6 Kasım 2018 Salı 21:52

Başkanımız Mustafa Cengiz’den açıklamalar

Başkanımız Mustafa Cengiz’den açıklamalar

Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Mustafa Cengiz, FC Schalke 04 karşılaşması öncesi TRT Spor muhabiri Volkan Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Başkanımız Mustafa Cengiz’in açıklamaları şu şekildeydi:

“Göreve geleli 8 ay oldu. Hiçbir zaman maç önü ve maç sonrası demeç vermedim. Fakat çok spesifik bir durum var. Avrupa’nın her tarafından gelmiş binlerce insan ve milyonlarca kalp 2-3 saat sonra başlayacak bu maçı bekliyor. Tam bunu beklerken bizim “milli” federasyon, bizim federasyonumuz, yabancı olmayan federasyon, ulusal bir temsil yaptığımız anda böyle bir sevk yapıyor. Bu sevki bekletemez miydi? Yarına kadar bekleyebilirdi, bekleyemedi. Amaç ne? Ben bunu merak ediyorum. Türk halkının da bu soruyu sormasını bekliyorum. İster Galatasaraylı olsun, ister başka bir takımın taraftarı olsun. Neden bugün bu saatte futbolcularımızı sevk ediyorlar? Ben ceza almışım hiç önemli değil. Ben o cezayı çekerim. Fakat futbolcularımıza hem de sakatlıkların ve gerginliklerin olduğu bir dönemde verilen bu sevk kararının ilan saati bana çok kasıtlı, bilinçli geldi. Bunu şiddetle kınıyorum.”

“Şaşkınlık içindeyiz. Hepimiz maçtaydık. Bir dakika süren iki futbolcu arasında olabilecek bir itişme. Şu haklı, bu haksız demiyorum. Bana göre açık ki; karşı taraf fitili ateşledi. Diğerine göre, bizim taraf olabilir fakat neden hakem müdahale etmedi? Ben bunu soruyorum. Hiçbirimiz bugüne kadar hiçbir hakem, hiçbir maç hakkında konuşmadık. Hiçbir sert söylemde bulunmadık. Hakemler hakim olmamalı. Yani bir taraf iki gol attıysa öbür tarafa iki gol vermemeli, bir tarafa sarı kart verdiyse diğer tarafa vermemeli. Adil olmalı dediğimizde sevk aldık. Bu yazıyı herhangi bir spor kulübü de deklare edebilirdi. Yazının özünde ne bir fanatiklik ne birine çatma durumu var. Biz sadece bize göre olması gerekeni ifade ettik. Bu düzeyli duruşumuza rağmen, ağzımızı açmamamıza rağmen bu yapıldı. Yoksa biz tabiri caizse çok ağır konuşmasını da biliriz. Çok ağır söylem söyleriz. Edepli konuşuyorsak en ağır sözcükleri kullanmasını da biliriz. Ama biz bundan imtina ettik. Çünkü biz yıkım, küfür ve hakaretle hiçbir yere varılamayacağının bilincinde olan bir kültürden geliyoruz. Bu kültür bizi susturuyor. Bu suskunluğumuzu yanlış anladılar. Pasiflik, beceriksizlik olarak gördüler. Hiçbir düzen ve medeniyet yoktur ki dünyada kavgayla, dövüşle, hakaretle bina edilsin. Dünyada bütün kurulan medeniyetler ve düzgün camiaların tamamı düzgün söylemler, düzgün karakterler, doğrular ve dürüstlükler üzerine bina edilmiştir. Asla saldırılar, hakaretler ve yalanlar üzerine bina edilmemiştir. Biz bunu yapmaya çalıştık. Bununla ilgili eleştirildik. Dürüstlüğümüz eleştirildi. Bizim düzgün duruşumuz pasiflik, beceriksizlik olarak değerlendirildi. Bu bizi çok üzüyor. Tabii ki diyebilirler. Kendilerine göre öyle görebilirler ama bunu asla öyle görmesinler. Bizim suskunluğumuz, çok özür dilerim ama asaletimizden geliyor. Asaletimiz derken de kimseyi küçük görmüyorum. Herkes en az bizim kadar asildir fakat olması gereken nokta bu değil. Türkiye’nin olması gereken nokta da bu değil. Milli bir federasyonumuzun olması gereken nokta da bu değil.”

“EURO 2024’ü kaybettik. Şu anda bulunduğumuz topraklar üzerindeki Almanya’ya karşı çok açık farkla kaybettik. Neden kaybettik? Bunun özeleştirisini yapalım. Galatasaray’ın, Fenerbahçe’nin veya Beşiktaş’ın, herhangi bir takımımızın, kendi öz takımımızın kazanmasıyla ülke puanı gelmez mi? Milli federasyonumuz bunu da hedeflemiyor. Milli federasyonların buna dikkat etmesi, bütün takımlarımıza destek vermesi gerek. Bu konuda çok dikkatli olmak zorunda. Rastgele, öfkeyle bütün futbolcuları ve teknik heyeti sevk edemez. Fatih Terim özelinde özellikle söylüyorum; teknik heyet asla karışmadı. Hepimiz izledik, gözümüzün önünde. Hem de Fenerbahçeli yönetici kardeşlerimizle birlikte izledik, gördük. Ateşi söndürmeye çalışmaktan başka hiçbir şey yapmaya çalışmadı. Fakat ateşi körükleyenlerle ateşe tepki gösterenler bir araya geldi, getirildi ve biz ağır bir sevke tabi tutulduk. Ben bunu çok hafif tabirle, edebim içinde söylüyorum ki insanı hayvandan ayıran önemli bir unsur da edeptir; bu yaptığınız yanlıştır. Lütfen bu yanlıştan dönün. İnanıyorum ki disiplinde, Tahkim Kurulu’nda birkaç iyi insan mutlaka vardır.”

“Kesinlikle ben bunda iyi niyet görmüyorum. Çünkü hakem de bekledi. Olayların, yangının büyümesini neden bekledi? Neden müdahale etmedi? Tam tersine o yangına müdahale edenleri ‘sahaya girdiniz, çime bastınız’ diye disiplin kuruluna sevk ettiler. Olacak iş değil. Ben özellikle bunu kınıyorum. Ben diğerleri de sevk edilsin demiyorum. Benim canım yandı, onların da yansın gibi bir argümana girmem. Fakat rakibimizin yayınladığı bildiride benim teknik direktörüme ve yardımcısına ‘mahalle kabadayısı’ dendi. Bu sözcükler kullanıldı. Merak ediyorum; hangi jargonu kullanıyorlar? Bu jargonu kullanan insanlar neye güvenerek bunu yazıyor?  Ceza verilmeyeceğini bilerek mi bunu yazıyorlar? Biz attığımız her virgüle, söylediğimiz her söze dikkat ediyoruz. 10 kere gözden geçirip filtreliyoruz. Verilsin demiyorum. Başkalarına verilecek cezalar bizi mutlu etmez fakat bu layüsel ifadelere karşı neden çifte standart yapıldığını merak ediyorum.”

“Koridorları alıyorlarmış. Güldürme beni. Sen neyin koridorunu alıyorsun? Bugüne kadar Galatasaray’ın hangi koridorunda hangi olay oldu? Ama rakip takımların koridorlarında geçmiş yıllarda neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Alemi sersem, milleti aptal zannetmesinler. Biz her şeyin farkındayız. Galatasaray camiası dimdik, bunun da altından kalkacaktır.”

“Taraftarıma kininizi saklayın derken intikamı kastetmedim. İnsanları, camiaları, milletleri devlet olmaya itmeye çalışan şey içlerinde duydukları harstır. Bu harsın temelinde öfke vardır, heyecan vardır. Eğer o hars ve heyecan yoksa, hiçbir millet, hiçbir topluluk; millet ve camia olamaz. Hiçbir insan aile de olamaz. Ben bunu kastettim. Bunu da bir vesile açıklamış oluyorum. Üç saat sonra, inşallah her ne sonuç olursa olsun Galatasaray’ın gurur ve şerefle Türkiye’yi en iyi şekilde temsil edeceğini buradan beyan ediyorum.”

“Ben de, Fatih Hocam da çok yoğun. Biz genelde maç öncesi konuşmayız. Belli bir konsantrasyon olur. Tabii ki Abdurrahim Bey ile devamlı temas halinde. Biz sistemli çalışıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, sırtlanlar hemen atlamasın. Hocayla aramızda bir kopukluk yok. Bizim görevlerimiz vardır. İkinci Başkanımız vardır, o muhataptır. Maç öncesi futbolcularımıza dokunmayız. Ben ayrı otelde kalıyorum. Mümkün olsaydı ayrı uçakla da gelirdim, dönerken de ayrı uçakla dönerdim. Çünkü konsantrasyona dokunmamak gerek. Şu anda konsantrasyonumuz maça yönelik. Üç saat önce bunun açıklanması da benim hala garibime gidiyor.”

“Biz insanlara hep söylüyoruz. Bir yerde feryat ve imdat çağrısı varsa ona bakmak gerek. O ses, doğru bir ses mi? Doğru bir imdat çağrısı mı? Biz doğru yaptığımıza inanıyoruz. Hashtag’in de, açıklamaların da sağlıklı olduğuna inanıyoruz. Federasyon, bizim federasyonumuz ama içinde iyi niyetliler olabilir, kötü niyetliler olabilir. Ulusumuzun birlik ve beraberliğe, mutlu olmaya çok ihtiyaç duyduğu bu günlerde lütfen atılan adımlara çok dikkat edelim. Galatasaray, bu toplumun çok büyük bir parçasıdır. Bu parçayı ayırıp ötekileştirirseniz siz bölücülüğe, ayrımcılığa yol açmış olursunuz. Bırakın hukuksal olarak yerini, sosyolojik olarak da çok büyük ateşle oynarsınız. Lütfen bunu yapmayalım. İnsanları birbirine düşman etmeyelim, dikkat olalım derim.”

“Her şeye şükrediyoruz öncelikle. Şampiyonlar Ligi’ne katılmamız müthiş bir macera. Hala savaşını veriyoruz. Bir gün bunu anlatsak, inşallah belki anlatırım, destan olur. Nasıl olduğu gelecek kuşaklara ders olur. Şundan emin olsunlar ki; bizim yaptığımız ne bir yanlış ne bir hata var. Şurada konuştuğumuz gibi UEFA’yla temas halindeyiz. Gerçeklerle temas halindeyiz. Galatasaray her musibeti hayra çevirecek özelliğe sahiptir. Doğru duvarın yıkılmayacağına inanıyorum."