig hakkında ne düşünüyorsun?” dediğimizde önce gülüyor ve “Hazırlık maçlarından iyidir” diyor. “Kulüpler para kazanıyor en azından. İyi bir proje olduğunu sanmıyorum ve gelecekte ne olacak açıkçası şüpheliyim”. 2004-2005 sezonunda ülkesinin takımı Göteborg’u penaltılarla, ertesi sezon Norveç ekibi Lillestrom’u finalde 1-0 devirerek 2 sezon arka arkaya Royal Lig’i de kazanma başarısı gösteriyor Linderoth’lu Copenhagen.
Geçen sezon Şampiyonlar Ligi ön elemesinde en büyük sürprizi yapıyor ve Ajax’ı safdışı edip gruplara kalıyor Copenhagen. Grup zorlu, Manchester United, Celtic ve Benfica rakipleri. Parken Stadı’ndan Britanyalılar, Manchester United ve Celtic çıkamıyor. Celtic maçında UEFA “maçın yıldızı” olarak onu seçiyor: “Şampiyonlar Ligi önemli organizasyon, sonuçta kulüp bazında oynayabileceğimiz en büyük kupa. Fakat benim için maç maçtır. Her maça konsantre olmaya çalışırım. Ümit ediyorum Copenhagen’da yaşadığım bu Şampiyonlar Ligi deneyimini gelecek sezon Galatasaray ile de yaşarım”.
“O Günü Hiç Unutmayacağım”
Galatasaray’a transferi resmileştiğinde ve İstanbul’a geleceği saat web sitesinde duyurulduğunda Atatürk Havalimanı’nda yaşayacağı deneyimden habersiz elbette:
“Karşılanmam fantastikti, o günü hiç unutmayacagım. Oynadığım hiçbir kulüpte taraftarlar beni böyle karşılaşmamıştı. Havaalanındaki taraftarların coşkusunu görünce doğru yere geldiğimi anladım. Benim ülkemde, Danimarka’da, İngiltere’de insanlar en fazla bir merhaba der, el sıkar. İstanbul’da belki 300 kişi hoşgeldin deyip yanaklarımdan öptü. Bu benim hayatımda çok önemli ve değerli bir tecrübe. Medyanın ilgisi de çok büyük. Kampta onlarca televizyon ve gazete bizi takip ediyor. Ben çok fazla konuşmayı seven biri değilim, oyunumla var olmak isterim. Benim için çok önemli olan sahada ortaya koyduğum futbol”.
“Galatasaray gibi büyük bir kulübün beni transfer etmek istemesi kariyerimde önemli bir adım. Copenhagen’de misyonumu tamamlamıştım. Teklifi kabul ederken sadece futbol açısından düşünemiyorsunuz, eğer bir aileniz ve 9 aylık çocuğunuz varsa. Eşimle de görüştüm, yeni bir şehre, keşfedeceğimiz çok şeyin olduğu bir yere gidecektik. Bu kararı almak kolay değil. Yakın arkadaşlarımız, çocuğun doktoru bile önemliydi”.
“Galatasaray’da antrenmanlar maç ciddiyetinde yapılıyor. Copenhagen’de de böyleydi. Antrenmanlara da maç ciddiyetiyle yaklaşır ve mücadele edersek başarılı oluruz. Çok kaliteli bir takıma geldim. Öncelikle saha dışında çok iyi karşılandım, herkes çok sıcak davrandı. Sadece takım arkadaşlarım değil, kulübün profesyonelleri, çalışanları da çok yakınlık gösterdi”.
Galatasaray’ın bu sezon nokta transferlerinden Tobias Linderoth. Hazırlık kampı da gösterdi ki o, sahaya işini en iyi şekilde yapmaya çıkan bir futbol emekçisi.
Futbol sahasının dışında ise hayat bilgisi kitaplarına resim olacak mesut bir ailenin babası. Futboldan kalan zamanını 9 aylık kızı ve eşi Maria’ya ayırıyor. Buz hokeyi seyretmeyi değil oynamayı seviyor ama profesyonel futbol buna pek imkan tanımıyor. Barcelona’nın oynadığı futbol her zaman favorisi olmuş ve idolü, oynadığı mevkinin defansif orta sahanın peygamberi olarak kabul edilen Guardiola. Football Manager’da usta. İnternette ülkesinin gündeminden haberdar olmak için gazeteleri her gün düzenli takip ediyor ve elinden kitap düşmüyor. Roman, özellikle polisiye romanlar favorisi. Sahada Tobbe (Tobi) olarak çağırıyor arkadaşları. Uğurlu rakamı 6, Robert de Niro favori aktörü, tüm zamanların en iyi 3 filmi dediğimizde, “Godfather üçlemesi” deyip en kısa cevabı veriyor.
“Kariyerinde atmosferinden en çok etkilendiğin maç hangisiydi?” sorusu ile bitiriyoruz:
“2006 Dünya Kupası’nda Berlin’de Paraguay ile oynadığımız maç. Tribünler onbinlerce İsveç’liyle doluydu” diyor.
Hak veriyoruz, çünkü daha Ali Sami Yen’i görmedi...
DİĞER HABERLER
» Keskin Nişancı! (09.07.2008 16:08)
» Savunma Bakanı (11.06.2008 12:50)
» O Toplantı! (11.06.2008 12:14)
» Küçük Dev Kız (11.06.2008 12:00)
» A'dan Z'ye Aykut (26.05.2008 17:11)
» Adını Ezberletti! (29.04.2008 18:42)
» Cenk Akyol’un Yolu… (08.04.2008 18:34)
» Florya Manzaralı Ankara Apartmanı (07.03.2008 14:46)
» Savaşçı... (06.03.2008 15:55)
» ‘Bek’lemiyor, koşuyor… (07.02.2008 15:48)
» 'Kaya' Gibi Murat (05.02.2008 16:14)
» Deli Fişek (03.01.2008 15:24)
» Türkü Baba (06.12.2007 16:00)
» Yükseklerde Bir Yerde (05.12.2007 16:36)
» Les coeurs sont ensembles* (03.12.2007 16:20)
» “Ate A Minha Ultima Gota De Sangue...”* (07.11.2007 17:47)
» Bizim Gattuso (05.11.2007 16:54)
» Ve Sahnede... (04.11.2007 16:59)
» Kadife Elli Dev (06.10.2007 17:31)
» Florya'dan Mezun (05.10.2007 18:37)
» DİĞER HABERLERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.