27 Temmuz 2011 Çarşamba 10:22
Ali Sami Yen: Galatasaray'a Adanmış Bir Hayat

Aramızdan ayrılışının 60. yıldönümünde, Kurucumuz Ali Sami Yenin
1886dan 1951e kadar süren 65 yıllık yaşamının öyküsü....
ALİ SAMİ YEN (1886-1951)
Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmektir
diyordu Ali Sami Bey, henüz 20. yüzyılın başında Galatasaray kulübünün
temellerine ilk harç konurken. Sadece yanıbaşındaki, onunla duygu ve
düşünce birliğine sahip olan birkaç yakın arkadaşının şahitlik ettiği bu
mütevazı sahne, aynı yüzyılın sonuna geldiğimizde bir büyük gösteriye
dönüşecek ve Galatasaray adını Avrupanın en büyüğü olarak zirveye
yazdıracaktı. Hem de bir İngiliz takımını UEFA kupasının finalinde
devirerek. Ve en az onlar kadar futbol denilen bu oyunu da oynayarak,
hatta onlardan daha da iyi oynayarak.
İşte yüzyılın başındaki bu
macera, gönülleri spor ve dolayısıyla da futbol aşkı ile dolu bir avuç
gencin girişimiyle böyle başlamıştı. O günlerde kimse gün gelip de, bu
takımın kök salarak, ülkenin en önde gelen sportif markalarından birisi
olabileceğini aklına bile getiremezdi. Aslında nasıl getirecekti de.
Ortam bu tarz girişimler için son derece elverişsizdi. II. Abdülhamit
tahtta yaklaşık 30 yılı aşkın bir süredir oturmaktaydı. Giriştiği
otokratik modernleşme çabaları bağlamında memlekette bir çok alanda
gözle görülür bir gelişme kaydedilmiş, ancak özgürlükler konusunda tam
anlamıyla yaya kalınmıştı.
Halbuki değişen ve gelişen dünya
şartlarında bilgi hızla yer değiştirmeye başlamış, düşünce ve fikirler
sınır tanımaksızın bir memleketten ötekine kısa zamanda ulaşıverir
olmuşlardı. Siyaset ve kültür alanında yaşanan bu gelişmeler hiç
şüphesiz ki, benzer etkileri sportif alanda da yapmakta gecikmemişti.
Dünyada spor alanında yaşanan gelişmeler ile ortaya çıkan yeni oyunlar
fazla zaman kaybetmeksizin imparatorluğun o günkü başkenti olan
İstanbulun kozmopolit ortamına düşüvermekteydi.
Futbol ile Tanışıyoruz
İşte 1900lü yılların başında İstanbuldaki İngilizlerin çayırlarda oynadıkları bir oyun Galatasaray Sultanisinde
okumakta olan gençlerin ilgisini çekmekte gecikmemişti. Dikdörtgen bir
alanda 11er kişilik takımlar, adına top denilen meşin bir yuvarlağı
kaleden kaleye koşturmaktadırlar. Ancak bunu yaparken topu kimi zaman
zarif çalımlar ile taşımakta, kimi zamanda aralarında yaptıkları paslar
ile rakip sahaya iletmektedirler. Ama ne olursa olsun, atılan şutlar,
kornerlerden gelen topa kafa vurabilmek için yapılan hamleler ve hele
topun kaleye girişi sonrasında gol diye bağrışarak sevinmek, kısacası
futbolun coşkusunu yaşamak bambaşka bir keyiftir.
Bu oyunu ilk kez Kadıköydeki çayırda oynanırken gören Ali Sami Bey,
deyim yerindeyse daha o günlerde bu ilginç oyuna aşık olmuş ve kuracağı
bir takım ile bu oyunu oynama sevdasına düşüvermiştir. Gerçi sevdaya
düşmesine düşmüştür ama, bu oyunu nasıl ve hangi şartlar altında
oynayacakları ise kocaman bir meçhuldür. Çünkü dönemin siyasal şartları
gereği insanların, hele ki mektepli gençlerin bir araya gelip de
herhangi bir konuda faaliyette bulunmaları hiç de hoş
karşılanmamaktadır. Ayrıca bu iş için gerekli malzemenin nereden ve
nasıl sağlanacağı, daha doğrusu hangi para ile sağlanacağı da bir başka
meçhuldür. Ancak daha da önemlisi bu oyunun nasıl oynanacağı, kimlerden
öğrenileceği ise meçhullerin de meçhulüdür.
O günlerde top denilen
nesne Galatasaray Sultanisine girmiştir girmesine. Ve bu top ile
oynamak sevdası da çok kişinin gönlüne düşmüştür düşmesine. Ancak top
ile oynamaktan anlaşılan şey; ya topu bir vuruşta okulun damından daha
yukarıya aşırmaktır, ya da ortaya atıp o topa hücum eden yüzlerce
öğrencinin arasından topa sahip olarak kendini ve topu oradan sağ salim
çıkarabilmektir. Hatta bu işe öncülük etmesi yüzünden genç Ali Sami,
okul müdürü Abdurrahman Şeref Bey tarafından bir çok kez azarlanır.
Abdurrahman
Şeref Bey
Ali Sami Efendi sen çalışkan bir talebesin. Böyle
arbedelerin başına geçmeni sana asla yakıştıramıyorum ve bu mevzunun ele
başılığını yapmana da hayret ediyorum
diyerek birçok kereler
kulağını çekiverir. Ancak değişen fazla bir şey olmaz. Top sevdası bir
kere gönüllere düşmüştür artık. İşte böylesi bir ortamda Ali Sami
vasıtasıyla kuralsız kaidesiz biçimde de olsa futbol oyunu ile tanışan
Galatasaraylılar, bir müddet sonra aynı Ali Saminin liderliğinde, o
günlerin şartlarında neredeyse imkansız gibi görünen bir işe
soyunuverirler. Yani bir futbol takımını, Galatasarayı kurmaya
soyunurlar.
Ali Sami Kimdir?
1905 yılında öğrencisi olduğu okulda en yakın arkadaşları olan Emin Bülend ve Asım Beyler ile
takımı oluşturan, yine o günlerde bakımı çok zor olan ve yerine
yenisini koyabilmenin hiç de kolay olmadığı tek futbol topuna gözü gibi
baktığı için başkan olan, Şişman Yankonun Çarşıkapıdaki dükkanında seçilen kumaşların göz alıcı ışıltısında takımın renklerini sarı kırmızı olarak belirleyen,
ilk formaları ablası başta olmak üzere eşe dosta diktirerek sahaya
takım gibi bir takım çıkartan ve henüz isimsiz olan takıma seyircilerin
yakıştırdığı Galatasaray Efendilerinden ilhamla bugün de gururla taşıdığımız adını koyan Ali Sami Bey 20 Mayıs 1886 tarihinde İstanbulda dünyaya gelir.
Ünlü dilbilimci ve yazar Şemsettin Saminin
oğluydu. Babası 1850 yılında bugün Yunanistan sınırları içinde yer
almakta olan Yanyada dünyaya gelmişti. Ailenin bu topraklardaki geçmişi
yüzyıllara dayanmakta olup, Fraşeriler olarak bilinen bir sülalenin
torunlarıydılar. Babası ilk eğitimini Yanyadaki Rum okulunda yapmış, bu
sırada öğrenmeye başladığı yabancı diller dolayısıyla lisana ve
edebiyata olan ilgisini fark etmişti. Yanyada başladığı memuriyet
hayatını, 1871den itibaren İstanbulda devam ettirmişti. Bu arada
İstanbula yerleşmiş olması dolayısıyla artan imkanlara paralel dilbilim
üzerine çalışmalar yaparak, bu sahada kendisini geliştirmeye
başlamıştı.
Yaptığı mutsuz evlilikler, birbiri ardına yazılan
kitaplar ve romanların yanısıra bugün bile kaynak olarak tartışılmaz bir
değeri olan Kamus-ı Türkî gibi, Kamus-ı Fransevî gibi lügatler ile Kamusül-Alâm
adını taşıyan ansiklopedik lügatleri ile Şemsettin Sami kültür
dünyamızda kendisine müstesna bir yer edinmiş bulunmaktaydı. Türkçenin
dil sorunlarını inceleyen ve dildeki yabancı kelime ve kuralların
Türkçeden arındırılmasını savunan fiemsettin Sami son yıllarını bir
takım politik görüşlerinin sarayı rahatsız etmesi üzerine Caddebostan
semtindeki köşkünde göz hapsinde geçirmek durumunda kalmıştı. 1904
yılında da sessiz sedasız bu hayata gözlerini kapatmıştı.
Şemsettin
Sami 1886 yılında dünyaya gelen oğlu Ali Samiyi işte böylesi zorlu ve
karmaşık bir ortamın şartları altında yetiştirmeye çalışmıştı. İlk
tahsilini babasından alan Ali Sami daha sonrasında ise babası tarafından
dönemin önde gelen okullarından birisine, yani Galatasaray Sultanisine
gönderilmişti. Ali Sami bu okulda hiç şüphesiz ki pek çok şey
öğrenmişti. Modern spor anlayışından Fransızcaya, dönemin edebiyat
akımlarından, siyasal gelişmelerinin tümüne değin. Ama bir şeyleri
sıfırdan oluşturmayı, oluşturduktan sonrada azimle onu geliştirmeyi ve
kurumsallaştırmayı da babasından öğrenmişti. 1906 yılında mezun olduğu
okul da elbetteki bunları pekiştiren bir etki yapmıştı Ali Saminin
üzerinde. Tıpkı dönemin yükselen değeri olan modern milliyetçilik ile
özgür düşüncenin önemini de bu okulda öğrenmiş olduğu gibi.
Ali Sami ve Sporla İçiçe Günler
Bu
arada Ali Sami tarafından binbir güçlükle kurulan takım da bir şekilde
sahaya çıkar. Daha doğrusu o günlerde adına saha denilen İstanbul
çayırlarına. Elbette kırmızı fesli hafiyelerin sıkı takipleri altında. O
zor günlerde okuldan gizlice moda çayırına gidilir, Lazarinin
salaş kahvehanesinde, kimi zamanda mezarlıklarda soyunulur, giyinilir
ve maçlara çıkılır. İlk maçlar sonuçları itibarıyla pek de iç açıcı
olmaz. Farklı mağlubiyetler alınır. Ancak Galatasarayı Efendileri bu
mağlubiyetlerden dolayı yılgınlığa kapılmazlar. Hem okul yönetiminin
baskıları, hem de içinde bulunulan maddi ve manevi imkansızlıklara
rağmen bu gençler futbol sevdasından vazgeçmezler. Ve 1906 yılında, yani
kuruluşundan bir yıl sonra Galatasaray dönemin çok güçlü takımlarından
birisi olan Imogen ile oynanan ve kıran kırana geçen bir maçı berabere
bitirir. Bu o günün şartlarında tam anlamıyla bir zaferdir. Zaten bunun
üzerinden çok da fazla bir zaman geçmeden II. Meşrutiyetin ilanı ile
başlayan liglerde ilk şampiyon Türk takımı olarak Galatasaray adını zirveye yazdırıverir. Sene 1909dur.
Aktif Sporculuktan Sonraki Günler
Galatasarayın
futbolda kısa zaman zarfında elde ettiği başarılarda şüphesiz ki, Ali
Saminin de büyük katkısı vardı. Zarif çalımları, kuvvetli driplingleri
ile Galatasaray orta sahasının vazgeçilmez oyuncularından birisidir. Ne
var ki, 1907 yılının sonlarında Kadıköy takımına karşı oynanılan ve 3-0
kazanılan bir maç esnasında ayağının kırılması, Ali Saminin futbol
sahalarındaki kariyerine de bir anlamda nokta koyar. Uzun süren bir
tedavi süreci sonunda yine futbol sahalarına dönse de artık eskisi gibi
oynayamaz.
Ancak bu onun futboldan, Galatasaraydan ve en
önemlisi spordan koptuğu anlamına gelmez. Onun için artık yöneticilik
devri başlamıştır. Ali Sami Bey, Meşrutiyetin ilanı sonrasında tescili
yapılan kulübün ilk başkanı olur. Ve 1905 başlangıç kabul edilmek üzere
1918 yılına değin 13 yıl aralıksız başkanlık yapar. Daha sonra bir de
1925 yılında bir yıllığına başkanlık koltuğuna bir kez daha oturur.
Futbol sahalarından uzak kaldığı günlerde başka sportif uğraşlara yönelir Ali Sami Bey. Fenerbahçeli Sait (Cihanoğlu) Bey ile birlikte Kısıklı ve Hekimbaşı taraflarında ava çıkar. Ancak hayvanları vurmaya kıyamadığından bu av partileri onun için daha çok kır gezilerine dönüşür.
Hukuk Mektebi'ne kaydolduğu, 1911 yılında Ahmet Robenson
ile birlikte keşşaflık yani İzcilik ekibini oluştururlar. Gençlerin
spor ve kültür ağırlıklı çalışmalar eşliğinde hayatı tanımalarını amaç
edinirler. Aynı günlerde Galatasarayın denizcilik şubesini oluşturmak
için kolları sıvar Ali Sami. Katıldığı kurslarda denizciliği detaylı bir
şekilde öğrenir. Onun bu çabaları dönemin Bahriye Nazırı Cemal Paşanın
dikkatini çeker ve kendisi Bahriye Mühendis Mektebine beden terbiyesi
ve spor öğretmeni olarak atanır. Aynı günlerde Modadaki İtalyanlara ait
lokal, savaş dolayısıyla hükümet tarafından el konulduktan sonra
Galatasaray kulübüne verilir. Burası kulübün lokali haline getirilir. Ve
Ali Sami Bey o güne kadar kazanılmış tüm kupaları buraya getirerek, ilk
müzeyi de bu mekanda kurar.
Yine aynı günlerde Ali Sami,
köşklerinin bahçesine bir tenis kortu yaptırarak, bu spor ile uğraşmak
isteyen gençlere kendi çapında bir spor tesisi daha kazandırır.
Sonrasında zor günler gelir. Savaş ve hemen arkasından İstanbulun
işgali. Kulübün Modadaki lokaline el konur. Kapanma tehlikesi ile karşı
karşıya kalan kulübü Ali Sami Bey büyük bir gayretle yaşatmaya çabalar.
Kulüp bu zor günlerde doğduğu yer olan liseye sığınır. O güne kadar
kazanılan kupalar da liseye gelir ve bugünkü müzenin temelleri de
böylece atılır. Bu arada maddi açıdan zor günler yaşayan Ali Sami Bey,
tütün tekelini idare eden bir kuruluş olan tütün rejisinde memur olarak
çalışmaya başlar.
Spor Yöneticiliği Günleri Başlıyor
Savaş
yıllarının zor şartları altında bile sporla ilişkisini kesmeyen Ali
Sami Bey, bu arada milli mücadeleye de her halükârda destek olur. Öyle
ki, İstanbulun düşman işgalinden kurtuluşunun hemen sonrasında
topladığı sporcu arkadaşları ile birlikte şehri kurtaran Refet Paşa'yı
ziyarete giderler. Paşa yaptığı teşekkür konuşmasında Ali Sami ve
arkadaşlarına,
bizler Anadoluda savaşırken, sizler de burada işgal
güçlerinin takımlarına karşı yaptığınız maçlarda aldığınız galibiyetler
ile halka moral vererek çok mühim bir iş yaptınız
diyerekten
kendilerini kutlar.
Kısa bir zaman sonrada, 1922 tarihinde kurulan ve ülkenin ilk spor teşkilatı olan İdman Cemiyetleri İttifakının
başkanlığına Ali Sami Bey getirilir. Ali Sami Bey bu dönemde tüm spor
branşlarında federasyonların kurulmasına öncülük eder. Spor branşları
için gerekli yönetmelikler yabancı dillerden tercüme edilerek, yürürlüğe
konur. Ali Sami Bey sporcuları örgütlü hale getirirken, aynı zamanda
Romanya karşısında ilk maçına çıkan milli takımı da bu karşılaşmaya
teknik sorumlu olarak hazırlar.
1924 yılında ise Ali Sami Bey,
Olimpiyat Komitesi Başkanı sıfatıyla Paris oyunlarına giden heyetin
başında yer alır. Türk sporcuları sportif anlamda belki kayda değer bir
başarı elde edemezler ama, orada Ali Sami Bey başkanlığında
sergiledikleri modern Türk imajıyla büyük takdir ve ilgi toplarlar.
Sessiz Yıllar
Cumhuriyetin
kuruluşu ile başlayan süreçte yaşanan büyük coşkuya paralel olarak Türk
sporunun gelişmesi adına aynı coşku ile bir çok yeniliğe imza atan Ali
Sami Bey, otuzlu yıllara gelindiğinde ise yavaş yavaş arka plana doğru
çekilmeye başlar. Bu yıllarda siyasilerin spora giderek daha fazla
müdahale etmeleri ve hele otuzlu yılların ikinci yarısında spor
teşkilatlarının doğrudan tek parti idaresinin bir parçası gibi
değerlendirilerek yeniden yapılandırılması, onun spor yöneticiliğini
bırakmasına neden olur. Çünkü sporun yönetiminin siyasetçilerin değil,
doğrudan doğruya spor adamlarının işi olduğunu düşünmektedir.
Bu
yıllarda Tekel idaresinde değişik görevler üstlenen Ali Sami Bey, yeni
bir takım girişimlerde bulunmaktan da geri durmaz bu arada. 1931 yılında
eski bir öğrencisinin teşvikiyle önce araba kullanmayı öğrenir.
Sonrasında işin mekanik kısmına merak sararak, kısa zamanda tek başına
araba tamiri yapacak kadar da uzmanlaşır. Otuzlu yıllarda otomobil ile
tek başına dört uzun yolculuğa çıkar. Bir anlamda izcilik ile motor
sporlarını birleştirerek, kendisine yeni bir meşgale oluşturur. Aynı
günlerde soyadı kanununun çıkmasıyla birlikte kişiliğine en uygun olan
soyadı, yani Yeni alır.
Bu arada otomobil merakı sadece bir hobi
olarak kalmaz. Yabancı dilden motor sporları yönetmeliklerini tercüme
ederek, motor sporlarının bu ülkedeki ilk yazılı kurallarını hayata
geçirir. Kırklı yıllarda ise Seyrüsefer Komisyonu üyeliği ile Turing Kurumu'nun
otomobil kısmının başkanlığı görevlerine getirilir. Türkiyedeki motor
sporlarının ivme kazanması da böylece Ali Sami Yenin bu görevlere
atanmasıyla birlikte başlar. Daha önce altyapısını hazırladığı motor
sporları Ali Sami Yenin teşvikiyle kırklı yılların sonlarından itibaren
Türkiyede de yapılmaya başlanır.
Son Yıllar
1950
yılında Milli Eğitim Bakanlığının isteği üzerine sporun amatör bir
teşkilat tarafından idaresini sağlayacak bir yasa tasarısının
hazırlıklarına katılır. Yine aynı dönemlerde spora yönelik olarak bir
kitap hazırlığına girişir. Ancak yayınlamaya muvaffak olamaz. Çünkü 29
Temmuz 1951 günü sabaha karşı geçirdiği bir kalp krizi sonucunda bu
hayata veda eder Ali Sami Yen. Ölümü tüm ülkede büyük bir üzüntüyle
karşılanır. Ancak mücadeleci kişiliği ve örgütçülüğü ön planda tutan
yönetim anlayışı ile oluşturduğu bir büyük camia, yani Galatasaray Spor
Kulübü ise gerideki en büyük eseri olarak bugünlere kalır. 1905ten
2005e, 2005ten de sonsuzluğa değin hep başarılara imza atmak adına