3 Kasım 2010 Çarşamba 22:36

Kerimoğlu: "Her Maça Ayrı Mantaliteyle Çıkacağız"

Kerimoğlu: "Her Maça Ayrı Mantaliteyle Çıkacağız"

Galatasaray Yardımcı Antrenörü Tugay Kerimoğlu, Galatasaray Televizyonu’nda Yayınlanan 10 Numara Yorum Programına Konuk Oldu.

Zorlu bir periyot sizi bekliyor ama önce geçtiğimiz haftalara bakalım. Fenerbahçe derbisi ve daha sonra Medical Park Antalyaspor karşılaşması var. İki maçta alınan 4 puan ama daha da önemlisi ortaya konulan pozitif futbol var. Şöyle bir durum değerlendirmesi yaparsak, çok sayıda sakat futbolcu var, buna rağmen maksimum performansı gözlemleyebiliyoruz. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fenerbahçe derbisi senelerdir oynanan bir derbi. Bundan sonra da oynanacaktır, hiçbir zaman kaçınılamaz. Maçın geneline baktığınızda çok iyi mücadele eden, saha içinde disiplinden hiçbir zaman ödün vermeyen bir takım yaratmaya çalıştık. 2 günde ne kadar yaratırsınız bir de o var, çocuklara sadece kendilerine güvenme adına saha içinde ne yapabileceklerini, yeteneklerini hatırlattık. Sonucunda Fenerbahçe beraberliği aldık. Kazanabilirdik de, yüzde yüz pozisyonlarımız vardı. Antalyaspor maçına gelecek olursak, Ali Sami Yen Stadı’na tekrar dönme heyecanı vardı. Bunun karşılığında hedefimiz 3 puandı. Hafta içinde yaptığımız bütün çalışmalarda oyuncularla birebir konuşmalarımızda neler yapılması gerektiğini ve Antalyaspor’u anlattık. Son 20 dakika hariç maçın genelinde çok iyi mücadele eden, disiplinden uzaklaşmayan bir takım vardı. Sakatlıklar önemlidir ama elinizdeki kadro yeterliliği bunu bir şekilde kapatır, zaten iki maçta da bunlar ortaya çıktı.

Saha içi disiplin dediniz, bir de saha dışı disiplin ile ilgili geçtiğimiz hafta birçok haber çıktı. "10 emir", "yeni heyetin disiplin kuralları şu şekilde" diye. Böyle bir şey söz konusu mu, disiplinle ilgili aldığınız bir takım önlemler var mı ?

Disiplin olmadan başarıya ulaşamazsınız. Dünyanın neresine giderseniz gidin bunlar vardır. Tabii ki her hocanın kendi kuralları vardır. O kurallar doğrultusunda takımı düzene sokmak zorundasınızdır. Şimdi belki insanlar bu konuyu yanlış anlayabilir; bundan önce disiplin yoktu da şimdi mi disiplin olmaya başladı gibi... Aslında vardı. Hocamızın düşünceleri doğrultusunda madde madde kendilerine izah ettik ve kendilerine ilettik. Onlar da bu doğrultuda bunlara uymaya çalışıyorlar, uyuyorlar ki bir sıkıntı çıkmıyor.

Gheorghe Hagi ile birlikte göreve geldiniz. Hem futbol açısından, hem de puan açısından olumlu bir tablo ortaya çıktı. Buradan şöyle bir sonuç çıkartabiliriz. Siz aslında düşüşün nedenlerini iyi tahmin etmiş olmalısınız ki yükseliş başladı. Burada ilk olarak dayandığınız temel prensip neydi, neyi gözlemlediniz de bu düşüşün önüne bir takım kurallarla ve gözlemlerle geçtiniz?

Aslında 10 günde değişen fazla bir şey yok. Biz her zaman çalışmalarımızın meyvelerini alacağımızı söylüyorduk. Benim her zamanki düşüncem şudur. Sevginin çözemeyeceği hiçbir şey yoktur. Hocamla da onu paylaştım. Kendisine de izah ettim. Takımı, oyuncuların durumunu anlatırken baktığınızda, elinizde çok önemli futbolcular var; yok değil aslında. Tabii ki sezonun başı; her zaman yenecek, berabere kalacak ve mağlup olacak durumunuz yok ama sahaya çıkan bir 11 var. Biz bunlara önem vermeye çalıştık. Bunun doğrultusunda şu 2 maçta alabileceğimiz sonuçları aldık ve tekrar söylüyorum, sevginin olduğu yerde başaramayacağınız hiçbir şey yoktur.

Elano, Misimovic ve Pino gibi oyuncuların yükselen performansları için ne düşünüyorsunuz?

Misimovic, Elano gibi futbolcuların kariyerleri ortada. Elano zaten bilinen bir oyuncu, Brezilya Milli Takımı’na hizmet veriyor. Ben İngiltere’de karşılıklı oynadığım için ne kadar kaliteli oyuncu olduğunu biliyorum. Bunları hocaya ilettiğimde, hocanın da bakış açısı aynıydı. Elano veya Misimovic’den değil, bugün baktığınızda Ufuk’tan tutun en küçüğümüz Emre Çolak’a -belki yaş olarak söylediğimde daha da küçükleri vardır Cumhur var, Cem var, Anıl var, ama bu grubu böyle değerlendirmek zorundaydık- böyle de yaptık ve bu değerlendirmenin sonucunda bu 2 maçın sonucu ortaya çıktı.

Peki hocam Georghe Hagi’yle bir araya geldiğinizde böyle bir hedef planlaması yaptınız mı, kısa vadede, orta vadede bunları yapmamız gerekir veya başarılı olmak için bir sezon veya yarım sezon geçmesi gerekir diye. Şunun için soruyorum; genelde basın toplantılarında, teknik adamlar bize süreden bahsederler, süre isterler ve bu süre zarfında da başarı getireceklerini vadederler. Ama sizlerden hiç öyle söylemler duymadık?

Futbolda süre veremezsiniz. Zaman da veremezsiniz. Haftalık olabilir aslında. Her hafta farklı bir mantaliteyle çıkan bir Galatasaray göreceksiniz. Biz sadece haftalık periyotlarla ilerleyen bir sistem kullanıyoruz. Çünkü geldiğimizden beri sadece 10 gün geçti. Size 10 günden sonrasına hedef koyun deseler, hedef koyma şansınız yoktur. Yavaş yavaş, üstüne kata kata saha içindeki ve dışındaki davranışlarla beraber bunun üstesinden geleceğimize ben adım gibi eminim.

Peki hocam siz de Hagi de futbol felsefesi olan futbolculardınız. O dönemlerinizde hatta sahaya çıktığınız zaman “saha içindeki teknik direktörler” diye yakıştırma yapılırdı. 5 ve 10 numaralı formalar da genelde o sebeplerle veriliyor. Şuan saha kenarındasınız ve şimdiki felsefeniz merak ediliyor. Galatasaray’a nasıl bir oyun düzeni getirmeyi planlıyorsunuz? Sizden duyarsak çok iyi olur?

Zaten bugün maçlara baktığınız zaman futbol felsefesi aynı. Bu bizim için hiçbir zaman değişmeyecek. 90 dakika değil de 94-95 dakika sahanın her karesinde sarı kırmızılı oyuncuları görebilecek ve zevkli bir maç izleyeceksiniz. Zaten sahada mücadele eden, arkadaşı için mücadele eden, topu kapmak için mücadele eden takım için olduğu kadar arkadaşı içinde o kadar çok koşması gereken bir takım görme şansınız olacak. Yavaş yavaş idman periyotları da dozajları da yükselecek. Daha doğrusu yükseldikten sonra da Galatasaray’ın basamak basamak yukarıya çıktığını göreceksiniz.

Peki bu felsefeyi uygularken puan durumu önünüzde engel oluşturacak mı? Sonuçta biz sonuçlar ülkesindeyiz.

Baktığınızda Türkiye’de her şey sonuçlardan ibaret ama futbolcular robot değil. Onların da duyguları var. Puan durumuna baktığınızda bulunduğunuz yer Galatasaray’a yakışmayan bir yer ama bunu hep beraber disiplinle, beraber çalışmakla, beraber sevgiyle aşacağız. Çalışmak artı çalışmak diye bakıyoruz. Zaten bunlar olduğu sürece de yavaş yavaş çıkacağımız göz önündedir.

Arda, Kewell ve Baros’un sakatlığı vardı. Bu oyuncular katıldığında, bahsettiğiniz mücadele gücü sekteye uğrar mı? İleriye dönük, hücuma dönük oyuncular olduğu için daha kırılganlar.

Ben öyle bakmıyorum. Aksine hepsinin kendine göre özellikleri olan futbolcular. Demin saydığınız isimler bana göre rekabet yaratacaktır. Bu rekabet de takım için artı yönde olacaktır diye düşünüyorum.

Pino’yu hep hücum hattında mı kullanacaksınız?

Şimdi Pino iki maç orada oynadı. Tabii hakkını yememek lazım. Güzel de oynadı fakat artık dünya futboluna baktığınız zaman mevki kavramı diye bir şey kalmadı. Oyuncular artık her yerde oynayabiliyor. Yani bugün sağ açığa da, sol açığa da, santrafora da koysanız her türlü şekilde size hizmet ediyor. Yüzde yüzünü veriyor. Geneline bakarsanız, ben ilk başladığımda libero olarak başladım. Sonradan orta saha olarak devam ettim. Oyuncu kendine yer seçmemeli, oyuncu takıma nasıl hizmet etmeli, nasıl mücadele etmeli onu düşünmeli bence.

Sizin ve Hagi’nin antrenmanlarda bizzat görev aldığınızı, oyuncularla beraber oynadığınızı görüyoruz. Temel bir sebebi var mı yoksa keyif aldığınız, bunu da uygulama olarak gösterdiğiniz için mi yapıyorsunuz ?

Hem bize spor oluyor hem de takım içindeki oyuncularımızla beraber o duyguyu o havaları solumaları için böyle antrenmanlara katılıyoruz. Bundan sonra daha çok görebilirsiniz.

A2 Takımı’nda da yapıyordunuz hocam, değil mi?

Tabii onlara da katılıyordum, oynuyordum.

Temel sebebi oynarken biz de katılalım mı ?

Şimdi oynadığınız sürece, çocuklara bir takım şeyleri illa söz anlamında bir şeyler anlatmak zorunda değilsiniz. Oynarken de bunu izah etme şansınız vardır ki ben bunu İngiltere’de çok gördüm. Yani benim fikrim şöyle; çocuklarla saha dışında, antrenör anlamında değil de saha içinde onlarla aynı ortamda oynayarak bazı şeyleri izah etmek gerekiyor. Bazen sessiz kalmak da cevaptır baktığınızda. Çocuklarla oynayarak ben kendilerine hep şunu söylemişimdir. Kendinizi ne kadar çok düşünüyorsanız, arkadaşlarınızı da o kadar çok düşünün, çünkü bir ekip oyunudur bu baktığınızda.

Peki hocam sizi bulmuşken bu altyapı eğitimini de sormamız lazım, çünkü altyapının başındaki kişilerden birisiniz. Göreviniz bu anlamda devam ediyor, değil mi?

Evet devam ediyor.

Herkes yeni bir Arda Turan bekliyor belki ama diğer yandan baktığımız zaman çok yetenekli savunma oyuncuları da var; Ahmet Kesim gibi ve orta alandaki oyuncular Cumhur Yılmaztürk gibi, Emre Yüksektepe gibi. Mesela Caner Öztel de çok yetenekli bir oyuncu. Bu anlamda bu oyuncuların  A Takım’da forma giymesi bekleniyor. Bunun için Hagi’nin açıklamaları referans alınıyor, bir gözüm orada olacak diye. Sizin orada altyapının başında olmanız, tabii ki altyapıdan yetişmiş olmanız bunun için bir avantaj olarak kabul ediliyor. Alttan üste doğru o piramidi değerlendirirsek nedir son durum altyapıda ve üst yapı için umut var mı şu anda o futbolcularda?

Var, yok diye hiçbir zamanda umutsuz olmadım bu konuda. Çocuklarla başladığım günden şu son 10 günü çıkarsanız, çok zevkli ve çok güzel antrenmanlar geçirdik. Onların kalitelerinin ne kadar yüksek olduğunu da biliyorum. Bana göre A Takım’dan bir tek eksikleri tecrübe. Ama tabii bundan önceki senelere baktığınızda bir şekilde bu çocuklar dışarıda kalmış, ilgilenilmemiş. Biz ilk geldiğimizde A’dan Z’ ye her sorunla ilgilenelim dedik. Bugün baktığınızda Cem Sultanlar var, Anıllar var, Uğurlar, Cumhurlar, Ahmetler... Yani var. Galatasaray’ın altyapısında çok yetenekli oyuncular var. Tabii ki burada önemli olan şey, sevgili hocamız Hagi’nin kendisinin de Romanya’da bir akademisinin olması ve de gençlere çok önem vermesi. Bu konuda da her gün konuşmalarımız, toplantılarımız oluyor. Çok sıcak bakıyor ve her an her şeyin değişeceğini kendisi de söylüyor. Bu da tabii bizim akademimiz için çok büyük bir şanstır.

En potansiyel aday olarak da Emre Çolak gözüküyor hocam, öyle midir?

Emre Çolak gibi, Emre Çolak’tan daha farklı yetenekli oyuncularımız da var. Yani baktığımızda demin de saydığınız isimlerin içine aslında daha hepsini saysam keşke, çok güzel olur, ama sıyrılanlar olacak. İsim olarak baktığınızda hepsi değerli ama aralarından muhakkak 2 veya 3 tanesi gelecektir.

Gelecek dönem içerisinde lig maçlarında en azından görebiliriz değil mi hocam?

Tabii, her şey olabilir.

Peki hocam şu zorlu dönemi de konuşalım, Trabzonspor deplasman, içeride Manisa, Kayserispor ve Beşiktaş ile tamamlanmıyor. 4 maçı ayrı bir paket halinde düşünmek gerekiyor belki de. Trabzonspor maçıyla da başlayalım isterseniz. Sonra o 4 maçlık periyodu değerlendirelim.

Trabzonspor’da Şenol Güneş’in gelmesiyle, bundan önceki senelerle bu sene arasında çok büyük bir fark var. Mantalite farkları var, her maçlarını kazanmak için oynuyorlar ve de iyi oynuyorlar. İyi oynarken de ama, zaman zaman zaafları olduğunu çok iyi de biliyoruz. Ama baktığınızda Avni Aker’de oynayacağımız maçın kolay olmayacağını, ne kadar çok mücadele edersek, rakipten ne kadar fazla koşarsak kazanma şansımızın o kadar artacağını, saha içinde diyalogların iyi olması gerektiğini, bunların hepsini oyuncularımız ile paylaşıyoruz. Futbolda tabii ki karşınızdakine saygı duyacaksınız. Ama kendinize güvendiğiniz sürece kazanamayacağınız hiçbir maç yoktur. Mühim olan takımca konsantre olmaktır.

Kayseri’ye gelince tabii ki onlar da aynı şekilde Şota dönemi başladı. O günden bu güne çok farklı şeyler uygulayan, takım hâlinde hücum yapıp takım hâlinde defans yapan bir ekip. Bu sistemi oturtmuş. Tabii artık ligde hiçbir maç kolay değil. Çok kolay denilen bir maç kalmadı artık. Yavaş yavaş tüm takımlar güç bakımdan, kondisyon bakımından üst seviyeye gelmiş durumdalar. 3. olarak da Beşiktaş’a bakarsanız, senelerce bu maçlar tekrar söylüyorum oynanmış, tabii ki kaliteli oyuncuları var. Bizim de çok kaliteli oyuncularımız var. Bu 3 maçın genelinde ben her zaman şunu söylemişimdir akademide de olsam, şu an A takımdayım yardımcı olarak, yenemiyorsanız yenilmeyin düşüncesi vardır. Her maçı kazanacaksınız diye bir şey yok. Ne kadar az hasarla geçerseniz, hem oyuncular kendilerine güvenini kazanacaktır, hem de sahada o kadar verilen emeğin, mücadelenin karşılığını alabileceğiniz puanlar vardır. Benim bakış açım bu. Yenmek mi? Tabii ki yenmek ama yenemiyorsanız da yenilmeyin düşüncesiyle her zaman hareket etmişimdir.

Aslında şu anlamda psikolojik olarak da işiniz biraz zor olacak bir dönem. Çünkü Galatasaray bu sezon üst üste maç kazanamama sıkıntısı da yaşadı. O anlamda biraz psikolojik olarak da mücadele etmek zorunda kalacaksınızdır.

Bunlar güzel şeyler; oyuncular ile beraber oturmak, konuşmak, sıkıntılarını dinlemek ama sahaya biz onları sıkıntılı bir dönem olarak sunmamamız lazım. Kafalarının rahat olmaları lazım. Kendilerine benim paylaştığım şey, 1.5 saatliğine hayatınızdan, bazı sorunlarınızdan uzaklaşın, ondan sonra zaten 22 saat düşünme zamanınız var. Mühim olan 1.5 saatte neler yapabileceğiniz. Üst üste kazanacağınız maçlar da olacaktır, ki olacak. Ben buna da eminim, çünkü o kadar inanıyoruz ki kendilerine. O kapasitenin olduğunu da biliyoruz. Ama yani üst üste maç kazanılmıyor diye bakarsanız birazcık etkiler diye düşünüyorum. Ben hiçbir zaman böyle bakmadım, hep pozitif yönden baktım. Oyuncularımın da başarısı böyle.

Futbolcuların belli ki abisi durumundasınız ki zaten dışarıdan da ne kadar renkli bir kişilik olduğunuz herkes tarafından malum. Bu ikili konuşmalar da öyle tahmin ediyoruz ki bu iyi futbol sürecinde iyi bir katkı sağlamış oldu.

İnşallah. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum, hocamız da öyle, yardımcıları da öyle. Ekip olarak baktığınızda bu takımı daha üst seviyeye nasıl çıkarırız diye düşünüyoruz ama bunun sadece Tugay Kerimoğlu olarak değil bir ekip olarak olduğunu bilmenizi isteriz. Bütün herkes sabah 8'den akşam 9’a kadar burada kalıp, nasıl farklı olabiliriz, neleri farklı yapabiliriz diye oturup düşünüyoruz.

Taffarel, Metin Oktay Tesisleri’ndeydi. Aranızda çok güzel diyaloglar, espriler vardı. O Taffarel’li günlerden bugüne ve dün Florya Metin Oktay Tesisleri’nde yaşananları da çok kısa anlatabilir misiniz?

O kadar güzel günlerimiz geçti ki yani 1996’da başlayıp ayrıldığım 1999’a kadar olan bölümümde, çok renkli bir kişiliği, çok ailesine düşkün, çocuklarına düşkün aile reisi. Takım içerisinde herkesle çok şakalaşan, çok doğal olan, yapmacık olmayan, herkesin sorunuyla ilgilenmeye çalışan bir karakteri vardı. Hâlâ da öyle hiçbir zaman değişmedi. O şakalaşma dönemleri onun herhâlde kendi ruhunda veya o içindeki çocukta var. Tabii gördüğümde ben çok sevinmiştim. Yaklaşık 10-11 seneye yakın görmedikten sonra ilk kez dünkü idmanda gördüm. Taffarel’de herhangi bir değişiklik yok. Dünyanın en iyi kalecilerinden bir tanesiydi. Baktığınızda saha içinde, teknik anlamda, oyunu okuma anlamında çok büyük bir vizyonu vardı. Tabii gördüğüme çok sevindim.

10 sene sonra dünkü görüntü bile UEFA Kupası’nın nasıl kazanıldığının ispatı gibiydi.

Tabii sevgi vardı.

Bunu başaracak bir teknik ekip var şu an Galatasaray’ın başında; Hagi – Tugay ikilisi ve diğer hocalarımız.

İnşallah.