22 Nisan 2020 Çarşamba 18:41

Başkanımız Mustafa Cengiz'den gündeme dair açıklamalar

Başkanımız Mustafa Cengiz'den gündeme dair açıklamalar

Başkanımız Mustafa Cengiz, Galatasaray TV'de gündeme dair soruları yanıtladı. Koronavirüs sebebiyle kulüplerin yaşadığı ekonomik zorluklar hakkında alınan tedbirleri anlatan başkanımız, merak edilen birçok konu hakkında açıklamalar yaptı.

Sağlık durumunun iyi olduğunu dile getiren başkanımız, "Sağlığımda bir şey yok. Yaşam bazen bir tiyatro sahnesi gibi. Abdurrahim Bey, Hocam, Yusuf Bey ile hep beraberdik. Piyango üçüne vurdu, bana vurmadı. Galatasaray dev ve yaşayan bir organizma. Gelen mail sayısını ölçemiyorum. Yüzlerce iş maili geldi. Görevi elden geldiğince sürdürmeye çalıştık. Yarın bana bir şey olursa, arkadaşlar bayrağı alır devam eder diye düşünüyorum" şeklinde konuştu.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın ülkemiz için anlamının büyük olduğunu ifade eden başkanımız Mustafa Cengiz, "Çok anlamlı bir bayram. Üç bayramın birleşmesinden oluşuyor. Bizim için çok değerli bir gün. Cumhuriyete giden yolda çok önemli bir kilometre taşı. Dünyada çocuklar için bayram kutlayan tek ulusuz; bununla da övünüyoruz. Cumhuriyetimizi ve bayramımızı yürekten kutluyoruz. Koronavirüsten yaşamını yitiren bütün kardeşlerimize, ulusumuzun bütün insanlarına ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Onların acılarını paylaşıyorum... Bilvesile ön cephede çarpışan sağlık çalışanlarına, sağlık ailemize, hemşireden yer görevlisine, doktorlara, bilim adamlarına tek tek teşekkür ediyorum. Yine ön cephede olan emniyetin ve jandarmanın bütün mensuplarına tek tek teşekkür ediyorum." şeklinde konuştu. 

Koronavirüs salgını sebebiyle liglerin ertelenmesi sonucunda kulüplerin karşı karşıya kaldığı ekonomik sürecin Galatasaray'daki yansıması hakkında gelen soruya yanıt veren başkanımız, "Hiç beklenmedik bir anda geldi bu virüs. En büyük darbe en büyüğe geliyor. Çoktan çok, azdan az gider bir söylem var. Ekonomik olarak en büyük zararı Galatasaray'a verdi. En yüksek yayın geliri, en yüksek seyirci geliri bizdeydi. Bütün bunlar bizi olumsuz etkiledi. Bu maçların dönem sonuna kadar seyircisiz oynanmasının verdiği zarar yaklaşık 105 milyon TL. Kümülatif, gelecek yıl çarpanı etkisiyle birlikte 230 milyon TL'yi aşkın bir yükü var. Buna rağmen Galatasaray bütün bu yüklerin altından kalkacak, bütün bütçe plan ve programlarını yapacak kabiliyette bir camiadır. Yönetimimiz de bunun için gece gündüz çalışmakta, elinden geleni yapmakta, en kötü güne hazırlanmakta ve bütün bu zorlukların üstesinden tek tek gelmektedir, gelecektir de. Galatasaray'ı yakından izleyen arkadaşlar bunu bilir. Biz yönetim olarak tarihinde belki de son yıllarda ilk defa ek bütçe istemeden yılı bitiren bir ekibiz. Tüzüğümüze göre bütçeyi yüzde 5'i aştığınız anda, ek harcama ve bütçe yetkisi istemek durumundasınız. Yönetim olarak tarihte ilk defa, denk değil, gerçekçi bütçeler yaparak bütçenin dışına çıkmadık ve bugüne getirdik. Koronavirüs salgınından ötürü amatörleri de profesyonelleri de kapsayan, hem Sportif A.Ş hem de dernek anlamında, mevcut duruma uygun bütçeyi genel kurulun önüne getirmek için sıkı bir çalışma içindeyiz." ifadelerini kullandı.

Futbolcuların bu zorlu süreçte maaşlarında indirime gitme durumu konusunda gelen soruya yanıt veren başkanımız Mustafa Cengiz, "Zorlu durumlar iki-üç tür insan yaratır. Bizim gibi sivil toplum örgütü sosyal camialarda her zaman kahramanlar, fedakarlar olmuştur. Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi kendini öne atanlar, feda edenler olmuştur. Biz kimseden can fedası istemiyoruz. Camianın da katlandığı bu sıkıntılı süreci aşmak için profesyonel oyuncularımızdan resmi olarak fedakârlık istedik. Yönetim olarak alınmış bir kararımız var. Kendileri bunu inceliyor. Sağ olsun Selçuk İnan kardeşim buna olumlu yaklaştı. Görüşmelerimiz sürüyor.  Görüşmeler FIFA'nın belirlediği ölçütler içinde; eşitlik, ekonomik durum çerçevesinde futbolcu kardeşlerimizle, bütün sporcu kardeşlerimizle birlikte bu süreci atlatacağız." açıklamalarını yaptı. 

Salgın sonrasında yeni dönemde sportif anlamda küçülme olup olmayacağına yönelik gelen soruya cevap veren başkanımız, "Mevcut kadromuz yeterli, kaliteli ve çok iyi bir kadro. Şampiyonluk için kurulmuş bir kadro var. Ligler seyircili ya da seyircisiz başladığında ana hedefimiz olan şampiyonluğa yürüyebilecek kadromuz var. Stratejik olarak, ekonomik duruma uygun olarak alınacak kararla ne mevcut futbolcularımızı üzecek bir ortam ne de geleceklerini darlığa itecek bir pozisyon isteriz. Camiamızın beklentisine uygun, şampiyonluğa oynayacak kadroları belli şartlarda ve harcama düzeyinde olmak üzere her zaman kurarız. Şu kesin ki bütün dünyada belli bir toparlanma süresi geçene kadar hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ekonomik açıdan, fiziksel ilişkiler açısından, toplumsal yeniden örgütlenme açısından, bazı meslek ve sektörlerin yeniden değerlendirilmesi açısından geçerli bu. Biz de bu duruma en iyi şekilde, camiamızın şampiyonluk karakterine uygun şekilde hareket edeceğiz. Her gün gelecek, yarın gelecektir. Her gün, her saat, her şey planlanır." şeklinde konuştu.

İkinci Başkanımız Abdurrahim Albayrak'ın CNN Türk'te katıldığı programda zikrettiği sponsorlarımızın kulübe ödeme yapamadığı ve amatör branşların kapanması gerektiği şeklindeki söylemleri hatırlatılan başkanımız, "Abdurrahim Beyin programını ben de izledim. Duygu yoğunluğu yüksek olan bir programdı. Bir insanın ailevi ilişkileri, yaşadığı sıkıntılar, o anki haleti ruhiyesi üzerine, sponsorluk ve amatörler gibi konularda yanlış anlaşılacak söylemlerde bulunması belki yanlış yorumlandı. Galatasaray bu zor döneme rağmen borsada çok iyi durumda. Halka açık şirketler arasında birinci durumdayız. Çünkü borsaya, bir kâğıda yatırım yapanlar, onun arkasındaki mali gücü, faaliyet raporlarını didik didik ederler. Bununla yaşayan insanlarımız var. Galatasaray en iyi yanıtını şu anda borsada bulmakta. Burada güzel olan bir şey var. Sponsorların kendisi tepki verdi. Hayır biz buradayız dediler. 30'u aşkın sponsorumuz, 40'a yakın lisansiye sponsorumuz var. Toplam 70'i aşkın... Bunlar arasında maddi olarak geçici olarak ödeme güçlüğü çekenler 2-3 tane olabilir. 70 sponsorumuz çok dik durdu. Belli bir süre opsiyonu kullanamayacaklar olabilir. Bizim bunlar için de B ve C planlarımız var. Galatasaray’da çare hiçbir zaman tükenmez. Evvelki yıllarda 120 milyon TL civarında olan sponsorluk geliri şu anda 220 milyon TL civarındadır. Bunun içinde ufak sapmalar olabilir. Hiç önemli değil. Biz bugünleri aşacağımıza inanıyoruz. Türk halkı çok büyük bir halktır. Yaş ortalaması 30'dur, çok dinamiktir. 40'lı yaşlardaki insanlarımız bile kaç ekonomik buhran ve sıkıntı yaşamıştır bilemiyorum; fakat mücadeleden sapmayan, sonuna kadar mücadele karakteri olan bir toplumuz. Galatasaray da bu toplumun en önemli üyelerinden biri, bana göre en önemlisi. Toplumun bu çimentosu asla bozulmaz, sonuna kadar mücadele eder. Gerek sponsorluk gerekse diğer gelirler konusunda derhal kendini toparlar. Bu toparlanma süreci 5-6 ay sürse de mutlaka toparlanır. Bunu samimiyetle ifade etmek isterim"  diye konuştu.

Bu zorlu süreçte amatör branşların kesinlikle kapatılmayacağını vurgulayan başkanımız, amatör branşların çoğunu Türkiye'ye getiren Galatasaray'ın, Türk sporunun öncüsü olmaya devam edeceğini dile getirdi.

Başkanımız Mustafa Cengiz, "Türk Telekom çok büyük destek oldu. 30 milyon TL'lik uzatma hakkını kullandı. Biten yıl için 1 yıl extension yaptı. Son aşamada bize 38,5 milyon TL'lik bir katkıda oldu. Galatasaray çok büyük, dünya çapında marka. Galatasaray sosyal etkileşim, tanınabilirlik ve sosyal etkilemede dünyanın ilk beşinde. Galatasaray dünya çapında bir kulüp, önemli olan bu markaya uygun, saygın davranmamız ve onu daha ileri götürmemiz. Bayrağı teslim ederken,  çok daha yükseklerde teslim etmemiz gerekir. Abdurrahim beyin duygusal söyleminde konuşmanın beklenmeyen yerlere gitmesi, bizi bu programı erkene almaya itti. İnsanlara bir şeyler anlatma fırsatı da verdi. Biz göreve geldiğimizde, 2 yıl önce, amatör diye tabir edilen basketbolda transfer yasağı vardı. Basketbol ve voleybolda 80 milyon TL'ye yakın borcumuz vardı. Bu borcun 61,5 milyon TL'lik kısmı basketbola aitti. Basketbolda çalışan tüm antrenörler bize haciz koydurmuştu. İcra ile tahsil yolundaydı. Haklılar, sözleşe imzalanmış. Akde icabet etmeniz gerekir. Futbolda da transfer yasağı vardı. Onu da 32 milyon TL'ye yakın borcu ödeyerek transfer yasağını kaldırdık. Nagatomo'yu transfer ettik. Çok hızlı geçti. Sonra Ndiaye'nin dışarıya transferini yaptık. Camianın ve taraftarın büyük desteği ile başarılı olduk. Yönetim olarak da elimizden geleni yaptık. Hiçbir zaman amatörleri ikinci plana atmadık. Bünyemize su sporlarına bakan Banu hanım, Dilek hanım, judodan atletizme, atletizmden santranca tüm branşlarla ilgilendi... Galatasaray başkanı olarak elimden geldiğince maçlara gitmeye çalıştım. Özellikle engelli sporcularımızın maçlarına gidemedim ve Kalamış'ta yarışlara izleyemedim. İçimde ukdedir. Zaman bulamadım. İsterim ki her yerde olayım. Abdurrahim beyin kastı buraları kapatalım demek değildi. Geçici bir süre dedi. İnsanlar duygu yoğunluğu yaşadığı zamanlarda kendini tam ifade edemez. Amatörlerle ilgili çok gerçekçi politikalar, gerçekçi bütçeler yapıyoruz. İlk defa Galatasaray ek bütçe istemeden mali yılı bitirdi. Kimseyi suçlamıyorum, geçmişte çok yüksek harcamalar yapıldı. 35-40 milyon Euro baskete harcamalara yapıldı. Şampiyonluk aldık; ama bizim hedefimiz şu. Tümüyle bu amatör sporların birçoğunu Türkiye'ye getiren kulüp olarak, bununla övünüyoruz. Galatasaray amatör sporların birçoğunu Türkiye'ye getiren kulüptür. Bizim bunları kapatmamız asla düşünülemez. Biz onları uzun vadede, kendine yeter, otarşik hale getirmeye çalışıyoruz. Altyapıya önem veriyoruz. Özellikle altyapıda Türk gençlerinin yetişmesini, rol model olmasını istiyoruz. Yabancılara kesinlikle düşmanlığımız yok, yanlış anlaşılmasın. Bu futbol, basketbol, voleybol, judo, atletizm, su sporları, yelken, hepsi için geçerli. Bizim hedefimiz bu. Bizim amatörleri bırak kapatmayı, tam tersine onlara reel bütçelerle Türk sporcuları hedef alan bir hale getirmek istiyoruz. Evrensel ve enternasyonal bir dünyada asla yabancılara karşı bir şey düşünmüyoruz." diye konuştu.

Amatör branşlara yönelik vergi desteği ile bu alanlarda denkliğin sağlanabileceğini dile getiren başkanımız Mustafa Cengiz, "Mali açıdan belli bir noktaya gelene kadar kendi yağımızda kavrulur hale getirmeye çalışıyoruz. Biz gerek basketbolda gerek voleybolda bütçeyi düşürmemize rağmen elde ettiğimiz başarı skalası daha yüksek. Gider yönetimi basketbolda çok açık. Bizim 2015-16-17 yüksek kadro maliyeti ile şu anki maliyetimiz yarı yarıya düşüktür. Şu an bulunduğumuz sıralama ise o yıllara göre daha yüksek. Kadın basketbol için de böyle, voleybol için de böyle. Bizim şansımız gerek basketbolda, gerek voleybolda gerçekten antrenörlerimiz özveri ile çalışan kaliteli insanlar olması. Onlara da bu vesile ile teşekkür ediyorum. Amatörü bırakın kapatmayı, şahsen mücadele veriyorum. Hükümetimiz, profesyonel futbolcu sözleşmelerinden kesilen stopajların amatörlere harcanması konusunda müthiş bir yasa çıkardı. Bu Türk sporunu ayağa kaldıracak devrim niteliğinde mali bir hamledir; fakat bu biraz zora sokuldu. Vergi düzenlemeleri yönetmelik bazında belirsizlik doğurdu. Aylardır amatörde bu desteği alamıyoruz. Buradan müjde vereyim. Yönetmelik çıkmamıştı. GSGM yönetmeliği çıkartarak Maliyet Bakanlığı'na geçti. Maliye Bakanlığı da yönetmeliği kendi yönergeleri doğrultusunda düzenleyerek Spor Bakanlığı'na geçecek. Beklemekte olan milyonlarca TL tutarında amatör spor desteğimizi geriye alacağımıza inanıyorum. İlk defa olacak, yeni bir deneme yapılıyor. Maliye de kendi açısından haklı. Spor kulüpleri de kendi açısından haklı. Biz bırakın kapatmayı, amatör branşların mali açıdan güçlenmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Mali anlamda amatör şubelerin getirisi yok. Faaliyet zararının olmamasına çalışıyoruz. Onu en düşük hale getirdik. Seyirci az. Kadın voleybol daha seyirci çekiyor. 1000 TL'lik gelirler oluyor. Basketbolda ezeli rakibimiz ile oynadığımız maçlar dışında elde ettiğimiz gelir 3-4 bin TL, güvenlik giderlerine bile yetmiyor. Bizim bu dalları desteklememiz gerekir. Biraz önce bahsettiğim amatör sporlara vergi desteği ile biz bu denkliği sağlıyoruz. İnşallah da bu desteği sağlamaya devam edeceğiz." dedi.

UEFA Başkanı Ceferin'in koronavirüs salgını nedeniyle Finansal Fair Play (FFP) uygulamasında esnekliğe gidebileceğine ilişkin açıklamalarıyla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine başkanımız şu yanıtı verdi:

"Biz UEFA'yla neredeyse haftada bir görüşüyoruz. FFP sürecinde, biz göreve geldiğimizde 2+1 yıl men tehlikesi vardı. Yaklaşık 4 ay boyunca neredeyse her gün arkadaşımızla birlikte, amatör ruhla UEFA'ya taşındık. Hiçbir avukat da tutmadık. UEFA tarihinde ilk defa üst üste ikinci yapılandırmayı alan kulüp olduk. UEFA bizimle 4 yıllık bir yapılandırma anlaşması imzaladı. Bu UEFA camiasında tabiri caizse bir sallantıya sebep oldu, itiraz edenler oldu UEFA içinde. CAS'a gittik. Burada da dört aylık bir mücadele sonunda kazandık. Tabii bütün bunlar sancılı bir süreç içerisinde yaşandı ama bize şu yararı oldu. Biz, UEFA'yla iç içe geldik. Bu kelimeyi bir evlilik anlamında değil de birbirini tanıma ve bilme anlamında kullanıyorum. Bu süreç içinde gerek Ceferin'le benim şahsi olarak da bir sevgim, dostluğum oldu. UEFA, FFP konusunda elinden geleni yapıyor. Çok daha sağlam, sert ve doğru bir duruşu var bu açıdan. Dün yaptığı basın toplantısında da bunun sinyallerini verdi. Benim Ceferin'le olumlu anlamda mektuplaşmalarım, konuşmalarım da oluyor. Biz Ceferin'e aldığı kararlar doğrultusunda destek veriyoruz. Bu şahsi bir olay tabii. Muhatap olan elbette Türkiye Futbol Federasyonu'dur. Ama bizim de Galatasaray Spor Kulübü olarak yapılandırma anlaşmamızdan dolayı UEFA'yla sürekli bir ilişkimiz var. UEFA'nın bu süreci en iyi şekilde atlatacağına inanıyoruz, onu özellikle belirteyim. Haziran'ı hedefliyorlar, takvimi netleştiremiyorlar. Tabii biz de netleştiremiyoruz. Şunu da umuyor insanlar: Ne derece doğru bilmiyoruz ama bu virüsün 27 derece üzerinde açık havada yaşayamadığı iddia ediliyor. İçeride 60 dereceye dayanabiliyor olsa da dışarıda bu sıcaklıkta etkisini, hızını yitireceği; hükümetimizin ve diğer ülkelerde verilen uluslararası mücadelenin sonucu olarak da etkisini Haziran ayı içerisinde yitireceği ve liglerin de seyircisiz de olsa, Haziran'da da olsa başlayabileceğine yönelik bir tahmin var. Ama hiçbir şey net değil. Bizim görüşümüz liglerin tamamlanmasından yana, er meydanında bitmesinden yana. Kâğıt üstünde tamamlanmamasından yana. UEFA da bizimle aynı görüşte. Biz liglerin tamamlanmasını istiyoruz. Liglerin bir şehirde tamamlanmasına, özellikle sıcak bir şehirde tamamlanmasına futbolcu sağlığı nedeniyle karşıyız. Artı olarak bunun giderleri var. Oraya gelecek takımların çok ciddi giderleri olacak. Örneğin bizim, son Beşiktaş maçımız normal şekilde oynansaydı gideri 700 bin TL olacaktı. Fakat seyircisiz oynanmasıyla 400 bin TL oldu. Bu çok ciddi bir yük. Bunun yanına uçak, seyahat, otel giderleri eklenecek. Bunları TFF karşılayacak mı? Biz buna bakarız. Zaten hiçbir gelirimizin olmadığı bir faaliyette üstüne bir de giderimizin çıkması hoş değil. El insaf derim. TFF biriktirmiş olduğu kaynaklarla kulüplere bu anlamda destek vermeli. Ama bu lig de bir şekilde bitecek. Ya haziranda ya ağustosta ya da eylülde, hızlandırılmış şekilde bitecek."

TFF'nin Süper Lig Cemil Usta Sezonu'nda salgın nedeniyle ertelenen sekiz haftalık fikstürü Antalya kentinde oynatma planlarıyla ilgili görüşleri sorulan başkanımız şunları söyledi:

"Lig doğal akışında, deplasmanlı şekilde oynanmalı ki bizim kalan sekiz maçımızın yalnızca üçü içeride. Bu konuda kendi çıkarına göre konuşmayı tercih edenler var ama ben Türk sporunun öncü ve objektif kulübünün başkanı olarak Türk sporunun lehine görüşümü ifade etmeyi tercih ederim. Eğer illa bir şehir olacaksa neden İstanbul'da değil? Onu da merak ediyorum. Çünkü İstanbul yerleşim ve iklim şartları bakımından iş yaza sarktığında en uygun yer. Uygun değilse, çözüm Rize'de oynamak ise Rize'ye gideriz, Antalya'ysa Antalya'ya gideriz. Böyle bir karar alınırsa TFF'nin bütün giderleri de karşılaması gerekir. Bir şehirde oynanmasına ilişkin bir karar alınırsa da İstanbul bizim için daha doğru olur. Türkiye açısından daha doğru, iklim açısından da İstanbul'da oynanmasını tercih ederim. Eğer Eylül, Ekim aylarına sarkarsa güneyde bir şehirde oynanabilir. Maçlar tarafsız sahada seyircisiz oynanacaksa tüm giderlerimizin karşılanması gerekir. Seyircili ise herkesin kendi şehrinde oynamasını dilerim. Bizim için iç sahadaki o üç maç bile önemli. Sadece Beşiktaş maçındaki seyircisiz oynama kararıyla bizim 10 milyon TL'lik gelir kaybımız oldu. Bu ülkenin canı sağ olsun. Bu mücadele için her şeye değer. Ama zararımız çok büyük. Tüm büyük kulüplerin de bizim gibi olduğuna inanıyorum. Kendi açımızdan konuşuyoruz. Bir yerde mali konular çok önemli, biz buna bakıyoruz. Bu konuda TFF'nin reel inisiyatif alması gerekir. Ben yaptım, oldu şeklinde olmaz. Bizim bunu bir araya gelip istişare etmemiz gerek öncelikle. Bu konuda Kulüpler Birliği nezdinde ortak bir tavır alınabilir. Biz üst üste bu konuda toplantılar da yaptık, saatler süren telekonferanslarımız oldu. Hem yayıncı kuruluş açısından hem diğer ilişkiler açısından... Olabilir fakat şunu özellikle belirtmek istiyorum: Ligler başladığında oynanış şekliyle ilgili mutlaka kulüplerle istişare edilmeli, 'Ben yaptım, oldu' mantığından çıkmamız gerekir."

Başkanımız koronavirüs salgını nedeniyle ertelenen Mali Genel Kurul Toplantısı’nın yapılacağı tarihle ilgili planlamaya ilişkin soru üzerine şu ifadeleri kullandı:

"Mali Genel Kurul'a hazırdık. Mali yılı kapsayan bir toplantı olacaktı. Sportif AŞ'nin mali yılı ile derneğin mali yılının senkronizasyonu bizim için çok önemliydi. Genel Kurul'dan sonra bunu bir an evvel yapacaktık. Bundan hemen sonra Tüzük Tadil Genel Kurulu yapacaktık. Tabii doğal olarak hepsi alt üst oldu. Devletimizin verdiği bir karar var. Önlemler bittikten sonraki bir ay içerisinde hemen mali genel kurulu yapmak durumundayız. Şimdi yeni bir bütçe çalışması var. Biz şu anda zaten yeni bir bütçe çalışması içindeyiz. Hem profesyonellerimiz hem yönetim kurulu üyesi arkadaşlarım bununla ilgili gece gündüz çalışıyor. Hem dernek bütçesini hem de Sportif AŞ bütçesini yeniden oluşturuyoruz. Değerli Mali Genel Kurulumuzun onayına sunacağız."

Başkanımız bir önceki mali genel kurulda çıkan ibrasızlık kararıyla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine şu yanıtı verdi:

"Burada işin duygu boyutu giriyor. Bütün spor kulüplerinde, başka bir ajandası, başka bir planı olmayan insanlar için mahalle takımından tutun büyük, profesyonel görünen ama amatör ruhlu kulüplere kadar hepsinde en önemli şey insanın meccanen yaptığı, ailesini ve işini ikinci plana atarak yaptığı çalışmaların karşılığında takdir görmesidir. Ama ben bunu dert etmem: Çünkü Galatasaray çocukluğumuzdan bu yana bizim aşkımız. Ama şunu ifade edeyim. Evet, isyan ediyorsunuz ve soruyorsunuz: Ben nerede yanlış yaptım? Nerede hata yaptım? Yönetim olarak söylemek istiyorum. İki yıl önce geldiğimizde önümüzde UEFA'dan men tehlikesi ciddi olarak vardı. Bunu bilenler biliyor; çünkü UEFA'ya on binlerce dilekçe attılar, neden Galatasaray'a gereken ceza verilmiyor diye. Sanki biz başka bir iş tutmuşuz gibi. Transfer yasağı vardı. Kasa tam takır, binlerce haciz vardı. Biz bir noktaya aldık getirdik. Futbol takımını şampiyon yaptık, amatörlerde boyun eğmedik, ilk dörtte oynadık. Bütün mali güçlükleri aştık. Tabiri caizse elimizden giden evimiz Florya'yı geri aldık. Yani yapılabilecek ne varsa yaptık. Ama bu arada tabii ki "İnin aşağı" dediler. Neden? "Sizde iletişim bozukluğu var" dediler. Biz bunu anlamadık, ben hala anlamıyorum. "Bize köfte dediniz" deniyor. Allah Allah! Demedim kardeşim diyorum. Ben başka bir şey kastettim, laf düştü diyorum." 

"Özetle şunu söylemek istiyorum: Sadece kendim için söylemiyorum, amatör ya da amatör ruhla yönetilen profesyonel kulüplerde duygu boyutu çok önemli. İnsanları küstürmeyeceksiniz, insanlara kötü örnek olmayacaksınız. Tehdit anlamında söylemiyorum, sakın öyle algılanmasın. Yoksa yarın derler ki "İnsan 2 yılda 2 şampiyonluk, 4 kupa almış. Florya'yı almış, Riva'yı düzenlemiş. Mali durumu dengelemiş. Tarihinde ilk defa kar etmiş. İlk defa yıl içerisinde olağanüstü mali genel kurul yapmamış, gerçekçi bütçe çıkarmış. Sen bunu ibra etmezsen yarın kimi ibra edeceksin?" Akıllara yüzlerce soru gelir. İlla ahbap-çavuş meclisleri, devre arkadaşları mı olması gerekir? Ben lisemizi tenzih ederek bunu söylüyorum. Gerektiğinde en büyük liseli benim. Birtakım mahfiller var. Abdurrahim Bey'in açıklamalarıyla ilgili olayda da öyle bir tetikte bekleyip hücuma geçtiler ki üç gün sinirim bozuldu. Ne Abdurrahim Bey ne biz bunu hak ettik. Ne amatörleri kapatma niyetimiz var ne sevgili sponsorlarımızı üzme niyetimiz var. Asla öyle bir şey olamaz. Zaten onlar az çok beni tanır, yaklaşımımızı bilir. Biz onlar üzüldü mü, onlardan fazla üzülüyoruz. Çünkü madden kendini veren insanlar. Birçoğu da çok iyi Galatasaraylılar. Bu da önemli. Bazı sponsorlarımızı tabii ki Galatasaraylı olmayabilirler ama insan üzülüyor. Bu bağlamda baktığınızda tabii ki üzülüyorsunuz. Ama ayrılıp gitmek, terk etmek en kolayı."

"Yarın bize şunun denmesinden korktuk ve çekilmedik: "Kaçtılar!" Bunu yememek için Anadolu deyimiyle biz namus belası diyerek devam ettik. Açık ve net konuşuyorum. Bizim için en kolay iş her aşamada geri çekilmekti. Ama belki de önümüzdeki mali genel kurulda ibra etmeyeceğim diye bağıranlar bize iyilik etmiş olacak. Bunu bilemeyiz. Hangisi hayırdan hangisi şerden geliyor, şu anda bilemeyiz. Ama şunu söyleyebiliriz, içimiz rahat, alnımız açık, yüzümüz pak. Biz bunu biliyoruz. Bunu yapanlar, kara delik gibi sinerjinizi emenler, tek bir teşekkür etmeyenler, tebrik etmeyenler ama her fırsatta "Mustafa Cengiz nerede hata yapacak" diye eleştirmek için şu an bile tetikte bekleyenlerin anlayışı kimseye hayır getirmez. Ne Galatasaray'a ne o kişiye ne de topluma bir hayır getirir. Ben bu anlamda üzgünüm, bunu ifade etmek istiyorum ama kimseyi de kırmak istemiyorum. Bizi eleştirenleri dikkatle dinlerim, eğer yapıcı ve sağlıklı eleştiriyse ondan alınacak çok ders vardır. Demek bir yerde hata yapmışım, onu düzeltmem gerekir. Ki insan eleştiriden yapı olarak hoşlanmaz. Ama ben can kulağıyla dinlerim ve düzeltmeye, anında müdahale etmeye çalışırım. Fakat yıkıcı, hakaret edici, aşağılayıcı eleştirileri de onaylamam mümkün değil."

Başkanımız sosyal medya ve yazılı basında oyuncularımızdan bazılarıyla mali sebeplerle yolların ayrılacağı iddialarının sorulması üzerine şu yanıtı verdi:

"Bizim aktifimizde olan tüm futbolcular, çok değerlidir, dünyanın en iyisidir. Bu iddialarla ilgili ben bir açıklama yapamam. Teklifler gelir, gider. Bu en son aşamada onay için bana gelir. Bana transferle ilgili intikal eden hiçbir şey yok, bana resmi olarak gelmeyen hiçbir şeyle ilgili bir yorumda bulunamam."

Salgın sebebiyle azalan gelirler nedeniyle futbolcu sözleşmelerinde bir revize veya indirim olup olmayacağına ilişkin soruya şu cevabı verdi:

"Bize göre bu yılla ilgili acil olarak alınması gereken önlemler var. Bir de bu olayın sürmesiyle ilgili alınacak önlemler var. Bizim yaptığımız hesaplamalar, kısa dönem ve uzun dönemle ilişkili. Kısa dönemde bizim mutlaka giderlerimizi azaltmamız gerekiyor. En önemli giderimiz yıllık 60 milyon euro vergi hariç profesyonel futbolcu giderimiz var. Biz bunun bir bölümünün inmesini istiyoruz. Bizim bu inmesini istediğimiz bölüm de çok önemli bir şey tutmuyor, yaklaşık 10 milyon euro'luk bir tutar. Bir şey değil. Bizim 150 milyon euro'luk toplam gider bütçemizin içinde bu %10 bile değil. %10'a çıkması durumu olabilir ama asla %10'un üstüne çıkmaz. Yani bizim talebimiz genel bütçenin içinde önemli bir pay değil ama acil olarak bu önlemin alınması lazım. Çünkü nakit akış planımız için gerekli. Ülke ve dünya çok zor bir durumdan geçiyor, bu zor durumu aşmamız için mutlaka acil tedbirler almamız gerekir. Bu anlamda en büyük gider payımızı teşkil eden sevgili profesyonel futbolcularımızın giderlerinden belli bir kısıntıya gitmeyi planlıyor ve hesaplıyoruz. Bunu mutlaka realize edeceğiz."

Başkanımız, Sağlık Bakanlığı'na destek olmak amacıyla yaptığı bağışla ilgili gelen soru üzerine şunları söyledi:

"İnsanlar başta onu da yanlış anladı. Biz o bağışı başta bir kampanya başlatmak için düşündük. Devlet zor duruma düşünce millete gayret düşmeli. Millet gayretli olmalı. Tüm kurtuluş savaşları da böyledir, Türk toplumu da çok büyük bir toplumdur. Binlerce yıllık bir gelenekten gelmektedir. Biz bunu düşünürken olumlu anlamıyla açıkladık, yoksa yapılan hayır ve hasenatın gizli olması gerekir. Ama bu hayır ve hasenat örnek teşkil ediyorsa açık olmasında da fayda vardır. Biz bu bağlamda hareket ettik. O zaman da hiçbir kampanya ya da bağış hareketi yoktu. Biz bunu gerçekleştirdik. Ben bunu devletle de görüştüm. Çok hızlı adım attık, karınca kararınca diyerek Sağlık Bakanlığı hesabına bir bağış yaptık. Bir kampanyaya dönüştürmek için. Fakat akşamında devlet bir kampanya başlattı. O zaman biz o kampanyamızı durdurduk. Neden? Amiyane tabirle, devlet kampanya yapıyorsa devletin raconuna racon kesilmez. Devlet bir yerde vaziyet ediyorsa, bir önlem alıyorsa bizim durumumuz vatandaş olarak da, sivil toplum örgütü olarak da devlete uymaktır. Devletin yönergeleri doğrultusunda davranmaktır. Biz o doğrultuda bir destek verdik, o desteğin yerine ulaştığını düşünüyoruz. Sağlık çalışanlarımızın verdiği kahramanca mücadele, verdiğimiz şehitler herkesin malumu. Emniyet, İçişleri, Jandarma için de bunları diyebilirim. Devletimiz topyekün mücadele ediyor. Bize düşen vazife devletimize destek olmak."

Mecidiyeköy'de otel amaçlı yapılan binamızın Sağlık Bakanlığı'na tahsis edilmesi hususuyla ilgili gelen bir soru üzerine başkanımız şu cevabı verdi:

"Orada da biz elimizden geleni yaptık. Ben şu açıdan devleti tebrik ediyorum. Ben devletten gelmeyim. Biz Mülkiyelilerin sağcısı da solcusu da aynıdır: Hepsi devletçidir. Ortak noktaları budur, devlet için mücadele ederler ama hepsi kendi fikrine göre. Biz acaba devlete hazır duran binayı tahsis ederek destek olabilir miyiz dedik. Biliyorsunuz, hazır duruyor. 10 milyon TL bir masrafla gayet güzel bir hastane haline getirilebilir. Sağlık Bakanlığımız istediği kadar kullanabilir. Ama onlar gerek Şehir Hastaneleri gerek sahra hastaneleri yaptılar, sağ olsunlar. Benim o gün Milli Güvenlik Kurulu'yla da bir görüşmem oldu. Bir şeye dikkatimi çektiler: 13 Nisan 2019 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla dünyada yaşanabilecek bir pandemik influenzaya karşı önlemler alınmasına yönelik bir karar var. Resmi Gazete'de ilan tarihi 13 Nisan 2019. Burada açıkça uluslararası yani pandemik bir grip, bir influenza salgınıyla ilgili önlem alınmasından söz ediliyor. Ben siyasete girmeden bunu söylüyorum, bu müthiş bir öngörü. Ben devletim güçlendikçe mutlu oluyorum. Bunu da kimse sakın faşist, totaliter bir anlama çekmesin bazıları. Oturup saatlerce bunu tartışabilirim. Onlarla Bakunin'i de, Preudhomme'u da tartışırım. Oraya girmeyelim. Burada açıkça bir önlem var ve Şehir Hastaneleri'nden söz ediyor. Bunu görünce mutlu oldum. Demek ki bu Şehir Hastaneleriyle devletimiz bu önlemi almış, bunu öngörmüş. Bundan söz eden kimse bugüne kadar oldu mu bilmiyorum, ben rastlamadım. Bu vesileyle de bunu söylemiş olayım. Bu önlem kararında müthiş bir öngörü ve vizyon var. Demek ki Şehir Hastaneleri bunun için bir önlem olabilirmiş. Bunu eleştirenler oldu, haklı veya haksız, tekniğini bilmediğim için bir şey söyleyemem. Fazla dendi, büyük dendi. Ama bakın şimdi yararını görüyoruz. Demek ki her şeyde bir hayır var. Fakat bunları hiçbir siyasi tartışmanın içine girmeden söylüyorum, sakın bizi siyasi bir tartışma içine çekmesinler.”

Eski bir teknik direktörün açıklaması üzerine, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün şampiyonlukla ilgili talebi olduğu konusunda başkanımız, “Vallahi biz öyle 100 tane isteriz. 14 yıl şampiyon olamadık bir sürü sorarız. Ben buna girmeyeyim. İnnallahe meassabirin diyeyim.” ifadelerini kullandı.

Fetih Sûresi ile Kadıköy’de büyük bir zafer geldiği hatırlatılması ve salgınla ilgili bir sûre sorulması üzerine başkanımız Mustafa Cengiz, şöyle konuştu:

“Yok. Diyanet İşleri bize görevimizi elimizden alacaksınız diye dava açacak. Nevzat Dindar bir şey sordu topu altı pasa dikti. Benim aklıma önce hadis geldi sonra ayet geldi. Onu söyledim o anda. Allah utandırmadı diyelim. Onun esprisini de yapıyorlar tabii şimdi. 20 yıllık süreci kırmak çok önemli. Özellikle psikolojik algı açısından. Siz orada çok da iyi oynuyor olabilirsiniz, rakibiniz de. Son yıllarda hiç yenilmedik zaten hep berabere kaldık. Hep yenmeye çalıştık. Değerli rakibimiz alınmasın. Yenmeye çalışan taraf hep bizdik. Yendik, iyi de oldu. Her şerde bir hayır var.”

Başkanımız, karantina sürecinde evde olmanıza en çok eşiniz Hayat hanım sevinmiştir ifadesi üzerine; “Beni yine göremiyor. Tıraşımı yaptı. Berberlik yaptı, çok da iyi yaptı. Maliyeti normal berberin 3-4 katı oldu (Gülerek). Hanım yine beni pek göremiyor. Herkesin gecesi gündüz, gündüzü gece oldu.  Uyandığım andan itibaren Galatasaray ile ilgili konferanslar devam ediyor. Seninle şimdi stüdyoda olsak ben daha az yorulurdum, sen de öyle. İnsanın vücut dili, mimikleri, yaydığı sinerjiyi hisseder karşı taraftaki. Evde çalışanlar bunu hissediyordur. Telekonferanslar bizi yoruyor. Bunları yapmak zorundayız; yaşam sürüyor. Galatasaray dev bir organizma, yaşayan canlı bir organizma. Her gün onlarca sorunu var. Belki bunda da hayır var. Galatasaray olmasaydı birbirimizle uğraşırdık. Daha iyi olur muydu bilmiyorum.” yanıtını verdi. 

Karantina günlerinde bilgisayar oyunu oynamayı çok istediğini fakat iş yoğunluğundan zaman bulamadığını belirten Başkanımız, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çok istiyorum oyun oynamayı fakat zaman bulamıyorum. Daha önce söylemiştim kimse inanmadı. Ben iyi bir oyuncuyum. Steam’deki kütüphaneme bakarken Portal II’ye baktım, Talos’u biraz deneyeyim dedim. Özellikle gençlere analitik ve zor senteze ulaşacak, beyin patlatacak oyunlar istiyorlarsa The Talos Principle ve Portal II’yi tavsiye ederim. Ben zaman bulamıyorum, mutlaka bir şey çıkıyor. PubG diye bir oyun var çıktığı günden beri kasıp kavurdu. Onu oynayamadım içimde ukde kaldı. Bir adım atamadım, adım attığım anda devamlı beni vurdular. O oyunu oynamak isterdim. O oyunu oynayanları da tebrik ve takdir ediyorum. Warcraft olsun, Elder Scrolls olsun en üst seviyede oynayan oyuncuyum.”

Karantina günlerinde en çok neyi özlediniz sorusuna başkanımız Mustafa Cengiz şu şekilde yanıt verdi:

“En çok özlediğim toplumsal anlamda içinde bulunduğum Galatasaray; ama torunumu çok özledim. Sağ olsun oğlum günde belli bir saatte telekonferans aracılığıyla torunla bizi konuşturuyor ama torun üzülüyor tabii. O da 3 yaşına geldi, artık idrak edebiliyor. Çocuklar için zor, çocuklu aileler için zor. Ben hepsine sabır diliyorum. Bu günler de geçecek bundan eminim. Yorar da geçer, deler de geçer ama geçecek. Bu acılı günleri sonra gülerek hatırlayacağız. Belki acı bir tebessümle… Özellikle vefat edenlerin yakınlarına başsağlığı diliyorum. Zorlu bir mücadele. İnsanoğlu bunu da aşacaktır.”

Başkanımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile ilgili olarak “Gelecek bizim çocuklarımız, gelecek onların cumhuriyeti. Bu cumhuriyete sahip çıkmalarını diliyorum. Onların hepsine aileleriyle birlikte esenlikler diliyorum. Çocuklarımızın anneli, babalı büyümelerini diliyorum. Bu cumhuriyeti nasıl Atamız emanet ettiyse gençlere, aynı şekilde çocukların da yarın genç olacağı düşüncesiyle onların idrak içinde, mutlulukla bu bayramı kutlamalarını diliyorum.” şeklinde konuştu.

Galatasaray camiasının çok değerli bir camia olduğunu dile getiren başkanımız, “Biz açıklık, şeffaflık ve doğruluk içinde olduğumuza inanıyoruz. Ne varsa camiamızla paylaşırız, onlarla birlikte çözüm yolu ararız. Biz onların başını elimizden geldiğince hiçbir yerde eğdirmeyiz. Hepsine sevgilerimi, saygılarımı ve teşekkürlerimi iletiyorum. Bize her zaman destek oldular, tüm yönetimlere destek oldular, inşallah herkese de olacaklar. Bütün camialar değerli ama ben kendi camiam adına konuşabilirim. Bizim camiamız çok değerli, çok farklı, çok müstesna bir camia, onu temsil ettiğim için de onur duyuyorum. Herkese saygılarımı iletiyorum.” diyerek sözlerini noktaladı.