22 Mart 2019 Cuma 10:51

Başkanımız Mustafa Cengiz TRT Spor'a konuk oldu

Başkanımız Mustafa Cengiz TRT Spor'a konuk oldu

Başkanımız Mustafa Cengiz TRT Spor’da yayınlanan Gündem Futbol Programında Bahri Havadır ve Erbatur Ergenekon’un konuğu oldu. Futbol gündemine dair değerlendirmelerin yanı sıra Galatasaray’ın mali durumu ile ilgili bilgiler de aktaran Başkanımızın açıklamalarının satır başları şu şekilde:

Galatasaray adının olduğu her yerde mücadele vardır ve mücadelenin tek bir hedefi vardır: şampiyonluk. Galatasaray şartlar ne olursa olsun şampiyonluğa oynar. Bursa’da yaptığımız muhteşem geri dönüş şampiyonluk umudumuzu biraz daha pekiştirdi. Büyük takım olmanın da gereği budur zaten. İnşallah bu sene de şampiyon olacağız.

“Fatih Terim ile medya önünde 5 yıllık sözleşme imzalayacağız”

Sevgili Fatih hocamıza Milli Takım’la yollarını ayırdığı dönemde haksız saldırılar yapıldı. Olaylar hocamızın da toplumun da hoşuna gitmeyecek şekilde gelişti. Hocamızla oturulup konuşulsaydı işler bu noktaya da gelmezdi diye düşünüyorum. Tazminatını Çocuk Esirgeme Kurumuna bağışlama kararı doğal ve kendisine yakışan bir davranış. Henüz mahkemeden nihai karar çıkmadı ancak sonuçta Yargıtay tazminat miktarını kaç lira olarak belirlerse belirlesin önemli bir bağıştır. Çocuk Esirgeme Kurumu devlettir. Kazanan da millet ve devlet olsun.

Sevgili hocamızla sözleşme yenilenmemesiyle ilgili yorumları görüyoruz. Binlerce sorun var. Alt sorunlar var. Odaklanılması gereken çok şey var. Kimseyi arayamıyorum. Yaşantımın normal akışı olağanüstü değişmiş durumda. Biliyorum ki sevgili hocamızın durumu da farklı değil. Biz devre arasında imza törenini yapmayı düşündük, sözleşme de hazırdı ama zaman bulup yapamadık. Şimdi cumartesi günü önümüzde Genel Kurul var. Sözleşmeyi imzalamayı yeniden gündeme aldık ancak bu kez de Genel Kurul’da sempati toplamaya yönelik bir hamle gibi algılanmasını istemedik. Hocamızla Genel Kurul sonrasında medya önünde bir imza töreni yapacağız. Sözleşme zaten hazır. Bu sözleşmede tazminat da dahil, hocamızın özel olarak talep ettiği hiçbir şey yok. Bir önceki başkanımız da sağolsun Fatih Terim hocamıza görev vermişti. Benim de niyetimin kendisiyle devam etmek olduğunu biliyordu.  Biz göreve geldiğimizde hocamız bana “Başkanım isterseniz tüm ekibimle istifa etmeye hazırım” dedi. Ben de ona “Öyle şey olur mu? Eğer burada olmasaydınız ben sizi getirecektim” dedim. Bizim gönüllerimiz, kalplerimiz bir. Sonuna kadar beraberiz.

“En Büyük Denetmen Taraftarımız”

İnsanlar bulunduğu şartlara alışıyor. Eve gittiğinizde hep aynı koltuğa oturursunuz, yatağa gittiğinizde hep aynı tarafa yatarsınız. Buna konformizm deniyor yani insanların alışkanlıklarını devam ettirmesi ve oldukları yere alışması. Bir çiçeği alıp yarım metre yerinden oynatırsanız solabilir. Futbolcular da insan. Futbolcular ortam değiştirdiklerinde buna alışmaları farklı süreler olabiliyor. Diagne çok büyük bir isim, hocamızın özellikle istediği bir isim. Biz tüm transferlerde kararı teknik heyete bıraktık. Galatasaray mantalitesi budur. Biz böyle gördük, böyle öğrendik. Bütün eski başkanlarımız da böyledir. Diagne çok doğru bir transfer… Bizi maddi açıdan biraz zorladı ama bazılarının, bazı kapalı kapılar ardında dediği gibi bizi asla eksiye getirmedi. Biz hala UEFA’da artıdayız. Çok az bir miktar da olsa artıdayız. Biz ayağımızı yorganımıza göre uzatıyoruz ve UEFA ile birlikte anlık tespitler yapıyoruz. Dışına çıkamazsın, hemen ceza yersin. Kimse gidip zahmet etmesin ve UEFA’ya bildirimlerde bulunmasın. 6 ayda bir olan denetlemeyi biz 3 aya indirdik. Üç ayda bir UEFA’nın firması bizi destekliyor. Bir de uluslararası bağımsız denetleme firmamız denetliyor bizi. Bizim Denetleme Kurulu’muz da bizi denetliyor. Bizim Denetleme Kurulumuz sanki bağımsız seçilmiş gibi denetler bizi. Biz camiamızın bu bağlamda mutlu olmasını istiyoruz. Ben denetlenmekten de çok mutlu olurum. Hem idari hem mali hem de sportif.

Bizim en büyük denetmenimiz taraftarımız. Taraftarımız müthiş bir denetmen. Örneğin forvet transferi konusunda bizi çok sıkı denetlediler. Diagne'yi alana kadar neler çektik, bir Abdürrahim Albayrak, bir Allah biliyor. Bir çok etken var ancak biz o dönemde de hatayı üstümüze alıyorduk. Bir hata bir yanlış varsa bu yönetime, yönetimi temsilen de bana aittir. Güzellik varsa bütün camiaya aittir. Ben de bu camianın ferdiyim.

Taraftarımız bana attığım her adımda forvet dedi ama hiç bir ağır söylemde bulunmadılar. Taraftara bu nedenle müteşekkirim. Taraftar takımına sahip çıkmalı. Sadece ait olmak değil, sahip olmak gerekir. Taraftar sahiplendi. Diğer taraftan sadakat de göstermeniz gerekir. Diagne üç golü hemen atamadı diye hemen ıslıklamamak lazım. Sahiplenmek lazım. Roma bir günde kurulmadı. Tabii ki sportif başarıların çok uzun vadeli beklemeye sabrı yok netice almak gerekir, alacak da.

“Aynı hatayı sürekli yapıyorsanız o işi bırakmalısınız”

Kulüpler Birliği toplantısına tepki olarak katılmama gibi bir durumum yok. Ben kendilerine de bildirdim. Benim saniyem yok. Konuyu çok iyi biliyorum, konunun içeriğini de biliyorum. Daha önce sportif müdürler toplandı. Toplantıya konuya çok hakim olan Sportif AŞ yönetim kurulu üyemiz Oytun Özer katıldı. Bizi çok da iyi temsil etti.

Kulüpler Birliği 17 kulüp adına yapıldığı iddiasıyla bir bildiri yayınlandı. Ben o sırada takımımızla beraber Moskova’daydım. Önemli bir maç oynayacaktık. Ben o gün hemen hemen ulaşabildiğim bütün kulüp başkanlarıyla konuştum. Kimse üstüne almadı. Ali Bey (Koç) hariç hemen hemen hepsiyle konuştum. Konuştuğum başkanlardan hiçbiri üstüne alınmadı. Kimse biz bu kelimeyi ekledik demedi. Hoş bir durum değildi. O bildirinin içeriğinde Galatasaray’ı çıkarsanız ben de mutabıkım. Hiçbir takıma ayrıcalık yapılmasın. Nitekim aynı hakemlerle benzer pozisyonlarda o bildiriyi imzalayan kulüplerimiz de sert demeçler verdi. Tarihsel demeçler verildi. Bildiriyi yayınlayanlar kendileri aynı haksızlığa maruz kalınca çok sert açıklamalar yaptılar. Biz kendimize bir ayrıcalık istemedik. Hakemler tabii ki hata yapıyor. Biz de yapıyoruz. Hata insana mahsustur. Kasıtlı yaptıklarına inanmıyorum, inanmak da istemiyorum ancak hatayı alışkanlık haline getirmişseniz, bu hataları sürekli yapıyorsanız bu işi bırakmalısınız. Biz bunu söyledik. Ben artık bunun üzerine gitmem. Bu onurlu bir çekiliştir. Yani iki tarafın da onurunu kırmadan. Bu tip açıklamaların böyle olması gerekir. Biz zaten cevabi bildirimizde de ‘tarafların benimseyebileceği bir müşterek metin üzerinde anlaşalım’ dedik. Bir şeyi silmek zorunda değilsiniz. Tersini söyleyerek de onu ortadan kaldırabilirsiniz.

Biz hakemlerle alakalı bunu dediğimizde bizim en büyük argümanımız neydi? VAR hakemiyle sahadaki hakemlerin konuşmalarının yayınlanmasını istedik. Ancak yayınlanmadı bugüne kadar. Biz bununla ilgili TFF’ye resmi yazı yazdık. İnsan yanılabilir, bizim lehimize ya da aleyhimize karar verilebilir. Futbolun içinde bu var.

Biz beş dakika ne konuştun onu soruyoruz. Penaltı verdin, okey. Futbolcuma kırmızı kart verdin, beş dakika boyunca ne konuştunuz? Bunu açıklayın. Galatasaray’a değil, kamuoyuna açıklayın. Herkes bilsin. Değerli rakibimiz Fenerbahçe ile oynadığımız maç 2-2 bitti. Güzel bir maç da oldu. Sonu güzel bitmedi ama. O maçın 87. Dakikasında bizim oyuncumuza bir hareket var. O pozisyonda ne VAR’dan çağırdılar ne de hakem izlemeye gitti.

TFF bizi cevapsız bıraktı, biz sözlü olarak UEFA ile görüştük. IFAB’a gidin dediler. Daha sonra IFAB’a başvurduk. İkinci maddenin bir alt bendi var. Gerekli görüldüğü hallerde, sonuca tesir eden bir durum olduğunda VAR görüşmeleri yayınlanabilir diyor. Biz başvurduk, iki ay sürdü IFAB’ın cevap vermesi. IFAB bize dedi ki yerel federasyonunuzla görüşmeniz gerekir. Onların arasında bir şey konuşuldu mu biz bilemeyiz. Ama bize verilen resmi yanıt bunu kendi aranızda halledin oldu.  Ben TFF Başkanı olsam yayınlardım.

“Hakemler Galatasaray’a karşı çok cesur”

Benim tahminim hakemler de kendilerinden memnun değil. O da insan. Ben onların art niyetli olduğunu düşünmüyorum. O da gidip ben ne yaptım diyordur. VAR mutlak doğruyu bulamadı, VAR da yanılıyor. VAR’ın hakemi de çağırmıyor, her maç sonrası tartışılıyor. Bu iyi mi kötü mü bunu da tartışmak gerekir. Biz acaba toplumsal olarak bir çıkış noktası mı arıyoruz? Acaba hakemlerle fazla mı uğraşıyoruz? Hakemlerin üzerinde baskı mı oluşturuyoruz? Bunu da tartışmamız gerekiyor. Ama hakemler de korkmasınlar. Hakemler Galatasaray'a karşı çok cesurlar. Bursaspor maçındaki 8 faulümüze 6 sarı kart çıktı ama maç sonunda bakarsanız Bursaspor hakemi eleştiriyor. Ben de böyle bakıyorum, demek ki nereden baktığınıza bağlı. 8 faulünüze 6 tane sarı kart çıkarsa ki bence hiçbiri kasti ve sakatlamaya yönelik değil, belki bir tanesi sert fauldü. Ben bundan rahatsızım. Bunu yapmaması gerek, her gördüğünde çalmalı da acaba doğru mu görüyor. Hakemler cesur olmalı, gördüğünü çalabilmeli ama Galatasaray’a çaldıklarını diğerlerine de çalabilmeli. Ben genç hakemlerden yanayım. İsimlerini bilmediğimiz birkaç hakem çıktı geçen hafta, istiyorum ki onlar başarılı olsun. Bu ülke bizim, bu memleketten çok başarılı hakemler çıksın. Sadece Ahmet Çakar, Cüneyt Çakır değil başka hakemlerimiz de Dünya Kupası’nda finaller yönetsin, başarılı olsun. Suriyeli hakem yönetti Dünya Kupası’nda bizden yoktu. İzlandalı hakem yönetti, yoktuk. Nepal’den hakem gitti sanırım. Bravo Nepal’e ama bize yazıklar olsun. Bunun için genç hakemlerimizi desteklememiz gerekir. Bazı hakemlerimiz de yaşlandı ve yıprandı, belki haksız yere yıprandı ama bir yerde artık çekilmesi gerekir.

“Galatasaray ne zaman galip gelse yabancı sınırı gündem oluyor”

Galatasaray ne zaman galip gelse yabancı sınırı gündeme geliyor. Belki başkaları da kendi açısından böyle görüyor ama biz öyle düşünüyoruz. Nereden çıktı bu yabancı sınırı muhabbeti? Sırf Galatasaray galip geldiği ve sahaya 11 yabancıyla çıktığı için değil. 10 yabancıyla çıksa da gündeme gelebilirdi. Bu işi ilk gündeme getiren Milli Takımlar eski teknik direktörü. Kendisi bizde de hizmet etmiş, çok değerli bir hoca ama maya tutmadı. Başarısız oldu. Binlerce oyuncu içerisinde, seçtiği çok değerli oyunculara netice alıcı bir oyun oynatamadı. Turnuvalarda başarılı çıkartamadı. Başarısızlığı kendi üstüne almasını beklerdim, ben öyle yapardım. Bu Federasyon’u da rahatlatırdı. Bizim Dünya’ya yayılmış binlerce oyuncumuz var, Türkiye’de var. Kendi başarısızlığını örtmek için yabancı sınırını ortaya arttı. Aynı kişi bizde ve başka kulüplerde görev yaparken yabancı sınırına karşıydı. Bu da tabii ki gündeme geldi sonra iş Milli Marşa kadar gitti. Futbolcu mu arıyorsun, yoksa koroya eleman mı arıyorsun? Biz zaten milyonlarca insan Milli Marşı söylüyoruz. Biz Milli Marşa en saygılı uluslardan biriyiz.

Yabancı sınırına ben kesinlikle karşıyım. Müthiş bir algı operasyonu var. Aslında yabancı sınırı yok. Tam aksine mevcut sistem yerliyi teşvik ediyor. Bugün açık söyleyeyim, her kulüpten 2.5 milyon TL para kesiyor Federasyon yabancılar için. Bunu 18 kulüpten kestiğinde çok büyük bir para. O zamanki Kulüpler Birliği sevgili ve rahmetli İlhan Cavcav’ın da girişimiyle Anadolu kulüplerine doğru havuzu arttırmayı durdurmaya çalıştı. 14. Yabancıya geldiğinizde çok ciddi bir miktar ödemeniz gerekiyor. Bunu durdurmaya çalıştılar ama bizim aldığımız bilgi Federasyon bu parayı alıyor. Önemli olan Federasyon bu parayı ne yapıyor? Bu parayı bence alt yapıya vermesi gerekiyor. Bize gelen bilgi, böyle olmadığı yönünde… Federasyonun tabii ki birçok harcaması var. Yayın geliri havuzundan da yüzde beş alıyorlar. Biz onu da soruyoruz. Yeni gelen federasyondan biz bunları isteyeceğiz. Bunların açık, şeffaf, görülebilir ve denetlenebilir olmasını istiyoruz. Kim gelirse gelsin. Federasyonlar da kulüpler gibi şeffaf olmalı. Çok açık söylüyorum biz Galatasaray olarak çok şeffaf çalışıyoruz. Store satışlarımızdan tutun oyuncu bonservisleri ve maaşlarına kadar KAP ile kamuoyuna bildiriyoruz. Biz lafla değil yaptıklarımızla şeffaf oluyoruz ve bununla da övünüyoruz. Herkesin de böyle olmasını diliyoruz. Federasyon da aynı şekilde olmalı. Federasyon yabancı sınırına asla dokunmamalı. Rekabet kaliteyi getirir. Eğer siz rakibinizin ayaklarını kesip onu kendi seviyenize getirirseniz, onu küçültürseniz siz de küçülürsünüz. Eğer siz değerli bir rakibinizi yakalayıp geçmeye çalışırsanız siz de büyürsünüz toplum da büyür. Biz buna inanıyoruz. Federasyon bu parayı verdiğinde yöneticiler yine olmadık işlere harcayabilir. Biz bunun Galatasaray olarak alt yapıya harcanması şart olsun istiyoruz. Ama nereye harcanacağının belirli olması gerekiyor. Bu paranın alt yapıya ve akademileri harcanması gerekiyor. Bunun belge karşılığı amatörlere değil profesyonellerle yapılması gerekiyor. Aynı Devletimizin amatör sporlara yaptığı destek gibi belgeli ve kontrollü yapılması gerekiyor.

“Hakkaniyetli yorumlar bekliyorum”

Voleybol Şube Sorumlumuz Okan Böke’nin önemli bir aile durumu vardı. Bu yüzen İtalya’da takımla olamadı. Diğer bütün arkadaşlarımız gece gündüz kendi dallarında çalışan arkadaşlar. Galatasaray Voleybol Takımı kuruluşundan bugüne CEV Cup’ta hiç final oynamadı. Bense voleybol maçına gittim diye eleştiri yedim. Çünkü söz vermiştim. Yusuf Günay Bey ile beraber Malatya’ya gittik. Bize şu denmeliydi, 2011 yılından bu yana Galatasaray Erkek Voleybol takımı ilk defa Türkiye Kupası’nda final oynuyor. Bunu yazmak yerine, ‘neden futbol maçına gitmedi’ yazdılar. Biz eğer İtalya’ya gitseydik işi gücü bırakıp İtalya’ya gidiyorlar yazsalar ona da şaşırmazdım. Algı beton gibi kıramıyorsunuz, kırmanız da mümkün değil. Teşekkür de beklemiyorum ama hakkaniyetli yorumlar bekliyorum. Ne yapsanız eleştiri oluyor, buna da kızmıyorum ama işin kaderi bu.

“Biz birlikte şampiyonluğa yürüyelim”

Son Mali Genel Kurulda de hoş olmayan şeyler yaşandı. Ben Divan Toplantısında söyledim bunu. Metin Sinan Aslan’ı zaten oraya ilk günden isteyen benim. Biz kimseyi disipline şikâyet falan etmedik. Metin Bey’i de etmedik. Tam tersine bir değerli kardeşimiz diğer bir değerli kardeşimizin davranışını usulsüz buluyor ve kendisi şikayet ediyor. Yani birbirlerini şikayet ediyorlar. Biz diyoruz ki bir araya gelin, konuşun. İkinizin de davası Galatasaray. Birbirinize yanlış davrandıysanız halledin, gerek yok 30-40 kişi gelmeye. Savunsunlar, gelsinler ama gerek yok. Şimdi ben hala diyorum burada, Metin kardeşim de Ayhan kardeşim de ikisi de çok değerli Galatasaraylılardır. Enerjilerini kavgaya vermesinler. Şampiyonluğa yürüyelim biz. Başarılara yürüyelim. Bakın tarihimizde ilk defa reel efektif kar elde ettik. Bunun için mutlu olalım, sevinelim.  Biz asla şikayet etmedik, asla. İki kere divanda okundu Metin Bey’in şikayeti. Benim hakkımda da okundu.

“Başarılı olmak zorundayız”

Genel Kurulumuzun değerli üyelerinin bizi göreve getirmesinin en büyük nedeni mali durumu düzeltmekti. Galatasaray da diğer kulüpler gibi çok ciddi mali sıkıntılar yaşıyor. Bu sıkıntılar biz geldik diye bitti mi? Hayır. Biz hala çalışıyoruz. Hala çok ciddi sorunlar var. Biz sorunları yönetilebilir hale getirdik, azalttık. Aşağı doğru inmekte olan uçağın burnunu yukarı doğru kaldırdık. Şu anda bir yükselişteyiz, bu yükselişin sürekli ve devamlı hale gelmesi lazım. Peak’ler iyi değildir, sağlıklı gitmesi gerekir. Bizim düzlüğe çıkmamız için bizim başarılı olmamız şart, şampiyonluk ile ikincilik arasındaki farkta 7-8 milyonluk bir fark var. Kura göre değişiyor ama önemli olan sizin başarılı olmanız. Galibiyet sayınızın artması gerekiyor. Şampiyon olduğunuzda Şampiyonlar Ligi’ne gidiyorsunuz ve çok ciddi bir gelire sahip oluyorsunuz. Şampiyonlar Ligi’ne girdiğinizde sponsorluk gelirleriniz de artıyor. Bizim sponsorluk gelirlerimiz geçen sezona göre TL bazında arttı. Bizim yaklaşık 160 milyon değerinde bir sponsorluk gelirimiz var. 143 milyondan 161 milyona gelmişiz. Bu 2018 12. Ay itibarıyla böyle. Biz 2019 senesi içerisinde Galatasaray lehine çok ciddi adımlar attık. Bilyoner ile anlaştık, diğer bir kuruluştan elde ettiğimiz gelirin 9 katını üç yıl içinde alacağız. Keza basketbol takımımız için Doğa Sigorta ile anlaştık. Bu ara dönemde anlaştık, ben onlara da tekrar teşekkür etmek istiyorum. Mesela İkinci Yeni, Jeunesse, HDI Sigorta, GittiGidiyor, Altınyıldız, Passolig, THY hepsi bize destek oluyor. Siz başarılı olduğunuz zamanda sponsorunuz da artıyor. Türkiye’ye geçici de olsa kritik ekonomik bir döneme girmeseydi Galatasaray yüzde yirmi değil de iki üç kat artış sağlayabilirdi. Niye bunu söylüyorum? Store’da yaşadık çünkü. Store’da biz 73 milyon TL olan ciromuzun 112 milyon TL'ye çıktığını gördük. 8.5 milyon TL zararımızın kara geçtiğini gördük. Bunlar çok önemli şeyler. Kimle yaptık biz bunu? Taraftarla yaptık. Sadece bize güvenle değil, bizim getirdiğimiz yeni bir ambiyans, havayla değil. Taraftar sahip çıktı. Ek olarak doluluk oranı. Doluluk oranında en yüksek 2014 senesidir. Şampiyonlar Ligi’nde son 16’ya kaldığımız seneyi geçtik. Seyirci ortalamamız 36 bin civarında. 34 bin kombine satılmış. 2.900 adet bilet duruyor, maç günü bilet satabilelim önemli maçlarda diye bıraktık. Bazen seyirci dolu görünmüyor ama aslında koltuk dolu. Bizim seyircimizin stada gelmesi ve gitmesi zor. Biz bunu halletmeye çalışıyoruz. Bunun için İBB metro seferlerini iki katına çıkardı. Ben bunun için İBB’ye teşekkür ediyorum. Yol düzenlemeleri, çevre düzenlemeleri, gece ışıklandırmaları… Çıkan seyirci iki saatte dönebiliyordu. Şimdi daha kolay bir saatte çıkabiliyorlar. Bu da yeterli değil, şimdi üst geçit yapılacak.

“Körfez ve Çin’den önceki son durak olmak istemiyoruz”

Kulüplerin borcu gelirlerinin 4 katı. Dört sene hiç harcama yapmasan transfer yasağı getirsen gene kapanmaz. Biz kendi imkanlarımızla geçen yıl 77’ milyon Euro olan bu ücretleri 55 milyon Euro'ya kadar indirdik. Bunu da yeterli görmüyoruz, daha da aşağılara çekeceğiz. Küçülerek değil ama efektif olarak. Biz şundan kurtulmak istiyoruz Türk futbolu olarak da Galatasaray olarak da biz körfez ve Çin’den önceki son durak olmak istemiyoruz. Bunun için de parayı çarçur etmemek, sağlam bir mali yapıya sahip olmak gerekir. Sıkıntı bonserviste değil. Bonservisine futbolcunun 10 milyon verir, 15 milyona satarsınız. Fakat futbolcunun maaşına yüksek ücret verirseniz o para kaybolur gider.