5 Ekim 2010 Salı 21:17

Neeskens: Mücadele Etmek Zorundayız

Neeskens: Mücadele Etmek Zorundayız

Galatasaray Antrenörü Johan Neeskens, Galatasaray Televizyonu’nda yayınlanan “Soru Cevap” Programının Konuğu Oldu

Baros’un bu takımda neden alternatifi bulunmuyor?
Alternatif olarak Kewell’in o mevkide oynayabileceğini hepimiz biliyoruz. Geçen sene de oynadı. Zorluk çekmememiz lazım. Milan Baros’un yokluğu bizim için üzücü bir olay. Takıma ne kadar faydalı olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye maçında 3 tane mükemmel gol attı. Bu kadar kabiliyeti olan bir santraforu kaybetmek üzücüdür. 3 puanı almak için takım halinde mücadele etmemiz gerekiyor. Bir futbolcu için mükemmel dememiz doğru değildir. Çünkü takım halinde mağlup oluyor ya da takım halinde galip geliyorsunuz.

Milan Baros sakatlandığı zaman ‘’Şimdi ne yapacağız’’ sorusu kafalarda olmuyor değil mi ? Kewell  her zaman alternatif olarak görünüyor.
Baros’un yokluğunda normalde Mehmet Batdal’ın orada olması gerekiyor ama o da sakat olduğundan dolayı  geçen sene de olduğu gibi Kewell’ı oynatıyoruz.

Rijkaard Servet’in kadroya alınmaması hakkında bir açıklama yaptı ama bir de sizden açıklama alabilir miyiz?
Servet bütün maçlarda forma giyen, bizim kaybetmek istemediğimiz bir futbolcu, bütün maçlarda oynadı. Onun için Servet’in takımda ne kadar faydalı olduğunu biliyoruz. Servet milli takımda da olduğu için daha yoğun bir tempoda oynamış oluyor. Karabük maçında da Servet’i dinlendirip alternatifini görmek ve 2 milli maç öncesi kendisini dinlendirmek istedik.

Bu sefer de  ‘’Son 4 maçta 1 gol yemiş bir takım var ve bu defans neden bozuluyor’’ diye eleştirilerler geliyor.
Takımın temposu yoğun olduğu için alternatifini oynatmak istedik. Servet ile alakalı bir konu değil.

Arda ve Baros’un yokluğu hücum yönünü kısıtlıyor mu?
Takım içerisinde Milan Baros’un, Arda’nın olması takıma büyük bir katkı sağlamaktadır ama 1-2 futbolcunun yokluğunun takımı hiçbir şekilde etkilememesi lazım. Ama malesef bizi etkilemiş oldu.

Kardemir Karabükspor maçı penaltıyla başladı. Mücadelelerde yaşanan bu tip durumlar ve işin psikolojisini sormak istiyorum. Maça başlıyorsunuz ve yarım dakika olmadan verilen bir penaltı kararı sonrasında karşılaşmaya yenik başlıyorsunuz. Bu durum takımın psikolojisini nasıl etkiliyor, teknik adamlar bu gibi zamanlarda nasıl önlemler alıyorlar?
Karabük’te iyi bir netice alma düşüncesiyle maça hazırlanmıştık. İlk 30 saniye içindeki penaltıda hakemin vermiş olduğu karar bence çok yanlıştı. Pozisyonun penaltıyla alakası yoktu. Bu konuyla ilgili sadece hakemi suçlamak çözüm değil , kendi hatamızdan dolayı rakibimize böyle bir fırsat vermiş olduk. Orada geri oynarken kısa bir pas verildi. Normalde topu daha iyi vermiş olsaydık, bu pozisyon doğmazdı. Yani en büyük hata bizde. Burada hakemi suçlamak da doğru değil aslında. Karar yanlış ama, bizim geri pası kısa vermemiz, rakibin araya girmesi bizim hatamız. Hakem 30. saniyede penaltıyı verdi ama 89 dakika daha oyun oynama ve maçı çevirme imkanımız vardı. Hakem maçın bitmesine 30 saniye kala hatalı karar verseydi bu düzeltilemeyebilirdi. Bizim İstanbul Büyükşehir Belediye ile oynadığımız ilk 15 dakika ile Karabük’te oynadığımız ilk 15 dakika arasında dağlar kadar fark var. Pas tercihlerimiz hatalıydı ve pas yüzdemiz düşüktü. Rakip de bunu çok iyi kullandı , bizi hataya zorladı. İstanbul Büyükşehir Belediye’ye karşı oynadığımız pas yüzdesinin altında kaldık.
Galatasaray sezon başından beri futbol anlamında aslında hocalarımızın da pek de memnun kalmadığı bir tablo çiziyor. Oynanan futbol neden hocalarımızın istediği gelişimi gösteremiyor?
İstanbul Büyükşehir Belediye maçında oyun anlamında çok iyi bir performans sergiledik ve yukarıya doğru çıktığımız, grafik olarak da yukarıya doğru tırmandığımız, pas yüzdemizin yüksek olduğu görülüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye maçından 1 hafta sonra,  Karabük’e karşı oynarken 7 -8 futbolcu kendi güçlerinin çok altında kalabiliyorlar. İlk 10 dakikada 2-0 mağlup duruma düşseniz de kötü oynasanız da mücadele ve hırsı sahaya yansıtmak zorundasınız. 2-0 mağlup da olsanız, en azından rakibi zorlayıp, mücadele gücüyle rakibi hatalara zorlayıp onları sıkıştırmamız gerekiyor. Bundan sonraki maçlarda da bu mücadele gücümüzü daha üst düzeye çıkartmamız lazım. Kötü oynayabilirsiniz ama en azından mücadele etmek zorundasınız.

Bu durumla nasıl başedilebilir? Puan tablosuna baktığımız zaman 3 mağlubiyet var ve bu zaman zaman kuşkusuz ki endişe yaratabiliyor. ‘’Bu tip şeyler futbolun doğasında var, mağlubiyetler olabilir’’ gözüyle mi bakıyorsunuz? Yoksa ‘’Bu mağlubiyetler birtakım şeylerin değişmesi ve gücümüzü arttırma yönünde çalışmamız gerektiğinin göstergesidir’’ diye mi düşünüyorsunuz?
Takım halinde öncelikle kontrolü elimize almak zorundayız. Galatasaray olarak pas yüzdemizin çok üst düzey olması, pası yaparken rakibi koşturmamız gerekiyor. Ama malesef böyle olmuyor, pas yaparken çok top kaybı yapıyoruz, hatalı paslar veriyoruz. Yapmak istediklerimizi üst düzeye çıkarıp rakip takımı boğmamız gerekiyor. Rakibi çok koşturup, topu alamamaları sebebiyle zorlamamız gerekiyor. Galatasaray olduğunuz zaman pas yüzdenizin yüksek olması gerekiyor. Takımda sakatlıklar da, sakatlıklardan dönen futbolcularımız da var. Bu futbolcularımızın bir anda yüzde yüz tempoyla oynamasını kabul edemeyiz. Bu isimler yavaş yavaş kendi performanslarını üst seviyeye taşımak zorunda. İnsua’nın direkt gelip takımda oynaması önemli. Misimovic’in geldiği gibi harika bir performans sergilemesini beklemek doğru değil. Adaptasyon döneminin yaşanması, takımla uyum sağlanması gerekiyor. Bunlara da biraz zaman verilmesi gerekiyor.

Normal koşullarda belki sakatlıklar olmasa bu isimler kademeli olarak takıma girecekti. O yüzden biraz zamana ihtiyaçları var.
Gelir gelmez sakatlıklardan dolayı bu futbolcuları 90 dakika oynatmak mecburiyetinde bıraktık. Sakatlıklar olmasaydı, bu arkadaşlarımızı 25 dakika, yarım devre derken, 90 dakika oynatma şansımız olabilirdi.

Bu hafta madem hep böyle polemiklerden konuştuk, birinci ağızdan kalan sorularımıza cevap arayalım. Hiddink – Rijkaard sürtüşmesi olarak medyada yer alan, aslında bizim tanık olduğumuz tam tersi bir durum söz konusu. Bu durumda aracı olduğunuz söyleniyor, bu iki ismin diyaloğu arasında. Kulağınıza mutlaka gelmiştir, Hiddink – Rijkaard – Neeskens ilişkisini yorumlayabilir misiniz?
Geçtiğimiz iki milli maçta Hiddink’le telefon görüşmem oldu, buradaki durumlardan bahsettim. Karabük maçından sonra Pazar günü saat 11.00’de antrenmanda olacağını dile getirdi. Bizim 4 futbolcumuz hakkında konuşmak için... Hiddink, Rijkaard ve ben Adnan Sezgin’in odasında birlikte konuştuk. Sabri takımla birlikte Karabük’te maça çıkıyor, antrenmanlarda da bizimle birlikte, Servet için de aynı durum söz konusu. Arda ve Hakan Balta’ysa ilgili Pazar gününden itibaren takımla beraber antrenmanlara çıkmaya başlayacaklardı. Galatasaray’ın teknik ekibi ve milli takımın teknik ekibi bir görüşme yapmış oldu. Antrenörlere durumu anlattık. Hiddink Cuma gününe kadar antrenmanlarda yapabileceklerini görmek istediğini dile getirdi. Yüzde yüz iyi olurlarsa, Almanya’ya karşı sahaya çıkarmak istediğini dile getirdi. En azından Azerbeycan maçında hazır olmaları durumunda sahaya sürmek istediğini söyledi. Arda Turan ve Hakan Balta’nın antrenmanlarda sergiledikleri performanslarla ilgili raporlar alıyoruz. Guus Hiddink’in bu konularla ilgili neler yapacağını bekleyip göreceğiz.

Aslında medyada yer aldığı gibi bu üçlü arasında herhangi bir problem yok. Zaten aynı zamanda eski çalışma arkadaşısınız. Buradan son kez kamuoyuna duyurulsun.

Hepimiz birer teknik adamız. Bu konuyla ilgili düzgün bir şekilde karar verip, oturup konuşarak, anlaşarak, neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda fikir alışverişinde bulunduk. Basında böyle bir şeyin çıkması da yanlış. Ne benim ne de Rijkaard’ın Hiddink’le bir sorunu var.

De Jong, Ben Arfa’nın ayağının kırılmasına sebep olacak sertlikte bir harekette bulundu ve daha sonra da Hollanda milli takımının kadrosundan bu nedenle çıkartıldı. Marjwick bu hareketin çok vahşice olduğunu ve bu nedenle kendisini tercih etmediğini söyledi. Bu konuyla ilgili genel bir yorum alabilir miyiz? Futbol adına bu sertlikleri cezalandırmak için en güzel tepki güzel oyunun doğduğu yer olan Hollanda’dan gelmiş oldu.
Benim kanaatim futbolda böyle sertliğe yer olmaması doğrultusuda. O maçı seyretmedim nasıl ayağını kırdığını bilmiyorum ama, söyleyeceğim şey futbolcuların örnek birer insan olmak zorunda oldukları gerçeği... Çünkü kamuoyunda herkes onları örnek alıyor. Futbolcu dışarıda nasılsa saha içinde de o şekilde davranmak zorunda. Futbolun çok güzel bir spor olduğunu ve futbolda sakatlıkların yerinin olmadığını düşünüyorum.  Galiba hakem orada De Jong’u sarı kartla cezalandırdı. Televizyon görüntülerinden sonra İngiltere Futbol Federasyonu gerekli cezayı verecektir. Milli takım hocası en azından milli maça çıkarken rakip futbolcuların farklı bir düşüncesi olmaması için, hakemin orada en ufak bir pozisyonda kırmızı kartla oyun dışı bırakabileceğini göz önünde bulundurarak, takımı korumak amaçlı da kadroya De Jong’u almamış olabilir.