15 Ekim 2009 Perşembe 09:59

Rijkaard : "Taraftarlarımızı Tekrardan Mutlu Edeceğimize İnanıyorum"

Rijkaard : "Taraftarlarımızı Tekrardan Mutlu Edeceğimize İnanıyorum"

Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard, Galatasaray TV’de Yayınlanan “Rijkaard’la Soru Cevap” Programında Gündeme İlişkin Özel Açıklamalar Yaptı.

Öncelikle, bugün Galatasaray’ın bir hazırlık karşılaşması vardı. Eyüpspor maçı. Kısaca buna değinelim, hocamız bu karşılaşmayı tertiplerken neyi amaçladı, neler gördü ve takımın son durumuyla ilgili neler söyler?

Bu tip aralarda, milli maç aralarında bu tip maçları düzenlemek iyi oluyor. Çünkü hiç olmazsa futbolcular maç yapma şansı buluyorlar. Biliyorsunuz yarın milli takımlardaki futbolcularımız dönecek. Onlar döndükleri zaman da aynı programı uygulamaya devam edebiliriz, çünkü bugün burada kalan futbolcularımız da maç yapmış oldu. Bunun dışında bugün yaptığımız maçın şöyle bir faydası daha oldu. Biliyorsunuz bazı futbolcularımız sakatlıkları nedeniyle bizimle birlikte değillerdi ve bu açıdan da faydalı oldu. Bu tip maçlar, Sabri olsun,  Linderoth olsun, Gökhan Zan gibi sakat oyuncularımızın hiç olmazsa maç seviyesini yakalamalarına yardımcı olur. O bakımdan da hazırlık maçı olmasına rağmen iyi bir maç olduğunu düşünüyorum. Bu tip maçları yapmazsanız iki haftayı sadece antrenman yaparak geçirmiş olursunuz, bu da pek tercih ettiğimiz bir durum değil. Milli Takım’daki oyuncularımızda maç yapmış olarak dönecekler, hiç olmazsa yarın hepsi beraber, aynı şekilde, aynı idmanla başlayabilirler.

Peki nasıl değerlendiriyor, sakat oyuncuların son durumlarıyla ilgili bir şey söyleyecek mi hocamız?

Toparlandıklarını söyleyebilirim, bugün gösterdikleri performanstan dolayı mutluyum. Maçtan sonra da bir sıkıntıları olmadı.

Antrenmanlar aslında oldukça iyi ve tempolu geçiyor. Trabzonspor karşısında oyun anlayışı ya da oyun yapısı hakkında bir değişiklik, bir sürpriz bekliyor mu bizi?

Mutlaka sizin de dediğiniz gibi çok iyi antrenmanlar geçiriyoruz, özellikle bu arayı çok çalışarak değerlendirdik. Ama şu anda önemli futbolcularımız milli takımlarda, o yüzden değişiklikler yapmak çok da mantıklı olmayabilir. Şu an için tek beklentimiz milli futbolcularımızın yarın tekrar aramıza sağlıklı bir şekilde katılması. Ondan sonra takım olarak beraber olduğumuz zaman o maça odaklanıp, maç hakkında düşünmeye başlayacağız.

Futbola geri döneceğiz ama hazır milli ara da varken en son Ankaragücü mağlubiyetiyle kapatılınca medyada olumsuz haberler yer almaya başladı. Hocamız Türk medyasını takip edebiliyor mu? Eleştirileri okuyabiliyor mu?

Gazeteleri anlamadığım için birebir okuyamıyorum ama bana mutlaka bilgiler geliyor, bu eleştirilerle ilgili. Onun haricindeki tabi ki bu eleştiriler olacaktır. Basın da kendi görevini yapacak, biz de kendi görevimizi yapacağız.

Peki antrenörler tribünlere ve medyaya karşı oynayan, bazen her biri için farklı roller sergileyen amatör aktörlerdir aslında... Bu bağlamda Türkiye’deki medyanın hocamıza yönelik eleştirilere karşı takınmak istediği bir tavır, vermek istediği bir cevap, onlara biçtiği bir rol var mı?  Hazır Galatasaray Televizyonu’ndayken bu eleştirilere cevap verebilir çünkü.

Bu tip eleştirilerin çok normal olduğunu düşünüyorum, çünkü Galatasaray büyük bir kulüp, çok büyük bir camia... Tabi ki bir mağlubiyet olduğu zaman basın eleştirecektir, bu çok normal. Ankaragücü mağlubiyetinden sonra tek yapmamız gereken iyi çalışıp, önümüzdeki Trabzonspor maçına iyi bir şekilde odaklanmak. Çünkü önümüzde çok uzun bir maraton var ve tekrardan taraftarlarımızı sevindirecek güce sahip olduğumuzu düşünüyorum.

Merak ettiğim bir şey var. Ankaragücü maçından ve ondan önce gelen beraberlikleri sayarsak kötü sonuçlara rağmen takımda moraller gayet iyi, herhangi bir problem de göze çarpmıyor. Demek ki hocamızın ve teknik heyetimizin problemleri çözebilme yeteneği gayet iyi, kuvvetli... Biraz da o süreci konuşabilir miyiz? Mesela Ankaragücü maçından sonra soyunma odasında hocamızın ses tonu nasıldı?

Ankaragücü maçından sonra, özellikle böyle bir maçtan, kaybedilen bir maçtan sonra herkesin moralinin bozuk olduğu bir zamanda eleştirmek veya maçla ilgili konuşmak çok doğru olmayabilir. Maçtan sonra bu tip konuşmalar doğru olmayabilir, çünkü duyguların en üst düzeyde yaşadığı zamanlardır diyebilirim. Ondan sonra, herkes daha sakinleşince futbolcularla konuşabilirsiniz, ama o anda konuşmak çok doğru olmayabilir. Ankaragücü maçına dönersek, herkes gördü ki ilk yarıyı domine eden taraf bizdik, ilk yarıyı iyi oynadığımızı söyleyebiliriz. İkinci yarı da böyle oynamak istedik ama gol gelmedi. Gol gelmeyince de beraberliğe odaklanabiliyorsunuz, beraberliği kurtarmak istiyorsunuz. Ankaragücü maçında bize yansıyan en olumsuz olay, o on dakika içinde, özellikle ilk golü yedikten sonra, takım içindeki disiplinin ve organizasyonun kaybolması oldu. Bu bizim en çok gözümüze batan ve geliştirmemiz gereken nokta. İlk yarıya dönersek, eğer rakipten güçlüyseniz mutlaka golü bulmanız gerekiyor. Gol atmak için pozisyon yaratmanız lazım ve bunu bizim takımız iyi yapıyor diyebiliriz. Bayağı pozisyona giriyoruz, gol atmak farklı ve özel bir şeydir. Ama önemli olan gol pozisyonlarına girebilmek ve biz de bunu iyi yapıyoruz. Bunu bir kaza olarak değerlendirebiliriz.

Ben hocamızın fazla eleştirilmesini isminin Frank Rijkaard olmasına bağlıyorum. Çok büyük bir hoca, çok büyük bir isim. Belki Türkiye’ye gelmiş en önemli bir iki isimden biri kendisi...

Tabi ki bu çok normal, spor camiasında eğer isim büyükse beklenti de büyük oluyor. Bir şey kötü gittiği zaman eleştiriliyorsunuz, ben de bu tip eleştirilere cevap vermek için buradayım. Alışığım bu tip eleştirilere...

Hocamızın stiline biraz geçelim. Geçtiğimiz gün bir beşe iki top çalışması vardı, hocamız oyunculardan biriymiş gibiydi, gayet neşeliydi, oyunculara çok yakındı. Bu tarz antrenörlere çok alışık değiliz aslında.. Türkiye’de alışık değil, dünya da alışık değil. Baktığımız zaman dünyada hatırı sayılır teknik adamların farklı meziyetleri var. Mesela Capello demek disiplin, Del Bosque demek biraz daha idareci bir tarzı olan teknik adam olarak göze çarpıyor. Bunları bir şapka olarak düşünürsek, antrenörlük stilini hocamız nasıl yorumlar. Antrenörlük şapkalarından hangisini taktığını düşünüyor?

Ben kesinlikle olayı bütün olarak düşünen bir teknik direktörüm. Çünkü yalnız değilim, yanımda yardımcılarım da var. Kesinlikle bir bütün olarak hareket ediyoruz. Onlara sorumluluk vermeyi, onların sorumluluk almasını çok seven bir teknik direktörüm. Aynı şekilde bunları da, bir grup olarak çalışmamız gerekliliğini futbolcularımıza da yansıtmak istiyoruz. Benim teknik direktörlük stilim bu, ekip işi...

Bazen zaten hocamızı antrenmanlarda arka planda görüyoruz. Mesela sahanın içerisinde dahi görmediğimiz oluyor. Bazen zaten hocamızı antrenmanlarda geri planda görüyoruz. Hatta sahanın içerisinde görmediğimiz de oluyor. Antrenmanı daha çok yardımcıları, Neeskens ve Roca Pujol olsun yönetiyor. Louis Van Gaal’in şöyle bir sözü var: ’’Ben yardımcılarıma sorumluluk vermeyi severim. Çünkü oyuncularımı her zaman ben çalıştırırsam ilerde beni dinlemezler, bir antrenör gözlemeli ve düzeltmelidir.’’ diyor. Hocamızın da bu tip bir davranışı var. Louis Van Gaal’e mi katılıyor, yoksa bu konuda söyleyeceği başka bir şey mi var?

Louis Van Gaal’in nasıl çalıştığı hakkında bir fikrim yok, daha önce birlikte çalıştık ama şu anda onunla ilgili bir yorum yapmam yersiz olur. Kendi stilime gelirsek, belki arka planda seyrediyorum ama antrenmanlardan önce mutlaka yardımcılarımla bir araya geliyoruz. Antrenmanda ne görmek istediğimize dair.. Tabiki bu ekip benim ekibim güvendiğim insanlar. Alberto Carlos takımı fiziksel olarak hazırlayan kişidir. Mutlaka ben onlarla konuşuyorum, beraber bilgi alışverişinde bulunuyoruz, antrenman amacını belirliyoruz. Buna yönelik antrenmanlar yaptırıyoruz. İşlerinde çok profesyonel insanlar ve futbolcularla olan bağlantıları da iyi. Çünkü her şeyi benim yaptırmam yersiz olur. Mutlaka görev dağılımı yapıyoruz. Bende arka planda mutlaka her şeyi takip ediyorum.

Peki o isimlerle çünkü usta isimler maç toplantılarında özellikle fikir anlamında çakıştıkları oluyor mu? Orta yolu nasıl buluyorlar?

Bu tip fikir ayrılıkları maçtan önceki toplatılarda oluyor. Maç toplantılarında böyle tartışmalar yapmak tabiki yersiz olur. Maç toplantılarında bizim daha çok yaptığımız rakip takımın görüntülerini seyrettirip futbolculara rakip takımla ilgili bilgiler verip tabi son karar her zaman benden çıkıyor. Benim ne görmek istediğimi futbolculara yansıtıyorum. Maç toplantılarımız genelde bu tip geçiyor.

Baktığımız zaman oynayan takımla oynamayan takım arasındaki dengeyi nasıl sağlıyor hocamız? Özellikle kötü sonuçlar geldiğinde ciddi tehlikeler yaratabilen bir durum bu. Sonuçta 25 futbolcu var takımda ve şikayet etme potansiyelini minimuma indirmek hiç de kolay değil. Şu ana kadar Frank Rijkaard'ta bunu çok başarılı yapıyor.

Kesinlikle şanslı olduğumu düşünüyorum. Çünkü çok uyumlu bir grupla çalışıyoruz. Dengeli futbolcularımız var. O yüzden böyle bir sıkıntı yaşamıyoruz. Herkes amacımızın ne olduğunu ve ne kadar çalışmamız gerektiğini biliyor. Herkes her şeyin farkında. O yüzden bu tip sıkıntılarımız olmuyor.

Peki her teknik adam yetenekli oyunculara ihtiyaç duyar ama bazen yetenekli oyuncular çok tehlikeli olabilir. Frank Rijkaard'ta aslında Barcelona'da bu tip bir sıkıntı yaşamıştı. Galatasaray'da bu tip bir sıkıntısı var mı? Yıldız oyuncularla iletişimi nasıl? Onlara futbol mentalitesini geliştirmesi açısından telkinlerde bulunuyor mu?

Öncelikle şunu söylemek lazım. Kesinlikle takım önemlidir en azından benim için. Diğer oyunculara nasıl davranıyorsam ona da öyle davranmaya çalışırım. Çünkü tek başınıza yıldız olamazsınız. Eğer trakım olarak çalışamıyorsanız  takım olarak birşeyler yapamıyorsanız o takımdan yıldız da çıkamaz zaten. O yüzden benim için önemli olan takımdır. Ben her zaman böyle düşündüm.

Yıldız oyunculara özgürlük verilmeli mi?

Biz şu an birşeylerin başındayız. O yüzden herkesin birbirine ihtiyacı var. Mutlaka basın taraftarla bu yıldızlar hakkında konuşmak istiyorlardır. Yıldız olabilmeniz için bir çok başarıya, şampiyonluğa imza atmanız lazım. Biz daha çok başındayız. Bu tip amaçlara ulaşmamız için takım olarak hareket etmemiz lazım. O yüzden ben en azından şu zaman için yıldızlar hakkında konuşmak istemiyorum. Özgürlük konusuna gelince, tabiki futbolcu kalitesi de çok önemlidir. Mesala şöyle bir futbolcu düşünebiliriz mutlaka. Her maçın kalitesini değiştiren, asist yapan, gol atan bir futbolcu düşünebiliriz. Böyle bir futbolcunuz varsa, belki bu futbolcunu arkasına biraz daha fiziksel olarak kuvvetli daha fazla çalışabilecek bir futbolcu koyabilirsiniz. En azından onun açığını kapatması için. Ondan sonra bu tip bir özgürlük verilebilir mutlaka ama deminde söylediğimiz gibi şu an daha yolun başındayız. O yüzden kimse kendini yıldız olarak düşünmüyor. Herkes aynı seviyede takıma bir şeyler verebilmek için çalışıyor. Böyle de yapılması gerekiyor. Biz genel olarak zaten yıldızlar hakkında konuşmaktan ziyade takım ruhunu ön plana çıkararak takım ruhu hakkında konuşmak isteyen bir ekibiz. Mesala Arda'ya bakıyorsunuz. Arda sezona çok iyi başladı ve bu demin saydığımız özellikler Arda'da da var. Bunu da bugüne kadar yaptığı asistler olsun goller olsun bu tip şeylerle takıma çok yardımcı oldu. Tabiki daha çok genç bir futbolcu. Önünde katedeceği bir yol var ama çok kaliteli bir oyuncu. Ama hiç bir zaman o da kendini bir yıldız olarak görmedi görmüyor da. O da kesinlikle takımın bir parçası olduğunu biliyor ve elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Potansiyel onda fazlasıyla var ama bu mantelitiye sahip olması o takım ruhuna fazlasıyla sahip olması oldukça önemli bizim için.
Şimdi yapmamız gereken bir an önce toparlanmak. Çünkü Arda gibi bir futbolcuya herkesin ihtiyacı vardır. Onların yapacağı hareketlerden takım faydalanacaktır. O yüzden biz de şanslıyız diyebilirim çünkü sırf Arda değil bu tip kalitede bir çok oyuncumuz var.

Tabi diğer taraftan Gökhan Zan, Emre Güngör, Linderoth gibi değerli oyuncuların takıma katılmış olması çok olumlu. Bugün bir hazırlık maçı yapıldı. Deminde sizin belirttiğiniz gibi tabi hepsi 90 dakika oynamadılar ama çok güzel bir şey tabi aramıza katılmaları. Ne kadar futbolcunuz varsa bu o kadar iyidir. Tabiki bu demek değildir ki şimdi Gökhan Zan, Emre Güngör, Linderoth oynadılar tamamen hazırlar son dakikaya kadar oynuyacaklar. Bu o demek değildir. Bu tip futbolcuarın bir an önce aramıza katılması çok önemliydi. Şu anda da katıldılar. Sabah maçlarını oynadılar. O yüzden de ayrıca mutluyum.

Sistemle ilgili şuana kadar hocamızın bir sıkıntısı var mı?

Tabiki sistem hakkında biraz konuşabiliriz. Şimdi sezon başında altı da altı yaptık onun haricinde Avrupa Ligi’nde çok güzel sonuçlar aldık. Hep bu sistemle yaptık biz bunları. O zaman da çok güzel oynuyorduk. Bayağı gollü maçlar geçiyordu bir ara biliyorsunuz ortalamamız 3'ü bulmuştu. O zaman taraftarlar da mutluydu, basında çok mutluydu. Demek ki futbolcularımız da adapte oldu bu sisteme. Anladılar bizim ne istediğimiz. O yüzden bu sitemi iyi yaparsak iyi sonuçlar alabiliyoruz demek ki bunu gördük. O yüzden bunu üzerine gitmemiz lazım. Sistemle ilgili bir sıkıntımız yok.

Sabırsız bir toplumun önünde sabırlı bir sistem oturtmaya çalşıyor Frank Rijkaard. Bence asıl konu hocamızın sözünü ettiği de bu gibi geliyor bana.

Tabi bizde bu yüzden buradayız o yüzden profesyoneliz. Bunun haricinde takım için de de sabırlı olmamız lazım. Çünkü son maçta sabrımızı korusaydık daha farklı şeyler olabilirdi. Bunu bir çok örneği vardır. Maç 0-0 gider ama bir gol maçın kaderini değiştirebilir.

Galip gelebilirsiniz yada farklı şeyler olabilir,kesinlikle takım içinde abırlı olmanız lazım.
Özellikle bu Ankaragücü maçında mesela 10 dakikada yenilen o 3 gole bakıyosunuz onun pek bir sistemle alakası olduğunu düşünmem. İstediğiniz sistemle oynayın o takım içindeki organizasyonu disiplini kaybettiğiniz zaman hiçbirşey fayda etmez yani sistemle hiç alakası yok o yüzden onu mutlaka geliştirmemiz lazım. Takım içindeki sabrımızı da oyun içindeki disiplinimizide geliştirmemiz lazım. İlk golü yedikten sonra gelen 2. ve 3. golü resmen biz hediye ettik, maçı bıraktık diyebiliriz o yüzden kesinlikle bunun üzerinde çalışmamız lazım.

Peki sistem demişken futbolda hocamızın etkilendiği bir akım veya teknik adam var mı?

Mutlaka her çalıştığınız teknik direktörden etkilenirsiniz, hepsinin farklı bir mentalitesi olabilir ve maç içinde ne zaman nerelere dikkat ettikleri farklıdır, maçın hangi dakikalarına farkettikleri farklıdır. Mutlaka her çalıştığınız teknik direktörden etkilenirsiniz. Tabiiki bende Hollandalı biri olarak ajax sistemine alışmış biri olarak ve Johann Cruyff olsun Van Gaal gibi kişilerdende etkilenmiş biri olarak mutlaka bu sistemi devam ettirmek istiyorum. Atağa yönelik göze hoş gelen futbol ama aynı zamanda takım içindeki disiplini ve organizasyonu iyi koruyan bir futbol olarak değerlendirebiliriz. Atak futbol oynamak istiyorsanız her futbolcunun bundan haberdar olması lazım bunun bilincinde olması lazım. Kesinlikle pozisyonlarını iyi korumaları lazım. Topu kazandığınızda kaybettiğinizde mutlaka onlar için çok önemli takım içi disiplin için. Ben Hollanda’dan ayrılıp İtalya’ya gittikten sonra oraya adapte olmam uzun sürmedi, zor olmadı çünkü Sacchi de atak futbol istiyordu. Burada anahtar kelime organizasyon, kesinlikle çünkü Sacchi içinde bu çok önemliydi ve pres çok önemliydi. Milan daki Sacchi’deki dönemde oyun anlayışımızda mesela o zamanda birçok İtalya takımı defansif oynuyordu, biz bunu kesinlikle yapmadık herzaman ofansif oynadık. Pozisyonlarımızı iyi koruduk. Önde basmaya çalıştık. Mentalitemiz şöyleydi; 1-0 önde olsak bile hiç bırakmıyorduk bu atak futbolunu. Bunun için Sacchi’ye de teşşekkür etmek lazım. Milan’da o zaman çok kaliteli futbolcular vardı ve bence başarının anahtarı şu sebepten kaynaklandı; kimse kendini bir yıldız olarak görmüyordu, takımın parçası olarak görüyordu, başarı otomatikman bu şekilde geldi.

Az önceki sorunun cevabına geldik böylece. Sorunun cevabına Sacchi diyebiliriz.

Michels yazabiliriz. Hollanda Federasyonu’nu kuran kişi onun haricinde Cruyff yazabiliriz. Cruyff hem teknik direktörüm oldu, hemde daha önce beraberde oynadık sonrada Sacchi’yi yazabiliriz çünkü birebir Sacchi yazmamız doğru olmaz çünkü sistemler farklı çünkü Sacchi’ nin mialnda oynattığı taktik 4-4-2 ydi.Ama bizim hollandada alıştığımız taktik 4-3-3 tü.Zacchi’nin total futbol anlayışını  Milan’a çok iyi entegre etti diye düşünüyorum. Bu sorunun birebir cevabı tek Sacchi değil bu üçüdür. Tabii Capello’yu da unutmamak lazım. Milan’da oynadığım zamanlarda benimde teknik direktörlüğümü yaptı. Mentaliteyi Sacchi oturtmuştu ama Capello’nunda bize yansıttığı şöyle bir düşünce oldu; son dakikaya kadar takım içindeki organizasyonu, beraber hücum ve defans yapmayı, beraber oynamayı kesinlikle en üst düzeye çıkarmamızı söylüyordu devamlı bize. Bununda meyvesini aldık. Capello’yla beraber son 2 sezonda şampiyonluklar yaşadık Milan’da. O yüzden onun benim üzerinde etkileri oldu.

Bu arada akın demişken Reuters Haber Ajansı bir analiz haber yayınladı. Türkiye’yede düştü. Hollandalı hocalarla ilgili bir haber ve hocamızında ismi geçiyor. Çok açık sözlü olmaları ve gittikleri yerel ortamlara çabuk adapte olabilmeleri ve oynattıkları total futbolu sebep olarak göstermişler.

Hollandalı teknik adamların özelliği bu diyebiliriz. Organizasyonu total futbolu gittikleri heryerde yansıtırlar ama onun haricinde burda bir önemli nokta var o da takımın kalitesi. Elinizdeki takım kalitesi çok önemli, futbolcuların kalitesi çok önemli, çünkü bir şekilde onları ikna etmeniz ve iyi öğretmeniz lazım buda çok önemlidir.

Şunu çok merak ediyorum Frank Rijkaard gibi bir hoca gelince tabi bu konuda ümidim arttığı için soruyorum. Scouting sistemini Galatasaray’a yerleştirmeyi düşünüyor mu? Böyle bir planı var mı Galatasaray’da gelecek için?

Konuyu şöyle değerlendirebiliriz. Genç takıma bakıyorsunuz PAF Takıma. Oralardan yetenekli futbolcu çıkmasındaki en büyük pay oradaki antrenörler diyebiliriz. Çünkü o oyuncuların gelişmesini o antenörlere borçlusunuz. Onun haricinde scouting sistemi biraz daha farklı. Scouting sistemi hangi mevkiye ihtiyacınız olduğunu belirleyip piyasadaki futbolculara yönelmek olabilir. Bu sene biz elimizdeki kadroyla başladık. Şuanda memnunuz ama ilerleyen zamanlarda bir ihtiyaç olursa mutlaka faydalanacağız.

Turkcell Süper Lig’de beğendiği yerli yabancı oyuncu var mı?

Şu ana kadar benim tamamen odaklandığım kendi takımım.Tabi kulüp bünyemizde bu tip insanlar var mutlaka maçları seyreden insanlar var. İlerleyen zamanlarda tabi onların bana getireceği önerilerle bu tip konular konuşabilir ama şu an için tamamen kendi takımıma odaklandım.

Son olarak çok kritik bir viraj gerçekten. 2 tane derbi var Trabzonspor ve Fenerbahçe arada Avrupa Ligi maçları var. Bu zorlu viraj öncesi neler söyleyecek. Bu maçların yorumunu alalım.

Çok önemli 3 maç oynayacağız. Özellikle son alınan sonuçlardan sonra maçların önemi daha da arttı. Bu zorlu maçlar bizim için ekstra bir motivasyon olacaktır. Tekrardan ne kadar iyi bir takım olduğumuzu göstermemi için çok iyi bir şans bizim için. Kısa vadede önümüzdeki maça bakmamız lazım. Her zaman önünüzdeki maç en önemli maçtır. Taraftarımız bu zamana kadar bizi hep destekledi. Şimdi de destekleyeceklerinden hiçbir şüphemiz yok. Burada önemli olan futbolcularında bunu taraftara yansıtması ve alınan sonuçlar.